ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 17 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 17 (1)
Cilt: 17  Sayı: 1 - Nisan 2011
DERLEME
1.
Servikal arterlerin diseksiyonunda tanı ve tedavi
Diagnosis and treatment of cervikal arteries dissection
Dilaver Kaya
doi: 10.5505/tbdhd.2011.69885  Sayfalar 1 - 7
Servikal arterlerin disseksiyonu (SAD) genç ve orta yaşlarda görülen transient iskemik atak ve inmenin önemli bir nedenidir. Mural hematom, damarın mediya tabakası içerisindedir ve distale doğru uzanım gösterir. Genellikle subintimada bulunan mural hematom arterde stenoz/oklüzyona neden olur, sıklıkla embolik mekanizma ile nadir olarak da hemodinamik yetmezlik nedeni ile serebral iskemiye yol açar. SAD olan hastaların tanı ve izleminde, klinik bulgular ve görüntüleme yöntemleri önemli role sahiptir. Tanıda konvansiyonel anjiografi gold standart incelemedir. Son zamanlarda MR/MRA ve BT/BTA da alternatif inceleme yöntemi olarak kullanılabilmektedir. SAD tanısındaki radyolojik bulgular luminal flep, yalancı lümen, mural hematom, giderek artan stenoz/oklüzyon veya dissekan anevrizmadır. Tromboembolik komplikasyonları
önlemek için genellikle önerilen tedavi antikoagülasyondur.
Cervical artery dissection (CAD) is an important cause of stroke and transient ischemic attacks in young and middle-aged patients. Mural hematoma occurs within the media layer extending distally. It is usually subintimal and causes arterial stenosis/occlusion, leading to cerebral ischemia due to embolization or, less frequently, to hemodynamic failure. Clinical findings and imaging tools play major role in diagnosis and follow-up of patients with CAD. Conventional angiography is a gold standard tool for diagnosis. Recently MR/MRA and CT/CTA have emerged as viable alternatives for diagnosis.
Radiologic hallmarks of CAD include a luminal flap, a false lumen, the presence of a mural hematoma or a long tapered stenosis/occlusion, or a dissecting aneurysm. To prevent thromboembolic complications, anticoagulation is usually recommended.

TIP HABERI
2.
Yenilenen kılavuzlar ışığında global serebral iskemide hipotermi: ne yapmalı?
Therapeutic hypothermia in global cerebral ischemia after renewed cardiopulmonary resuscitation guidelines
Mehmet Akif Topçuoğlu, Ethem Murat Arsava, Özlem Kayım Yıldız
doi: 10.5505/tbdhd.2011.42713  Sayfalar 9 - 12
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
Subakut inmeli hastalarda kısmi vücut ağırlık desteği ile yapılan yürüme eğitiminin etkinliği
Effectiviness of gait training with partial body-weight support in subacute stroke patients
Levent Deniz, Onur Armağan, Merih Özgen, Setenay Öner
doi: 10.5505/tbdhd.2011.47966  Sayfalar 13 - 19
AMAÇ: Amacımız subakut inmeli hastalarda, kısmi vücut ağırlık destekli (VAD) yürüme bandı eğitiminin etkilerini araştırmak.
YÖNTEMLER: Yirmi hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup1’deki hastalar konvansiyonel tedavi ve kısmi VAD ile yürüme bandı eğitimi, grup2’deki hastalar sadece konvansiyonel tedavi programına alındı. Fonksiyonel Ambulasyon Skalası(FAS), Rivermand Motor Değerlendirme gross(RMD1) ve total gross(RMD2) fonksiyon, Berg denge testi, Barthel İndeksi(Bİ), yürüme mesafesi(6dak), yürüme zamanı(10m), kadans, sağ/sol adım uzunluk oranları ve yüzelsel kas aktivitesi s(EMG) tedavi öncesi (TÖ), tedavi sonrası(TS) ve 3.ayda değerlendirildi.
BULGULAR: I.grupta parametrelerin tümünde TS ve 3.ayda anlamlı iyileşme tespit edildi(P<0.05). 2.gruptaki hastalarda FAS, RMD2, tibialis anterior (TA) ve gastroknemius kasları s(EMG) ölçümlerinde, TS ve 3.ayda anlamlı iyileşme gözlenirken (p<0.05) sağ/sol adım uzunluk oranlarında TS ve 3.ayda iyileşme bulunmadı(p>0.05), diğer parametrelerde sadece 3. ayda iyileşme tespit edildi(p>0.05). Gruplar TÖ-TS, TÖ-3.ay farkları açısından karşılaştırıldığında,10m yürüme zamanı hariç grup1 lehine olmak üzere FAS da TS ve 3.ayda(p<0.001),RMD1 de TS (p<0.001), 3.ayda (p<0.05), RMD2, Berg denge testinde TS ve 3.ayda(p<0.01), 6 dak yürüme mesafesi, kadans, TA s(EMG) de TS(p<0.01) 3.ayda(p<0.05) ve gastroknemius s(EMG) ve sağ/sol adım uzunluk oranlarında ise sadece TS(p<0.05) anlamlı farklılık tespit edildi.
SONUÇ: Konvansiyonel tedaviyle birlikte kısmi VAD’li yürüme bandı eğitiminin, konvansiyonel tedaviye kıyasla, yürüme eğitimi üzerine daha etkili olduğu görülmüştür.
OBJECTIVE: Our goal was to determine effects of partial body weight-supported(BWS)-treadmil
training on subacute stroke patients.
METHODS: Twenty patients were randomly assigned into two groups.Patients in group1 were participated in conventional treatment and partial BWS-treadmil training.Patients in group2 were participated only in conventional treatment.Functional Ambulation Scale(FAS),Rivermead Motor Evaluation gross(RMD1) and total gross(RMD2) function,
Berg Balance Scale,Barthel Index(BI), walking-distance(6min), walking-time(10m), cadence rate, ratios of right-left step length,s(EMG), superficial muscle activity were evaluated in pretreatment and posttreatment periods, and 3-months.
RESULTS: Patients in group1 showed statistically significant improvements in all parameters at posttreatment and 3-months(p<0.05).In group2, while there were significant improvements in FAS, RMD2, TA, gastrocnemius s(EMG) measurements at posttreatment and 3-months(p<0.05), no improvements were found in ratios of right-left step length at
posttreatment period(p>0.05); for remaining parameters, improvements were found at 3-months(p>0.05). When groups were compared with regard to differences between pretreatment and posttreatment and pretreatment and 3-months, with being in favor of group1, except for 10m walking time, there were significant differences FAS at posttreatment period and 3-months(p<0.001); RMD1 at posttreatment period(p<0.001) and 3-months(p<0.05); RMD2 and Berg Balance Scale at posttreatment period and 3-months(p<0.01); 6min walking-distance cadence and TA s(EMG)at posttreatment
period(p<0.01) and 3-months(p<0.05); gastrocnemius s(EMG) and ratios of right/left step length only at posttreatment period(p<0.05).
CONCLUSION: Partial BWS-treadmil training combined with conventional treatment was found to be more effective on walking training compared to only conventional treatment.

4.
Migren baş ağrılarında görsel uyarı ile arka serebral arterde oluşan nörovasküler reaktivite ve nefes tutma ile arka serebral arterde oluşan vasküler reaktivitenin değerlendirilmesi
Assessment of neurovascular reactivity at posterior cerebral arteries to visual stimulation and vascular reactivity by means of breath holding in migraine headaches
Gülnur Tekgöl Uzuner, Nevzat Uzuner
doi: 10.5505/tbdhd.2011.00719  Sayfalar 21 - 28
AMAÇ: Bugüne kadar migrenin patofizyolojisini anlamaya yönelik birçok klinik ve deneysel çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda nöronal bir çıkış noktasına rağmen migrende intrakranial damarlardaki değişikliklerin de patofizyolojide önemli bir basamak olduğuna inanılmaktadır. Biz, transkraniyal Doppler ultrasonografi kullanarak, auralı ve aurasız migrenlilerde, atak ve atak sonrasında görsel uyarı ile posterior serebral arterde oluşan nörovasküler reaktivite ve nefes tutma ile posterior serebral arterde oluşan vasküler reaktiviteyi değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya aurasız migren tanısı almış 18, auralı migren tanısı almış 9 hasta ve 26 kontrol kişisi alındı. Tüm hastalara ağrı atağında ve baş ağrısı tamamen geçtikten en az 5 gün sonra toplam iki kez olmak üzere transkraniyal Doppler ile basit görsel uyarı ve ardından nefes tutma testi yapıldı.
BULGULAR: Hem aurasız hem de auralı migren hastalarında atak sırasında ve atak dışında elde edilen görsel reaktiviteler arasında farklılık saptanmamıştır. Aurasız migren hastalarında nefes tutma reaktivitesi de benzer bulunmuştur. Buna karşın auralı migren hastalarında atakta (%36.7) ve atak dışında (%60.6) elde edilen nefes tutma reaktiviteleri arasında anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,001). Aurasız migren hastalarında hem atak döneminde (%33.8) hemde atak dışında (%33.1) görsel reaktivite kontrol grubuna (%39.4) göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Atak sırasında nefes tutma reaktivitesi auralı migrende (%36.7) kontrol grubuna (%53.9) göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.02).
SONUÇ: Çalışmamız, hem görsel reaktivite hem de nefes tutma reaktivitesinin arka serebral arterde yapılan ilk çalışmasıdır. Auralı migren hastalarında atakta veya atak dışında kontrol grubuna göre farklı görsel uyarı cevabı oluşmazken, aurasız migren hastalarında atakta ve atak dışında görsel uyarı cevabı azalmış olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar; a) Aurasız migren hastalarında nöronal enerji rezervinin, baş ağrısı atağına bağlı olmaksızın, auralı migren hastalarına göre daha az olduğunu düşündürebilir; b) Auralı migren hastalarında aura fazına eşlik eden yayılan depresyonun auralı migren hastalarının nöronal enerji rezervi üzerine olumsuz etki etmediğini, hatta koruyucu etkisi olduğunu düşündürebilir; c) Bundan başka, auralı migren hastalarında nöronal hiperaktivitenin aurasız migren hastalarına göre daha fazla olduğu da düşünülebilir. Buna karşın nefes tutma ile oluşan vasküler reaktivite atakta auralı migren grubunda azalmış, ancak atak sonrasında normale dönmüştür. Bu sonuç ise auralı migren hastalarında vasküler yatağın daha fazla etkilendiğine işaret edebilir.
OBJECTIVE: Till now, lots of clinical and experimental studies to understand migraine pathophysiology have been done. According to the results of these studies, it has been believed that the changes of the intracranial vessels have an important role in migraine pathophysiology, although neuronal mechanisms have been disclosed as primary point of interest. We
aimed to assess neurovascular reactivity at posterior cerebral arteries to visual stimulus, and vascular reactivity by means of breath holding using transcranial Doppler ultrasonography in patients with migraine with or without aura.
METHODS: The study included 18 patients with migraine without aura, 9 patients with migraine
with aura, and 26 healthy subjects as control. All patients underwent 2 times examination of visual stimulation and breath holding using transcranial Doppler during headache phase and at least 5 days later of headache phase as headache-free period.
RESULTS: Neurovascular reactivities to visual stimulation of patients with aura or without aura are not significant between during attack and attack-free period. Similar result was found in patients with miraine without aura in terms of reactivity to breath holding. In contrast, patients with aura have significant (p<0.001) higher vasoreactivity to breath holding in attack-free period (60.6%) comparing with the attack period (36.7%). Patients with migraine with aura have also significant lower reactivity to breath holding (%36.7) comparing with the controls (53.9%) during attack period (p<0.02). Additionally, neurovascular reactivity to visual stimulation in patients with migraine without aura were found significantly lower (p<0.05) than controls (39.4%) in both attack-free period (33.1%) and during attack (33.8%).
CONCLUSION: This study is the first study done by means of both reactivity to visual stimulation and reactivity to breath holding in posterior cerebral arteries during attack period and attack-free period in patients with migraine with or without aura. While patients with migraine with aura do not have different visual reactivity comparing with the controls both attack period and attack-free period, patients with migraine without aura have significant lower visual reactivity comparing to controls both attack period and attack-free period. These results may point out that patients with migraine without aura have lower neuronal energy reserve regardless headache attack than those of patients with migraine with
aura. On the other hand, spreading depression during aura phase in patients with migraine with aura might have a protective effect on neuronal energy reserve. Additionally patients with migraine with aura have higher neuronal excitability comparing with the patients with migraine without aura. Vascular reactivity to breath holding was lower during headache attack and normalized after attack, even found to be higher. This result may reveal vascular structure was more impaired in patients with migraine with aura than those of patients with migraine without aura.

OLGU BILDIRILERI
5.
Gebelikte hemorajik infarkt ile komplike serebral venöz tromboz: olgu sunumu
Cerebral venous thrombosis complicated by hemorrhagic infarction in pregrancy: case report
Metin Balduz, Oktay Kapan, Hasan Hüseyin Özdemir, İklimya Dağlı, Caner Demir
doi: 10.5505/tbdhd.2011.70894  Sayfalar 29 - 31
Serebral sinüs trombozu (SST), sıklıkla genç ve orta yaş populasyonunda ortaya çıkan serebrovasküler hastalıklardan biridir. Gebelikte daha sık görülmektedir. SST tedavisinde düşük moleküler ağırlıklı heparinler (DMAH) kullanılabilmektedir. 24 yaşında 10 haftalık gebe kadın kliniğimize baş ağrısı ve nöbet geçirme şikâyetleri ile başvurdu. Hastaya DMAH tedavisi başlandı. Klinik takibi sırasında bilinç bulanıklığı gelişti. Bu sırada yapılan görüntülemelerinde sol transvers sinusten sigmoid sinuse yayılım gösteren trombus, sol temporalde ve sol talamusta hemorajik enfarkt tespit edildi. DMAH dozu azaltılarak devam edildi. Nöbetlerin tedavisi için lamotrigin başlandı. Hastanın kontrol görüntülemelerinde hemoraji alanlarında rezolüsyon saptandı. Düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi ile taburcu edildi. Bu yazıda gebelikte komplike bir serebrovasküler hastalık olgusu, literatür gözden geçirilerek sunulmuştur.
Cerebral sinus thrombosis (CST), often occurring in young and middle age population is one of the cerebrovascular diseases. It can become more frequent during pregnancy. Low-molecular-weight heparin (LMWH) offers the option of treatment for cerebral sinus thrombosis. A 24-year-old 10 weeks pregnant woman presented with headache and
seizure. LMWH was administered initially. Consciousness developed during clinical follow-up. In the meantime MRI, hemorrhagic infarctions were detected in left temporal lobe and in left thalamus. MRA showed thrombus within the left transverse sinus extending into the sigmoid sinus. Maintenance therapy regulated with reduction of LWMH. Lamotrigine was started for the treatment of seizures. Resolution of hemorrhage was detected in the following imagings. She was discharged home to continue with Low weight molecular heparin treatment. Herein a case of complicated cerebrovasculer disease in pregnancy is presented and literature is reviewed.

6.
Derin serebral venlerin de tutulduğu atipik serebral venöz tromboz olgusu
Atypical cerebral venous thrombosis case with diffuze cerebral vein involvement
Çiğdem Çelik Susuz, Ezgi Sezer, Atilla Özcan Özdemir, Serhat Özkan, Oğuz Osman Erdinç
doi: 10.5505/tbdhd.2011.43043  Sayfalar 33 - 35
Serebral ven trombozu, baş ağrısı, fokal defisit ve komayla karakterize olan, genellikle gençlerde ve çocuklarda görülen bir serebrovasküler olaydır. Biz 22 haftalık gebe derin ven trombozu olan hastanın görüntülemede tek taraflı izole talamus tutulumu saptadık, ancak tekrarlanan MRI’da her iki talamusunda etkilendiği saptandı. Bu olguda serebral venöz tromboz açısından risk faktörü olan hastada atipik de başlasa mutlaka MR venografi ile serebral venöz tromboz ekarte edilmesi gerektiği vurgulandı. Litaratürde derin ven trombozlarında kliniğin kötü prognozlu olduğu vurgulansa da vakamızda klinik
unfraksiyone heparin tedavisinden sonra oldukça iyi seyretmiştir.
Patients with cerebral venous thrombosis may present with headache, focal neurological deficit and coma. Cerebral venous thrombosis is common in young adults. We presented a 22 years old pregnant women with deep vein thrombosis in whom unilateral thalamic lesion was found followed by bilateral thalamic involvement. In the presence of risk factors for cerebral venous thrombosis, atypical presentation should not exclude possibility of the diagnosis hence MR venography may be required. Although the prognosis of cerebral deep venous thrombosis is poor in litarature the prognosis of our case was excellent with heparin therapy.

LookUs & Online Makale
w