ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 10 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 10 (1)
Cilt: 10  Sayı: 1 - Nisan 2004
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
Akut iskemik strokta chlamydia pneumoniae seropozitifliği
Seropositivity of chlamydia pneumoniae in acute ischemic stroke
Mehmet Gül, Arif Duran, Halil Kaya, Ali Ulvi Uca
Sayfalar 41 - 44
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı Akut İskemik Strok (AİS) ile Chlamydia Pneumoniae (CP) seropozitifliği arasındaki olası ilişkiyi araştırmaktı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma prospektif bir klinik çalışma olarak yapıldı. 01-01-2001 ile 31-12-2001 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi acil servisine başvuran 126 AİS’lu hasta [64 kadın (%51), 62 erkek (%49 ), ortalama ya 67 ±14] ve hiçbir yakınması olmayan, sağlıklı, gönüllü 104 birey [76 erkek (%73), 28 kadın (%27), ortalama yaş 64±14] çalışmaya alındı. Hasta ve kontrol grubu CP seropozitifliği (CP IgG ve IgA antikorları) açısından karşılaştırıldı.

BULGULAR: CP IgA ve CP IgG seropozitifliği AİS’lu olgularda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (Sırasıyla, P=0.006 ve P=0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlara göre, CP ile AİS arasında bir ilişki söz konusu olabilir. Olası bu ilişkinin kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: The aim of our study was to investigate a relation between Acute Ischemic Stroke (AIS) and Chlamydia pneumoniae (CP).
METHODS: The study was performed as a clinical prospective study. Totally, 104 healthy volunteers [76 male (73%), 28 female (27%), aged 64±14 years old] and 126 patients with AIS [64 female (51%), 76 male (73%), aged 67 ±14 years old] applied to Emergency department of Meram Medical School, Selcuk University, between January 01, 2001 and December 31, 2001 were studied. The patients and the controls were compared in respect to their CP seropositivity (CP IgG and CP IgA antibodies).
RESULTS: The seropositivity of CP IgA and CP IgG was statistically significant in the patients group compared to that of the control group (p=0.006 and p=0.001 respectively).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results implies a relation between CP and AIS. Possibility of such a relation deeds to be more investigated.

2.
İskemik inmeli olgularda antikardiolipin antikor düzeyleri
Anticardiolipin antibody levels in ischemic stroke
Reyhan Yılmazer, Feriha Özer, Macit Koldaş, Sibel Karşıdağ
Sayfalar 45 - 50
GİRİŞ ve AMAÇ: İskemik serebrovasküler hastalığın gelişiminde birçok etyolojik faktör rol oynamaktadır. Son zamanlarda bu faktörler arasında antikardiolipin antikor (ACA) düzeylerinin yüksekliği üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada tıkayıcı tip serebrovasküler hastalıklarda ACA IgG ve ACA IgM düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 60 hasta ve 30 kişiden oluşan kontrol grubu alınmıştır. Çalışmaya alınan her hastanın bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT), bazı olgularda manyetik rezonans görüntüleme (MRG), transtorasik ve gereken olgularda transözefagial ekokardiografi (TTE/TEE), karotis-vertebral doppler ultrasonografi ve rutin hematolojik tetkikler yapılmış ve her hastadan ilk bir hafta içinde alınan serum örneklerinde IgG ve IgM ACA düzeyleri çalışılmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya alınan hastalar (n: 60) ve kontrol olguları (n: 30) 40 yaş altı, 40<59 yaş arası ve 60 yaş üzeri olmak üzere gruplara ayrılmış ve yaş açısından incelendiğinde aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Hasta grubunda IgG ACA düzey ortalaması grup 1’de 6.15, grup 2’de 4.40, grup 3’te 3.55 PLU/ml, IgM düzey ortalaması ise sırasıyla 4.85, 3.10 ve 1.70 PLU/ml olarak belirlenmiştir. Kontrol grubunda ise IgG ACA düzey ortalaması sırasıyla 3.20, 3.10, 4.60 PLU/ml ve IgM düzey ortalaması 2.60, 4.80, 1.50 şeklinde bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu veriler dikkate alındığında, yaptığımız çalışmada hasta ve kontrol grupları arasında IgG ve IgM ACA düzeyleri arasında strokta risk faktörü oluşturacak istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar bulunamamıştır (p>0.05).
INTRODUCTION: Many aetiological risk factors have been known to play important roles in the development of ischemic cerebrovascular diseases. Among these risk factors, attention has been focused on high levels of anticardiolipin antibodies (ACA). This study aims to evaluate levels of ACA IgG and IgM in ischemic cerebrovascular diseases.
METHODS: This study includes 60 patient and a control group of 30. In the study, for each patient brain imaging study (CT or MRI), echocardiography (TTE or TEE), doppler USG and rutin heamatological examinations were also performed. Levels of ACA IgG and IgM were studies in the serum samples taken from each patient within the first week.
RESULTS: The patients (n: 60) and the control group (n: 30) were divided into age groups of under 40, 40-60 and over 60. When examined according to age, statisticaly, no significant differences were found. In the patient group average levels of IgG ACA (PLU/ml) were 4.15 for the first group, 4.40 for the second and 3.55 for the third group. Average levels of IgM ACA (PLU/ml) were 4.85, 3.10 and 1.70 respectively. As for the control group average levels ogf IgG ACA were 3.20, 3.10, 4.60 PLU/ml, and average levels of IgM ACA weere 2.60, 4.80, 1.50 PLU/ml respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to our data, there has been no significant differences statisticaly, in levels of IgG and IgM ACA between the patient and control group (p>0.05), which suggests that these levels do not constitute risk factors in stroke.

3.
Derin yerleşimli arterio-venöz malformasyon olgularının gamma-knife ile tedavi sonuçları
Results of deeply situated intracranial AVM’s treated with gamma knife
Deniz Konya, Türker Kılıç, Selçuk Peker, Saruhan Çekirge, Feyyaz Baltacıoğlu, Necmettin Pamir
Sayfalar 51 - 56
GİRİŞ ve AMAÇ: Derin yerleşim gösteren arteriovenöz malformasyonlar (AVM) cerrahi ulaşım zorluğu ve bulundukları anatomik yapıların önemli fizyolojik fonksiyonları nedeniyle diğer AVM’lere göre daha yüksek cerrahi mortalite ve morbidite oranlarına sahiptirler. Mikrocerrahi yaklaşımları için komplikasyon oranlarını arttıran anatomik ulaşım zorluğu faktörü, stereotaktik ışın-cerrahisi için teknik bir zorluk faktörü değildir. Bu özellikleri nedeniyle derin AVM’ler ayrı bir alt grup olarak değerlendirilmişlerdir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Prospektif bu çalışmada, Gamma-Knife uygulanan derin yerleşimli AVM olgularından en az 2 yıllık anjiografik kontrolü bulunan ilk 50 olgunun klinik ve nöroradyolojik özellikleri gözden geçirilmiştir. Derin AVM tanılı 50 olgunun tamamında nidus boyutlarında değişme görülmüştür. AVM nidus boyutunda değişiklik görülen 50 olgunun 44’ünde (%88) tam kapanma, 4’ünde (%8) %50-80 küçülme ve 2’sinde (%4) ise sadece venöz dönüş saptanmıştır.
BULGULAR: Derin AVM olgularının 6’sında (%12) nidus çevresindeki beyin dokusunda radyasyona bağlı T2 değişiklikleri görülmüş, 3 hastada (%6) bu değişiklikler kalıcı nörolojik kusurların oluşmasına yol açmıştır. Derin AVM’lerde mortalite ile karşılaşılmamıştır. İki yıllık izlemi bulunan ilk 50 hastadan yalnızca 1’inde (%2) latent dönem AVM kanaması görülmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlarla Gamma-Knife tedavisi derin AVM’lerde, geometrik açıdan uygun olan hastalarda, mikrocerrahiyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir tedavi yöntemidir.
INTRODUCTION: Deeply situated intracranial arteriovenous malformations have more mortality and morbidity ratios, as they present anatomical difficulties in surgical approaches. On the other hand, technically, deep location is not a complication increasing factor in radiosurgery.

METHODS: In this prospective study, first 50 patients with deep AVM’s who have at least 2 year follow-up after gamma-knife treatment are evaluated. All 50 deep situated AVM’s revealed a decrease in their nidus volumes. In 44 (88%) cases AVM oclusion was complete, 4 AVM’s (8%) showed 50-80% decrease in their nidus volumes, and 2 other (4%) displayed only venous drainage.
RESULTS: Six (12%) AVM cases demonstrated radiological T2 image changes around the AVM nidus, in the normal brain tissue, in 3 (6%) cases these changes caused neurologically permanent deficits.
DISCUSSION AND CONCLUSION: No mortality was detected in the deeply located AVM’s and only one intracranial hemorrhage was detected in the latent period.

4.
Farklı yaş gruplarındaki genç erişkinler arasında iskemik inme alt tipleri
Subtypes of ischemic stroke in different age groups among young adults
Canan Togay Işıkay, Deniz Tuncel, Nermin Mutluer
Sayfalar 57 - 60
GİRİŞ ve AMAÇ: Genç erişkinlerde inme ile ilgili çalışmalar genellikle 45 yaşın altındaki hastaları içerir. Bu çalışmanın amacı; 45 yaşın altında, iki farklı yaş grubundaki genç erişkinler arasındaki, risk faktörlerini ve inme alt tiplerini karşılaşırmaktı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Akut inme ya da geçici iskemik atakla gelen (GİA) ve 18-45 yaşları arasında olan 100 hastanın bilgileri; geriye dönük olarak değerlendirildi. İnme risk faktörleri, klinik bulguları ve laboratuar ve radyolojik sonuçları içeren hasta bilgileri kaydedildi. İskemik inmeli hastalar iki alt tipe bölündü; 18-30 yaşları arasında olanlar (Grup I) ve 30 yaşın üzerinde olanlar (GrupII). İstatistik analiz için Fisher’ın ki-kare ve Student t testi kullanıldı.
BULGULAR: Elli altı kadın ve 44 erkek vardı. On bir hasta hemorajik ve 89 hasta iskemik inme ya da GİA’tı. İskemik inmeli hastaların 15 tanesi 18-30 yaşları arasında, ve 74 tanesi 30 yaşın üzerindeydi. Sık olmayan nedenlere bağlı iskemik inme yalnızca kadınlarda bulunurken sigara içme, alkolizm ve büyük damar aterosklerozunun ya da küçük damar tıkanıklığının neden olduğu iskemik inme, erkeklerde daha sıktı (p<0.05). Kardiyoembolizm ve sık olmayan nedenlere bağlı iskemik inme Grup I’de daha fazla orandaydı; halbuki aterosklerotik vasküler patolojiye bağlı inme, 31-45 yaş grubunda daha belirgindi (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Bizim sonuçlarımız; genç erişkinlerde inme nedenlerinin; 30 yaş üzerindekilerde, 18-30 yaşındaki hastalardan anlamlı olarak farklı olduğu göstermiştir. 31-45 yaşındaki hastalarda; büyük damar aterosklerozunun ve küçük damar tıkanıklığının neden olduğu iskemik inme, yaşlılarda ki kadar sıklıkta görülmektedir.
INTRODUCTION: The studies concerning stroke in young adults usually included the patients under the age of 45 years. The aim of this study was to compare the risk factors and subtypes of stroke between two different age groups among young adults aged <45 years.

METHODS: The files of 100 patients who were admitted with acute stroke or transient ischemic attacks (TIA) and aged 18 to 45 years were evaluated retrospectively. Patient data including stroke risk factors, clinical signs, and the results of laboratory and radiological examinations were recorded. The patients with ischemic stroke were divided into two subgroups; patients between the ages of 18-30 (Group I) and those aged over 30 years (Group II). Fisher’s exact chi-square and Student t tests were used for statistical analysis.

RESULTS: There were 56 women and 44 men. Eleven patients had hemorrhagic and 89 patients had ischemic stroke or TIA. Fifteen of patients with ischemic stroke were 18-30 years of age, and 74 patients aged over 30 years. Smoking, alcoholism and ischemic stroke due to large artery atherosclerosis or small vessel occlusion were more common in men, while ischemic stroke due to uncommon causes was detected only in women (p<0.05). The proportion of ischemic stroke due to cardioembolism and uncommon causes was higher in Group I, whereas stroke due to atherosclerotic vasculopathy predominated in the 31-45 year old group (p<0.05).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results showed that stroke causes in young adults aged over 30 years significantly differ from those in 18-30 year old patients. The 31-45 year old patients seem to have ischemic stroke due to large artery atherosclerosis and small vessel occlusion as common as the elderly.

5.
İntrakranyal ve ekstrakranyal ateroskleroza bağlı iskemik serebrovasküler hastalık (SVH) geçiren hastaların risk faktörleri açısından karşılaştırılması
Comparison of the risk factors in the patients with extracranial and intracranial atherosclerotic cerebral infarction
Talip Asil, Mahmut Kerimoğlu, İlkay Uzunca, Ufuk Utku
Sayfalar 61 - 65
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı ekstrakranyal ve intrakranyal ateroskleroza bağlı iskemik SVH geçiren hastaların başlıca risk faktörleri açısından farklılıklarını incelemektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya 1 Mart 2001-28 Şubat 2002 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji kliniğine başvuran ve ilk kez SVH geçiren hastalar arasından Manyetik Rezonans Anjiografi (MRA) ile intrakranyal stenoz saptanan 16 hasta alındı. Hastaların tamamında karotis Doppler ile ekstrakranyal ateroskleroz ve akokardiyografi (EKO) ile kardiyoemboli kaynağı olmadığı gösterildi. Aynı yaş ve cinsiyette karotis Doppler veya DSA ile ekstrakranyal ateroskleroz saptanmış, MRA ve Transkranyal Doppler ile intrakranyal stenozu olmadığı gösterilmiş 16 hasta ile başlıca risk faktörleri açısından karşılaştırma yapıldı.

BULGULAR: Çalışmamızda ilk kez SVH geçiren hastalardan intrakranyal stenoz saptanan 16 hastadan 9’unda MCA anadalda, 2’sinde intrakranyal ICA’da ve 4’ünde baziler arterde, birinde ise vertebral arterin intrakranyal parçasında stenoz veya oklüzyon saptandı. Diabetes mellitus, hipertansiyon, hiperkolesterolemi ve sigara açısından intrakranyal ve ekstrakranyal aterosklerozlu hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken iskemik kalp hastalığı (İKH) geçirme oranı ekstrakranyal aterosklerozlu hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksekti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İntrakranyal stenoz iskemik SVH etyolojisi araştırılırken gözden kaçırılmaması gereken çok da nadir görülmeyen bir durumdur. İKH geçirmiş olmanın servikal ateroskleroz için intrakranyal stenoza göre daha belirgin bir risk faktörü olduğu görülmüştür.
INTRODUCTION: The aim of this study is investigation of the risk factors in patients with extracranial and intracranial atherosclerotic cerebral infarction.
METHODS: 16 patients in whom intracranial stenosis was detected among the patients admitted to our clinic with first is cerebral infarction between 1 March 2001- 28 February 2020. It was showen that there was no source extracranial stenosis and cardioemboli in all patients. 16 patients with the same age and sex in whom extracranial atherosklerosis was detected and there was no intracranial stenosis where compared from the point of view to the risk factor.
RESULTS: Range of the 16 patients with intracranial stenosis among the area who developed first cerebral infarction: 9 of them where in main territory of middle cerebral artery, 2 of them where in intracranial part of internal carotis artery, 4 of them where in basiler artery, one of them was in intracranial part of vertebral artery. No meanginful difference was found from the point of the view diabetes mellitus, hypertension, hypercholesterolemia and smoking between groups, the rate of ischemic heart disease (IHD) development was highest int the patients with extracranial atherosklerosis.
DISCUSSION AND CONCLUSION: İntracranial stenosis is a condition which don’t forget in the investigation of cerebral infarction. It has been seen that developed IHD is the highest risk factor fort he extracranial atherosclerosis than fort he intracranial stenosis.

LookUs & Online Makale
w