ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 12 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 12 (1)
Cilt: 12  Sayı: 1 - Nisan 2006
DERLEME
1.
SİGARA ve BEYİN
SMOKE AND BRAIN
Pakize Nevin SÜTLAŞ
Sayfalar 1 - 9
Sigara içilmesi, her yıl dünyada 4 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan çok önemli bir sağlık sorunudur. Tütünün içinde bulunan zararlı maddelerden biri olan Nikotin’in sigara bağımlılığından da sorumlu olduğu bilinir. Nikotin beyindeki nikotinik asetil kolin reseptörleri üzerinden etki gösterir. Nikotinin bağımlılık yapıcı etkisi mezolimbik dopoaminerjik sistem üzerinden gelişir. Haz ve tatmin yolu olarak bilinen bu sistem bilinen bütün madde bağımlılıkların da temel hedefidir. Nikotin, dopaminerjik nöronlardaki asetilkolin reseptörlerini kısa bir süreliğine uyardıktan sonra desentize eder. Ayrıca Dopaminerjik sistem üzerindeki glutaminerjik eksitasyonunu arttırır, GABA’erjik inhibisyonunu azaltır. Böylece sinaptik plastisiteyi etkiler. Manyetik Rezonans ile yapılan çalışmalar, sigara içenlerin beyinlerinde, ventrikül dilatasyon ve kortikal atrofiler gibi kayda değer patolojik değişiklikler olduğunu göstermiştir. Çoğunlukla adelosan çağda başlayan ve yaşamı çok olumsuz etkileyen bu yaygın sağlık sorununun tedavisi için pek çok çalışma yapılmaktadır. Her türlü madde bağımlılığına karşı aşı şeklinde tedaviler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Sigara bağımlılığı beyinde başlamakta ve sürmektedir. Çözümü de beyinde olmalıdır. Nörologlar isteseler de istemeseler de sigara sorunu ile uğraşmak zorundadırlar.
Tobacco use is a major health problem that is estimated to cause 4 million deaths a year worldwide. Nicotine is the main addictive component of tobacco. It acts as an agonist to activate and desensitize nicotinic acetylcholine receptors (nAChRs). A component of nicotine’s addictive power is attributable to actions on the mesolimbic dopaminergic system, which serves a fundamental role in the acquisition of behaviors that are inappropriately reinforced by addictive drugs. Nicotine has three main actions that regulate the activity of midbrain dopamine (DA) neurons. Nicotine first activates and then desensitizes nAChRs on the DA neurons. This process directly excites the DA neurons for a short period of time before the nAChRs desensitize. Nicotine also enhances glutamatergic excitation and decreases GABAergic inhibition onto DA neurons. These events increase the probability for synaptic plasticity, such as long-term potentiation. Magnetic resonance imaging studies have demonstrated large-scale brain abnormalities in cigarette smokers, such as ventricular enlargement and atrophy. Immunotherapies are under development as a new approach to the treatment of substance dependence. Smoke is an addiction that it begin in the brain and it must be solved in it. Neurologists should have been involved the smoking problems.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2.
SEREBROVASKÜLER HASTALIKLARDA SİRKADİAN VE SİRKANNUAL RİTİM
CIRCADIAN AND CIRCANNUAL RHYTHM IN CEREBROVASCULAR DISEASES
E. Esra OKUYUCU, Özlem COŞKUN, Levent E. İNAN, Tuğba TUNÇ, Seçil ÖZKAN
Sayfalar 11 - 14
Amaç: Organizmadaki pek çok fizyolojik olay sirkadian ritim içerisinde çalışırken, bazı hastalıkların ritmisite gösterdiği yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Bu çalışmada biz akut serebrovasküler hastalıkların ortaya çıkmasında zaman faktörünün etkisi açısından sirkadian ritm ve sirkannual ritm ile serebrovasküler hastalık arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya 01 Mayıs 2002-30 Nisan 2003 tarihleri arasında akut serebrovasküler hastalık nedeni ile başvuran 465 hasta dahil edildi. Hastaların tümünden (bilgi verebiliyorsa kendisinden veremiyorsa yakınlarından) başlangıç semptomlarının günün hangi saatinde ortaya çıktığı sorgulandı. Sirkadian ritmin dağılımını incelemek için bir gün altışar saatlik dilimlere ayrıldı. Sirkannual dağılımı incelemek amacı ile bir yıl mevsimlere göre üçer aylık dilimlere ayrıldı. Bulgular: Sirkadian dağılım açısından olguların tümü değerlendirildiğinde 00.01-06.00 arasında 85 hasta (%18,3), 06.01- 12.00 arasında 139 hasta (%29,9), 12.01-18.00 saatleri arasında 143 hasta (%30,8) ve 18.01-24.00 saatleri arasında ise 98 hasta (%21,1) serebrovasküler olay geçirmişti ve tüm bu zaman dilimlerinin karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0.05). Mevsimlerle ilişki incelendiğinde ise 111 hasta (%23,9) yaz mevsiminde, 142 hasta (%30,5) sonbahar mevsiminde, 150 hasta (%32,3) kış mevsiminde, 62 hasta ise (%13,3) ilkbahar mevsiminde serebrovasküler olay yaşamıştı ve gruplar arasında istatistik olarak fark yoktu (p>0.05). Benzer farklılıklar infarkt ve hemoraji arasında da mevcut değildi. Sonuç: Çalışmamızda akut sersbrovasküler olay ile sirkadian ritim, iklim faktörünün etkisi açısından sirkannual ritim ile serebrovasküler olay arasında herhangi bir ilişki tespit edilmemiştir. Bu durum serebrovasküler olayın zaman ile ilişkili olmadığını düşündürmüştür.
Objective: While many physiological actions occur in accordance with circadian rhythm in the organism, many studies showed the rhythmicity for some diseases. In this study, we investigated the relation between cerebrovascular disease and circadian, circannual rhythm as time factor for the onset of the disease. Material and methods: Four hundred-sixty five patients admitted with cerebrovascular disease were included this study. All patients were asked for in which hours of the day the sympthoms started (information was obtained from the patient but if not possible from the family of the patient). To investigate the distribution of circadian rhythm, a day was divided into 4 as 6 hours of period and to investigate the distribution of circannual rhythm, a year was divided into 4 as 3 months of period. Results: When all patients were evaluated according to circadian distribution, the onset of the disease was between 00.01- 06.00 in 85 (18,3%) patients, between 06.01-12.00 in 139 (29,9%) patients, between 12.01-18.00 in 143 (30,8%) patients and between 18.01-24.00 in 98 (21,1%) patients. This was not statistically different (p>0.05). When we investigated the relation with the seasons, the disease was occured in the summer in 111 (22,9%) patients, in the autumn in 142 (30,5%) patients, in the winter in 150 (32,3%) patients and in the spring in 62 (13,3%) patients. This was not statistically different (p>0.05). Similar association was also not observed between hemorrhage and infarctus. Conclusion:We found that there was no relation between cerebrovascular disease and circadian rhythm and as an effect of the seasons, there was no relation between circannual rhythm and cerebrovasular events. It can be considered that cerebrovascular disease may not be associated with the time of the disease onset.

3.
İSKEMİK SEREBROVASKÜLER HASTALIKLARDA SERUM NİTRİK OKSİT DÜZEYLERİNİN İNME ALT TİPLERİ VE LEZYON BÜYÜKLÜĞÜ İLE İLİŞKİSİ
THE RELATION OF BLOOD NO LEVELS WITH STROKE SUBTYPES AND LESION SIZE IN ISCHEMIC CEREBROVASCULAR DISEASE
Mustafa ÜLKER, Cengiz DAYAN, Yasemin HOŞVER AKGÜN, Fatih BAYAR, Emine ALTUNKAYNAK, Baki ARPACI
Sayfalar 15 - 20
Amaç: Nitrik Oksit’in (NO) akut serebral iskemideki rolüne ilişkin yapılan çalışmalarda, NO metabolitlerinin (NOm) (nitrit ve nitratlar) serum ya da beyin omurilik sıvısı (BOS) değerlerinin iskeminin akut döneminde ölçümü ve bu değerlerin belirlenen parametrelerle karşılaştırılması yöntemi kullanılmış, çalışmaların sonuçlarının farklılıklar göstermesi, birbirinden farklı görüşlerin öne sürülmesine yol açmıştır. Bu çalışmada, akut iskemik inme patofizyolojisinde, daha önce yapılan çalışmalarla önemli bir rolü olduğu ileri sürülen nitrik oksit (NO)’in iskemik inme tanısı konan hastalardaki akut dönem serum değerleri ile, etyoloji ve lezyon büyüklüğüne göre sınıflandırılan inme alt tipleri arasındaki ilişki araştırılmıştır Gereç ve Yöntem : Çalışmaya inmenin ortaya çıkışından itibaren ilk 24 saat içinde başvuran ve iskemik inme teşhisi konan 40 hasta ve kontrol grubu olarak 20 sağlıklı gönüllü denek alındı. Lezyon büyüklükleri 48-72. saatte çekilen Bilgisayarlı Tomografideki görünüme göre ve TOAST sınıflamasına göre sınıflandırıldı. İskemik inme geçiren hastalardan inme sonrası ilk 24 saat içinde ve kontrol grubundan birer kez venöz kan alınarak, santrifüj edildi ve elde edilen serum örneğinde nitrik oksit metabolitleri ölçüldü. Çalışmamızda istatistik yöntem olarak SPSS (Statistical package for the Social Sciences) programı içerisinde bulunan Ki-kare ve One Way ANOVA testi kullanılmıştır Bulgular: İskemik inme geçiren hastalarda NO-m düzeyleri kontrol grubuna kıyasla belirgin yüksek bulundu. Serum NO-m düzeyleri ile inme alt tipleri ve lezyon büyüklüğü arasında bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Literatürde akut iskemik inme geçiren hastalarda lezyon büyüklüğü ile NO-m düzeyleri arasında ilişki olduğunu bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Bizim çalışmamızda böyle bir ilişkinin tespit edilememiş olması çalışmaya alınan hasta sayısının sınırlı olması ile bağlantılı olabilir. NO’in serebral iskemik süreçteki rolünü aydınlatmak için, daha büyük olgu ve kontrol gruplu çalışmalara ihtiyaç vardır.
Purpose: Studies investigating the role of nitric oxide (NO) in ischemic cerebral process by measuring the level of serum and cerebrospinal fluid nitric oxide-metabolites (NO-m) (nitrites and nitrates) in acute term and comparing this values with predetermined parameters were reported different results and had lead to different opinions. NO has been suggested to play an important role in the pathophysiology of acute ischemic strokes in previous studies, in this study we studied the relation between acute period NO serum levels in patients with ischemic strokes and the sub types grouped according to etiology and lesion size. Material and Method: 40 patients with ischemic stroke and a control group of 20 healty subject were included in this study. All the patients in the study group applied to the hospital within the first 24 hours of the onset of symptoms. Patients were classified by TOAST classification system according to the lesion sizes that were measured from Computorised Tomography images in the first 48-72 hours. Serum NO metabolite levels were measured within the first 24 hours in all patients and control group Results: We found higher NO-m values in ischemic stroke group compared with control group. We didn’t find any significant relationship between NO-m levels, stroke subtypes and lesion volumes. Conclusions: Previous reports concluded that there were a relationship between NO-m levels and lesion volume in ischemic stroke. Our limited case and control number may be responsible for the statistically negative results. Future larger studies are needed to investigate the exact role of NO on cerebral ischemic process.

4.
BİLATERAL ANTERİOR SEREBRAL ARTER SULAMA ALANI İNFARKTI
BILATERAL ANTERIOR CEREBRAL ARTERY TERRITORY INFARCTION
Talip ASİL, Kemal BALCI, Ercüment ÜNLÜ, Levent KAYABEL, Yahya ÇELİK
Sayfalar 25 - 27
Bilateral anterior serebral arter sulama alanı infarktları iskemik beyin damar hastalıkları içerisinde oldukça nadirdir ve çoğunlukla hastalarda akinetik mutizm ve kuadriparezi gibi yakınmalar görülür. Bilateral anterior serebral arter infarktı akinetik mutizm tablosuna yol açan diğer vasküler, toksik, dejeneratif ve infeksiyöz birçok hastalığın ayırıcı tanısında yer alır. Akinetik mutizm tablosuna yol açan diğer vasküler nedenler, anterior kominikan arter anevrizmasının rüptürü sonucu gelişen vazospazm, paramedian talamik veya talamomezensefalik stroktur. Bu çalışmada, akinetik mutizm, kuadriparezi kliniği ile başvuran ve nörogörüntülemelerinde bilateral anterior serebral arter sulama alanında infarkt saptanan iki hasta sunuldu.
Bilateral anterior cerebral artery infarction is extremely rare and characterized with akinetic mutism, quadriparesis. Bilateral anterior cerebral artery infarction must be considered in differential diagnosis of other cerebrovascular diseases, toxic, degenerative and infectious reasons. The other cerebrovascular causes of akinetic mutism are vasospasm following the rupture of anterior communicating artery, paramedian thalamic and thalamomesencephalic strokes. We presented here two patients with anterior cerebral artery infarction who had quadriparesis and akinetic mutism.

OLGU SUNUMU
5.
AKUT İNTERHEMISFERIK SUBDURAL HEMATOM
ACUTE INTERHEMISPHERIC SUBDURAL HEMATOMA
Kemal HAMAMCIOĞLU, Erdal EROĞLU, Semai BEK, Zeki ODABAŞI
Sayfalar 29 - 31
Akut interhemisferik subdural hematomlar kafa travmalarının nadir komplikasyonlarından biridir. Etyolojik nedenler arasında, en sık görülen kafa travmalarından başka intrakranyal anervrizma yırtılması, koagülopatiler, antikoagülan tedavi, alkol bağımlılığı, “bebek sarsma sendromu” sayılabilir. Hastalar karşı tarafta hemiparezi, bilinç seviyesinde değişiklik, fokal veya jeneralize nöbetler, lisan bozuklukları, ataksik yürüyüş, okülomotor fonksiyon bozukluğu ile başvururlar. Tedavide hem konservatif, hem de cerrahi yaklaşım eşit olarak önerilmektedir. Ancak nörolojik bulgularda kötüleşme varsa hematomun cerrahi olarak boşaltılması gerekir.
Acute interhemispheric subdural hematomas are an uncommon complication of head trauma. The aetiology is consist of intracranial aneurismal ruptures, coagulopathies, anticoagulant therapies, alcohol abuse, “shaken baby syndrome” other than trauma, the most common cause of the interhemispheric subdural hematomas. Patients present with contrlateral hemiparesis, changing levels of consciousness, focal or generalized seizures, language disorders, gait ataxia and oculomotor dysfunction. Both conservative and surgical management have been equally advocated. However, in the presence of a worsening neurological condition prompt surgical evacuation of hematoma is mandatory.

LookUs & Online Makale
w