ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 10 Issue : 3 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 10 (3)
Cilt: 10  Sayı: 3 - Aralık 2004
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1.
AKUT İSKEMİK İNMELERDE ERKEN EVRE BİLGİSAYARLI BEYİN TOMOGRAFİ BULGULARI
EARL Y FINDINGS ON COMPUTED BRAIN TOMOGRAPHY IN ACUTE ISCHEMIC STROKE
Ufuk ŞENER, C. Nalan Soyder KUŞ, Yaşar ZORLU, Necvan ÖNAL, Özden ALTINEL
Sayfalar 111 - 116
Bu çalışmada akut iskemik inmeli 193 hastanın ilk 12 saat içinde çekilen bilgisayarlı beyin tomografi (BT) bulgulan ile bu bulguların infarkt lokalizasyonu ve hastaların başlangıçtaki nörolojik durumu ile ilişkisi değerlendirildi. Hastaların % 39,9'unun erken evrede çekilen BT'sinde anormal bulgu saptandı. Erken evre BT'sinde anormal bulgu saptanan hastaların % 25,9'unun, Hiperdens Orta Serebral Arter Bulgusu olan hastaların ise % 59,2'sinin başvurudaki Glasgow Koma Skoru :5 6 idi. Hastaların ilk başvurndaki nörolojik durumu ile erken evrede BT bulgusu varlığı arasında anlamlı ilişki saptandı. Erken evre BT bulgusu olan ve kontrol BT çekilebilen hastaların tümünde, bu bulgular ile kontrol BT'de görülen infarktın lokalizasyonu uyumlu idi.
in 193 patients with acute ischemic stroke, early signs of cerebral ischemia on head computed tomography (CT), performed within 12 hours of symptoms onset, were evaluated to determine their relationship to the localization of infarction and admission neurological status. lnitial CT was abnormal in 39,9 % of the patients. Glasgow coma score was :5 6 in 25,9% of the patients with abnormal CT scan and in 59,2% of the patients with hyperdense middle cerebral artery sign. Clinical severity of neurological deficit at onset was well correlated to the early CT abnormalities. There was a significant correlation between the initial CT findings and localization of infarction, in every patient with available follow-up seans.

2.
DENEYSEL SUBARAKNOİD MODELİ GELİŞTİRİLEN RATLARDA VÜCUT ISISI DEGİŞİKLİKLERİNİN SEREBRAL KAN AKIM HIZLARI ÜZERİNE ETKİSİ
THE EFFECT OF BODY TEMPERATURE ALTERATION ON CEREBRAL BLOOD FLOW VELOCITY IN THE RATS DEVELOPED EXPERIMENT AL SUBARACNOID HEMORRHAGE.
Serhat ÖZKAN, Demet ÖZBABALIK, Nevzat UZUNER, Gazi ÖZDEMİR
Sayfalar 117 - 120
Amaç: Subaraknoid kanama (SAK) sonrası vücut ısısı değişikliklerinin serebral kan akım hızları üzerine etkilerinin Transkranyal Doppler ile incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel SAK geliştirildikten sonra 3 gruba (normotenni, hipertenni, hipotenni) ayrılarak izlenen 30 ratı içermektedir. Tüm grupların ortalama kan akım hızları TCD yardımıyla işlemden sonraki 1, 20, 60, 120, 240 ve 360. dakikalarda kayıtlanmıştır. Sonuçlar: SAK sonrası 1. dakikalarda tüm gruplarda ortalama kan akım hızları düşerken Pulsatilite indeksleri yüksek seyretti. Hipotermi grubunda deney süresince ortalama kan akım hızı düşük seyrederken normotermi ve hipertermi grubunda anlamlı şekilde yüksek seyretti. Tartışma; Hipotermi SAK erken döneminde lüks perfüzyondan koruyucu olarak davranırken, hipertenni kötü prognostik bir değer olabilir.
Purpose: To investigate the effects of changing body temperature on mean cerebral blood flow velocity by using Transcranial doppler. Material and methods: This study included in 30 rats separated 3 groups (normothermia, hypothermia and hyperthermia) after exposing to experimental subaracnoid hemorrhage model. The mean blood flow velocities of ali groups were recorded by using Transcranial doppler first, 30th, 60., 120., 240., 360 minutes after procedure. Results: While the mean blood flow velocities of whole rats reduced in the 1st minutes after SAK, pulsatility index increased. in the hypothermia groups, mBFv did not show increasing during the experiment. in the contrast, normothermia and hyperthennia tended to higher than hypothennia, significantly. Conclusion: Hypothermia can prevent luxury perfusion in the early time of SAK. Hyperthermia also can be worst prognostic value.

3.
ORAK HÜCRELİ ANEMİLİ ÇOCUKLARDA İNME
STROKE IN CHILDREN WITH SICKLE CELL ANEMIA
İsmet M. MELEK, Taşkın DUMAN, Edip GALİ
Sayfalar 121 - 128
Serebrovasküler hastalıklar açısından özel risk grubu niteliğinde olan hasta grupları, etiyolojik değerlendirme ve klinik özellikleri açısından farklı öneme sahiptir. Orak hücreli anemi 20 yaş altı inmelerin etiyolojisinde önemli yer tutar. Çocukluk çağı serebrovasküler hastalık risk faktörleri için konjenital kalp hastalıklarından sonra en sık ikinci nedenin orak hücreli anemi olduğu ve bu hastaların benzer yaş gruplarına göre 250 kat daha fazla serebral infarkt riski taşıdığı bildirilmiştir. Türkiye'deki tüm hemoglobinopatilerin %17.49'unun Hatay doğumlu olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada orak hücreli anemi taşıyıcılığının %10.5 olduğu Hatay ilinde 1994 yılından itibaren hemoglobin elektroforezi ile orak hücreli anemi tanısı almış ve bugüne kadar izlenmiş olan 506 hastada görülen inme· olguları bildirildi. 403 olgu HbSS (%79.6), 99 olgu HbSS+ Thalessemi (%19.6), 2 olgu HbSD (%0.4), 2 olgu HbSE idi. 506 hastanın izlendiği 10 yıllık izlem süresinde, inme gelişen 5 hastanın en küçüğü 3, en büyüğü 15 yaşındaydı. Olguların hematolojik parametreleri ile İnmelere ait klinik ve etiyolojik özellikler incelendi. Otozomal resesif bir hastalık olan ve kromozom llp.15.4 bölgesinde bulunan, hemoglobin beta genindeki nokta mutasyon oluşan orak hücreli anemi hematolojik nitelikleri yanında inme açısından yüksek risk oluşturma özelliğine sahiptir. Ülkemizde gen taşıyıcılarının yoğun olarak bulunduğu bölgelerde erken tanı ve izlemle komplikasyonların önlenmesinde yapılacak çalışmalar çocukluk çağı inmeleri açısından da önem taşımaktadır.
Patient groups at high risk with respect to cerebrovascular disease has a particular importance in terms of etiological and dink evaluations. Sickle celi anemia has an important place in the etiology of patients who have had stroke before the age of 20. Among the risk factor of cerebrovascular diseases occurring during childhood, sickle celi anemia is the second important cause following the congenital heart diseases. The probability of a patient with sickle celi anemia to have cerebral infarction is 250 times higher when compared to those who don't have this disease at same age. Those who are bom in Hatay forms the 17.49% of the ali hemoglobinopathy cases reported in Turkey. in this study, the data on stroke obtained from 506 cases by hemoglobin electrophoresis since 1994 in Hatay, where 10.5% of the population is the carrier, was reported. Of the cases, 403 (79,6%), 99 (19,6%), 2 (0,4%) and 2 (0,4%) were HbSS, HbSS+Thalessemia, HbSD and HbSE, respectively. During a period of 10 year, 5 patients had stroke. Among them, the youngest one was 3 yr old while the oldest one was 15 yr old. The data on hemopatolgical parameters and on clinical and etiological were investigated. Being an autosomal recessive disease and arising from the mutation of hemoglobin beta gene, sickle celi anemia is considered to be a high risk factor for stroke besides the hematological features. İn the regions where gene carriers are densely populated, studies on early diagnosis and monitoring appears to be highly important in the detection and prevention of childhood strokes.

4.
SEREBRAL VENÖZ TROMBOZDA KLİNİK, ETYOLOJİ, PROGNOZ
CEREBRAL VENOUS THROMBOSIS iN CLINICAL SIGNS, ETIOLOGY,PROGNOSIS, NEURORADIOLOGICAL FINDINGS
Sevda ERER, İbrahim BORA, Erhan OĞUL, Semra AKGÖZ
Sayfalar 129 - 134
Çalışmaya 1997-2004 yılları arasında serebral venöz tromboz tanısı ile takip edilen 32 kadın, 19 erkek toplam 51 hasta alındı. Magnetik rezonans (MR) ve MR angiografi tetkikleri ile tanı konuldu. Olguların %88'inde başağrısı, %59'unda papil ödemi, %71'inde foka! nörolojik defisit, %31'inde konfüzyon, % 18'inde koma ve %22'sinde nöbet geçirme gözlendi. Etyolojik neden olarak en sık postpartum periyod veya gebelik saptandı. Olguların %94'ünde, venöz trombozun superior sagittal sinüs yerleşimli olduğu gözlendi. Akut dönem tedavide olguların %70'ine konvansiyonel heparin, %30'una düşük molekül ağırlıklı heparin uygulandı. Takiplerde %53'ünde iyi prognoz, %35'inde minimal nörolojik defisit, %2'sinde ise ölüm görüldü. Sonuç olarak gebelik, postpartum dönemde görülen serebral venöz trombozlu olgularda prognozun daha iyi olduğu gözlendi, fakat gebelerde daha önceden var olan genetik hiperkoagülopatinin prognozu kötüleştirdiği, bu nedenle doğurganlık dönemindeki kadınlarda hiperkoagülopatiye neden olan genetik hastalıkların önceden saptanmasının daha sonra ortaya çıkabilecek serebral venöz tromboz gelişimini engelleyeceği düşünülmektedir.
We reviewed 51 patients (32 female, 19 male) with cerebral venous thorombosis were included in our study between 1997 and 2004 years. Diagnosis was confirmed by magnetic resonance (MR) and MR angiography of brain vessels. Headache was observed in 88 % of cases, papilledema 59 %, focal neurological deficitis 71 %, confusion 31 %, coma 18 %, seizures 22 % respectively. Postpartum state or pregnancy were determined to be the most comman etiological causes. We observed that venous thrombosis was of superior sagittal simıs iıwolvement in 94 % of cases. Unfractionated heparin was administered to 70 % cases, fractionated heparin was administered to 30 % cases during acute phase treatment. There was good prognosis in 53 %, minimal neurologic deficits in 35 % and mortality in 2 % of them during follow up. Asa result, it was detemined that cerebral venous sinus thorombosis observed during pregnancy and postpartum state was of a much better prognosis in cases but pre-existing genetic hipcrcoagulopathy in pregnancies aggravated the prognosis, therefore it has been suggested that the predetermination of genetic disorders causing hypercoagulopathy in women with pregnancy may interfere with the development of cerebral venous thorombosis which may occur later.

OLGU SUNUMU
5.
GENÇ İNME NEDENİ OLARAK MELAS SENDROMU
STROKE IN YOUNG ADULT WITH MELAS SYNDROME
A. Filiz KOÇ, Ali ÖZEREN, Yakup SARICA, Suzan ZORLUDEMİR, Figen ÖZCAN
Sayfalar 135 - 138
MELAS Sendromu; mitokondrial ensefalopati, laktik asidoz, tekrarlayan inme benzeri epizodlarla karekterize nadir görülen mitokondrial bir hastalıktır. Nöbetler, başağrısı, bulantı, kusma, egzersiz intoleransı ve ragged red fiber görülür. 20 yaşında, sağ elini kullanan erkek hasta letarji ve sol hemiparezi bulguları ile kliniğimize başvurdu. Öyküsünde 3 aydır konvülziyonu vardı. Radyolojik incelemesinde, sol anterior frontal, temporo-parietal ve posterior oksipital bölgede akutsubakut enfarktı mevcuttu.Öykü, fizik ve nörolojik muayene, görüntüleme, histopatolojik çalışmalar sonucunda olgu MELAS sendromu olarak tanındı. Genç inmenin ayırıcı tanısında MELAS dikkatle göz önünde tutulmalıdır.
MELAS syndrome, a rare mitochondrial disorder, is characterizcd by mitochondrial encephalopathy, lactic acidosis, recurrent stroke-like episodes. Seizures, headaches, nausea and vomiting, excrcise intolerance, and ragged-red fibers may be seen. A 20 year-old right handed male was admitted to our department with lcthargy and left hemiparesis. in past history, he had convulsion for three months. He had acut-subacute infarct at Jeft anterior frontal, temporo-parietal and posterior occipital region. Based on history, physical and neurological exaıninations, neuroimaging, histopathological studies, he was diagnosed as MELAS syndrome. This very rare finding has bcen deınonstrated in this paper. in differantial diagnosis of young stroke we must carefully consider MELAS.

6.
TEKRARLAYICI SEREBRAL HEMORAJİK İNFARKT İLE PREZENTE OLAN PRİMER SANTRAL SİNİR SİSTEMİ VASKÜLİTLİ BİR OLGU
PRIMARY CENTRAL NERVOUS SYSTEM VASCULITIS PRESENTED WITH RECURRENT CEREBRAL HEMORRHAGIC INFARCTION: A case report
Belgin KOÇER, Nalan GÖKÇE, Şule BİLEN, Fikri AK
Sayfalar 139 - 144
Primer santral sinir sistemi vasküliti sıklıkla başağrısı, konfüzyon ve strok kliniği ile prezente olur. Nöroradiyolojik olarak intraparenkimal, subaraknoidal kanama, hemorajik kortikal infarkt ve kliniğinde fokal motor nöbet ile prezente olan nadir olgu bildirilmiştir. Başağrısı, bulantı, kusma, sağ kol ve bacakta kasılma ve güçsüzlük şikayetleri ile başvuran kırkbeş yaşında bir kadın olgu sunmaktayız. Özgeçmişinde 5 ay önce geçirilmiş sol hemiparezi vardı. Nörolojik muayenesinde kısmi duyusal afazi, dizartri, sağ santral fasiyal paralizi ve sağ hemiparezi tesbit edildi. ikinci gününde sağda fokal motor nöbet ve sonrasında iki kez jeneralize tonik klonik nöbet izlendi. Laboratuvar incelemesinde sistemik vaskülit lehine bulgu tesbit edilmedi. BT ve MRI'da sağ temporoparietal bölgede kronik süreçte rezorbsiyon alanı ve sol ve sağ posterior parietal bölgede multiple kortikal lobüle hemorajik infarkt alanı izlendi. DSA'da anterior serebral sulama alanında düzensizlik ve oklüzyon görüldü. Metilprednisolon 7 gün süre ile iv.1 gr / gün ve ardından oral metilprednisolon tedavisi sonrasında nöbet tekrarı olmadı ve nörolojik muayenede belirgin düzelme görüldü. Fokal motor nöbet ve tekrarlayıcı hemorajik kortikal infarkt tablosunun primer santral sinir sistemi vasküliti için nadir bir prezentasyon olması nedeniyle olguyu sunmayı uygun bulduk.
Primary central nervous system vasculitis is frequently presented with headache, confusion and stroke symptoms. in neuroradiologic evaluation intraparenchymal and subarachnoid bleeding, hemorrhagic cortical infarction and clinical presentation with focal motor seizure were rarely reported. We reported a 45 years old female patient who presented with headache, nausea, vomiting and weakness of right arın and leg. At her past history she had a left hemiparesis as a result of cerebrovascular disease. At her neurologic examination parcial sensorial aphasia, dysartri, right central facia) paralysis and hemiparesis were present. At the second day of her hospitalization, she had a focal motor and two generalized tonic-clonic seizure. in her laboratory evaluation positive results for systemic vasculitis were absent. in CT and MRI evaluation there was chronic reabsorbed area at the right temporoparietal region accompanied with multiple cortical lobular hemorrhagic infarction area at left posterior parietal region. in digital substraction angiography (DSA) there was irregularity and occlusion in the anterior cerebral artery perfusion area. We treated her with 1 gr/day parenterally methylprednisolone for 7 consequctive days and continue with oral methylprednisolone. After the startment of treatment she no longer had seizures and her neurologic condition improved. We present this case because we believe focal motor seizure with recurrent hemorrhagic cortical infarction is a rare presentation for primary central nervous system vasculitis.

DERLEME
7.
TRANSKRANYAL DOPLER'İN TEDAVİDEKİ YERİ
THERAPEUTIC TRANSCRANIAL DOPLER
Serhat ÖZKAN, Nevzat UZUNER
Sayfalar 145 - 147
Transkranyal Doppler (TCD) uzun yıllardır bazal serebral arterlerdeki kan akım hızı parametrelerinin incelenmesi yoluyla santral sinir sitemi hastalıklarının tanı ve takibinde kullanılmakta olan bir tanı yöntemidir. Akut iskemik strokta uygulanan fibrinolitik tedavinin etkinliğini ultrasonografik düşük frekanslı dalgaların arhrdığı bilinen bir bilgi olmasına karşın, TCD ile uygulanan yüksek frekanslı ultrason enerjisi ile de bu etki oluşturulabilir. Sistemik uygulanan fibrinolitik tedavinin etkinliğinde yarattığı olumlu etkiler, TCD'nin tedavide de kullanılabileceğini göstermiştir. Bu derlemede yakın döneme kadar yapılmış çalışmalar ile TCD'nin iskemik strok tedavisindeki yerini inceledik.
Transcranial Doppler is a diagnostic method that is used for many years to diagnose and follow up the central nervous system diseases via examining the blood flow velocity parameters in the basa! cerebral arteries. Although the augmentation of the effect of given fibrinolytic treatment in acute ischemic stroke by the Jow frequency ultrasound waves was known before; this effect can be also provided by the high frequency ultrasound energy given by TCD. Positive effects of TCD on the effectiveness of systemically given fibrinolytic tretment has shown that it can be also used for the treatment. in this review, we assessed position of the TCD in tretment of acute ischemic stroke.

LookUs & Online Makale
w