ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 18 Issue : 2 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 18 (2)
Cilt: 18  Sayı: 2 - Ağustos 2012
DERLEME
1.
Servikal ve İntrakranial Arter Diseksiyonkları
Cervical and Intracranial Artery Dissections
Sevinç Aktan
doi: 10.5505/tbdhd.2012.65375  Sayfalar 25 - 30
Spontan gelişen Servikal Arter Diseksiyonları (SAD) genç ve orta yaş iskemik strokların %25’ini oluşturur. En sık 45 ± 10 yaş arasında görülür. İnternal karotid arterde yıllık insidans 100,000 de 2-3 iken, vertebral arter diseksiyonunda yarısı olarak bildirilmiştir. Tanı için şüphe ve farkındalık tedavi ve prognozu olumlu yönde etkiler. Nedenleri arasında travma, konnektif doku hastalıkları, migren, hipertansiyon ve sigara sayılabilir. Subintimal diseksiyon sonucu, lümen daralabilir, hemodinamik enfarktlar oluşabilir. Damar duvarında oluşan trombus tromboembolik enfarktlara yol açabilir. Psödoanevrizma sonucu subaraknoid kanama oluşabilir. Klinik bulguları baş, boyun ağrısı, tinnitus, Horner Sendromu ve alt kranial sinir tutulumu gibi fokal nörolojik bulgular olabileceği gibi akut iskemik strok vakalarının yaklaşık üçte ikisinde izlenir. Anevrizma oluşumu saküler ve fusiform tiplerde olabilir. Uzun süreli izlemlerde servikal arter diseksiyonuna bağlı anevrizmalarda iyi huylu bir gidiş söz konusudur; serebral iskemi, lokal kompresyon ve rüptür görülmez ve % 36’sı zamanla kaybolabilir. İntrakranial arter diseksiyonlarında subadventisyal diseksiyon sonucu subaraknoid kanama gelişme riski yüksektir. Değişik serilerde rekürrensi yılda % 1 civarındadır. Tedavide CADISS (Cervical Artery Dissection in Stroke Study) çalışması devam ettiği için halen medikal tedavi olarak antikoagülasyon antiagregan tedaviden daha fazla tercih edilmektedir. Trombolitik tedavi küçük serilerde uygulanmış ancak randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Spontaneous Cervical Artery Dissections (CADs) constitute 25% of young and middle age ischemic strokes. It is most frequently seen between the ages of 45±10. Annual incidence was reported as 2-3/100.000 for internal carotid artery and half of it for vertebral artery. Suspicion and awareness for diagnosis positively affect the treatment and prognosis. The reasons of dissection may trauma, connective tissue diseases, migraine, hypertension and smoking. As a result of subintimal dissection, lumen may become narrow and haemodynamic infarctions may occur. Thrombosis occurred on the vessel wall can cause infarctions. Subarachnoid haemorrhage may emerge result from pseudoaneurysm. Clinical findings may include focal neurological signs such as head and neck pain, tinnitus, Horner Syndrome and lower cranial nerve involvement, but acute ischemic stroke may be observed in about two thirds of cases. Two types of aneurysm can occur; saccular and fusiform. A good prognosis has been observed for aneurysms due to the cervical artery dissection in long-time follow-up studies; cerebral ischemia, local compression and rupture are not seen and 36% of them will disappear over time. Subarachnoid haemorrhage risk is higher in intracranial artery dissections as a result of subadventitial dissection. Recurrence rate is about 1% in different series. Because of CADISS (Cervical Artery Dissection in Stroke Study) Study still continues, anticoagulation is now more preferable compared to antiagregants for medical treatment. Thrombolytic treatment has been applied in small series, but randomised controlled studies are needed.

TIP HABERI
2.
SVH’nin Tarihçeşi: İbn-İ Şerif ve Balzac’tan iki Tedavi Örneği
History of CVD: Two Therapy Examples From Ibn-I Şerif and Balzac
Çağatay Öncel
doi: 10.5505/tbdhd.2012.43534  Sayfalar 31 - 34
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
Strok hastalarının eşlerinde framingam strok risk profiline göre strok geçirme olasılığı
Probability of stroke in the couples of stroke patients; using framingham stroke risk profile
Taşkın Duman, Esra E. Okuyucu, İsmet M. Melek, Serkan Yılmazer, Tacettin İnandı, Necdet Mengüllüoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2012.76486  Sayfalar 35 - 38
AMAÇ: Çevresel ve kişisel faktörler Strok riskinde etkili olabilir. Biz strok hastalarında, eşlerinde ve kontrol grubunda strok risk faktörlerini inceledik
YÖNTEMLER: 54 yaş ve üzerindeki 221 katılımcıya ( 71 strok hastası, 71 strok hastası eşi ve 79 kontrol grubu) strok riskini belirlemek için Framingam Strok risk skalası uygulandı
BULGULAR: 54 yaş ve üzerindeki strok hastası eşlerinde strok riskinde artış saptanmadı
SONUÇ: Bu çalışmada, çevresel ve kişisel faktörler 54 yaş ve üzerindeki strok hasta eşleri ve kontrol grubunda bağımsız bir risk faktörüdür
OBJECTIVE: Environmental and personal factors may be of importance for stroke risk. We determined the stroke risk factors among the stroke patients’ couples and controls
METHODS: A prospective study was conducted on 221 participants (71 stroke patients, 71 stroke patients’ couples, 79 controls) aged more than 54 years. Framingham Stroke Risk Profile was used to measure the stroke risk

RESULTS: In subjects aged 54 years and older, became a couple of stroke patient were not associated with an increased risk of stroke
CONCLUSION: In this study, environmental and personal factors were an independent risk factor for stroke in stroke patients’ couples and controls older than 54 years

4.
Erken lökosit ve nötrofil yüksekliğinin serebral venöz trombozda prognostik önemi
The prognostic value of increased leukocyte and neutrophil counts in the early phase of cerebral venous sinus thrombosis
Suat Kamışlı, Özden Kamışlı, Sinan Gönüllü, Yüksel Kaplan, Cemal Özcan
doi: 10.5505/tbdhd.2012.43531  Sayfalar 39 - 42
AMAÇ: Serebral ven trombozunun (SVT) oluşması ve rekanalize olmasında venöz staz, genetik ve kazanılmış faktörler gibi birçok faktör yanı sıra inflamasyonun önemi de vurgulanmaktadır. Bu çalışmada, inflamasyonun önemli göstergeleri olan total lökosit, nötrofil ve lenfosit sayıları ile nötrofil/lenfosit oranının SVT’de erken dönem değişikliklerini araştırdık.
YÖNTEMLER: 2007 ile 2011 tarihleri arasında kliniğimizde SVT tanısıyla takip ve tedavileri yapılmış olan parankimal lezyonu olan ve olmayanlar olguların kan sayım parametreleri kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelendi.
BULGULAR: Parankimal lezyonu olan SVT’li hasta grubunda erken dönem lökosit ve nötrofil değerleri ile nötrofil/lenfosit oranı kontrol grubuna göre belirgin derecede yüksekti.
SONUÇ: SVT’li hastaların başvuru sırasındaki inflamasyonun düzeyi ile hastalığın şiddeti arasında bir ilişki vardır ve bu ilişki tedavi ve prognoz tayininde yol gösterici olabilir.
OBJECTIVE: Venous stasis, genetic and acquired factors and also inflamation are important in the formation and re-canalisation of cerebral venous thrombosis. In this study we aimed to investigate important indicators such as total white blood cell, neutrophil and lymphocyte counts and also neutrophil/lymphocyte ratio in the early phase of cerebral venous thrombosis.
METHODS: Thirty-five patients with evidence of CVT were included in this study. CVT patients were divided into two subgroups based on the presence or absence of parenchymal lesion. Count of blood cells (CBC) were compared with healthy control objects.
RESULTS: Leukocyte and neutrophil counts and neutrophil / lymphocyte ratio were significantly higher in the CVT group who has parenchymal lesions than the control group in the early phase of CVT.
CONCLUSION: There may be a relationship between inflammation and the level of severity of illness in CVT patients on admission. This relationship may be guiding the determination of treatment and prognosis.

OLGU BILDIRILERI
5.
Atipik kranial MRG ve klinik bulguları ile nörosjögren olgusu
A case of atypical neurosjogren with cranial MRG and clinical findings
Sibel Güler, Ufuk Utku, Güven Ayaz
doi: 10.5505/tbdhd.2012.79188  Sayfalar 43 - 45
Sjögren sendromu, sekretuar bezlerde mononükleer hücre infiltrasyonu ile giden kronik inflamatuar, otoimmun bir egzokrinopatidir. Hastaların %10-40 da merkezi sinir sistemi ya da periferik sinir sistemi etkilenimi şeklinde nörolojik tutulum görülebilir. 8 yıl evvel Sögren sendromu tanısı alan 60 yaşında kadın hasta sunulmuştur. Hastanın geliş yakınması 3-4 gün önce ortaya çıkan gözlerini hareket ettirememe, uyku hali, dengesizlikti. Nörolojik muayenesinde uykuya eğilim, uyandırıldığında yapılan mental muayenede dikkat ve yakın bellekte bozukluk, bilateral vertikal bakış kısıtlılığı ve ataksi saptandı. Kranial MRG’de sol gyrus rektus posteriorunda ve periaduktal alanda, sol subbazal ganglionik bölgede ve her iki talamus medial kesimlerinde, mamiller cisimlerde, üst beyin sapı posteriorunda ve periaquaduktal duktusta T2 ve FLAIR ağırlıklı sekanslarda hiperintens sinyal artışı saptandı. Burada atipik özellikler sergileyen ve yoğun immünsüpressif tedaviye rağmen kliniğinde belirgin bir değişim olmayan bir nörosjögren olgusu, klinik ve MR bulguları ile literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Sjögren's syndrome is a chronic inflammatory autoimmune exocrinopathy, which is characterised by infiltration of mononuclear cells of secretory glands. 10-40% of patients also have neurological involvement, either in the central nervous system or in peripheral nervous system. We present a 60-years-old female patient diagnosed as Sjögren’s syndrome 8 years ago. Patient's chief complaints were gase diturbance, feeling of unsteadiness and incresed sleep, which started 3-4 days ago. Her neurological examination revealed tendency to fall asleep (somnolance) and when was awakened she had vertical gase palsy, ataxia and impairment of attention and close memory at mental examination. There were hyperintensities in posterior part of left gyrus rectus, periaquaductal region, posterior parts of superior cerebral pedincules, left sub-basal ganglionic region, mamillary bodies and bilateral medial thalamic pars on T2 and FLAIR-weighted sequences of cranial MRI. Here we dicussed an atypical neurosjögren case, which had not any clinical improvement despite intensive immunosuppressive therapy, with clinical and MRI findings along with literature.

6.
Antifosfolipit antikor sendromlu hastada intraserebral hemoraji
Intracerebral hemorrhage in a case of antiphospholipid antibody syndrome
Sultan Çağırıcı, Abdulkadir Koçer, Levent Gül, Ülkü Türk Börü, Talip Asil
doi: 10.5505/tbdhd.2012.36855  Sayfalar 46 - 48
GİRİŞ: Lupus antikoagulanı pozitif olan hastalarda digger bilinen risk faktörleri ile birlikte iskemik beyin lezyonları ve subdural hematom sıklığı artmıştır. Subdural hematom ile antifosfolipid sendrom birlikteliğini tanımlayan pek çok yazı bulunmaktadır ancak intraaksiyal kanamalar antifosfolipid antikor sendromunun nadir görülen bir komplikasyonudur.
OLGU: Bu yazıda sağ santral fasial parezi, sağ hemiparezi, motor afazi ve ptoz ile başvuran 37 yaşında erkek hastayı sunduk. BT ve MRI sol frontoparietal bölgede geniş intraserebral kanama ve sağ hemisferde küçük hemoraji odaklarını göstermekteydi. Tek pozitif labaratuar bulgusu antifosfolipid antikorların pozitif olması idi. Mevcut bulgularla hastanın antifosfolipit antikorlarla ilişkili intraserebral hematom olarak düşündük
TARTIŞMA: Bu olgu sunumunda genç bir hastada antifosfolipit antikorlarla ilişkili olarak damar frajilitesinin artması veya trombosit disfonksiyonuna bağlı nadir görülen bir durum olan intraserebral hematom olgusunu bildirdik.
BACKGROUND AND PURPOSE: The patients with lupus anticoagulants may have an increased risk for the development of ischemic brain lesions and subdural hematoma in the presence of other known risk factors. There are lots of reports related to antiphospholipid syndrome with subdural hematoma, but intra-axial bleeding is a rare complication.
CASE DESCRIPTION: We report a 37-year-old man with ptosis, central typed facial palsy, hemiparesis on the right side and motor aphasia. A CT scan and MRI showed a large cerebral hematoma located in the left fronto-parietal region and other foci of hemorrhage on the right hemisphere. Only persistently abnormal finding in laboratory studies was positive for anti-phospholipid antibodies. Based on above findings we concluded that anti-phospholipid antibodies have resulted in intracerebral hemorrhage.
CONCLUSION: In the present case, we report and point that hemorrhagic complication in young patients with anti-phospholipid antibody syndrome associated with fragility of the vessels and/or platelet dysfunction is another and rare cause of intracerebral bleeding.

LookUs & Online Makale
w