ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 19 Issue : 3 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 19 (3)
Cilt: 19  Sayı: 3 - Aralık 2013
DERLEME
1.
Obstrüktif uyku apne sendromu ve iskemik inme
Obstructive sleep apnea syndrome and ischemic stroke
Gülnur Tekgöl Uzuner, Nevzat Uzuner
doi: 10.5505/tbdhd.2013.93924  Sayfalar 76 - 83
Obstrüktif uyku apnesi, uyku ile ilişkili bir solunum bozukluğudur ve nefes için çaba harcanmasına rağmen hava akımının azalması veya durması ile karakterizedir. Serebrovasküler hastalık geçiren hastaların %50’sinden fazlasında uykuda solunum bozukluğu görülür. Bu derlemenin amacı obstrüktif uyku apnesi ve iskemik inme arasındaki ilişkiyi, uyku apnesinde inme gelişimine yol açan mekanizmaları, uyku apnesinin hemodinamik sonuçları ve otonomik disfonksiyon üzerindeki etkisini ve uyku apnesi ve iskemik inme risk faktörleri arasındaki ilişkiyi gözden geçirmektir.
Obstructive sleep apnea is a sleep-related disorder and it is characterised by decreased or suspended airflow although effort to breath. Sleep-disordered breathing is seen in more than 50% of patients with cerebrovascular diseases. In this review, we aimed to overview the relationship of obstructive sleep apnea and ischemic stroke, the mechanisms which caused stroke in sleep apnea, the hemodynamic results of sleep apnea and its effect on autonomic dysfunction and, the relationship between sleep apnea and risk factors of ischemic stroke.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
2.
İnme ve kadın
Stroke and woman
Gülçin Benbir, Birsen İnce
doi: 10.5505/tbdhd.2013.03522  Sayfalar 84 - 87
AMAÇ: Çalışmamızda inme hastalarında iki cinsiyet arasındaki vasküler risk faktörlerinin ve inme alt tiplerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: İnme Polikliniği’mizde 1996-2011 yılları arasında takip edilen toplam 2798 hastanın tıbbi dosyası gözden geçirildi. Klinik değerlendirme bilgileri, fizik ve nörolojik muayene ve nörogörüntüleme tetkiklerine dayanarak, inme alt tipi sınıflaması yapıldı ve risk faktörleri incelendi. Veriler SPSS 11.5 veri tabanında toplandı ve istatistiksel hesaplamalar için Pearson ki-kare ve Mann-Whitney U testi kullanıldı.
BULGULAR: Toplam 2798 hastanın 2564’ü (%91,6) iskemik tipte inme tanısı almıştı, 234’ü ise (%8,4) hemorajik tipte inme tanısı ile takip edilmekte idi. Ortalama takip süresi 50.2+42.7 ay idi. Hastaların 1289’u kadın (%46), 1509’u erkek (%54) cinsiyette idi. İnme alt tiplerine bakıldığında, nedeni bilinmeyen inme alt tipi her iki cinsiyette de en büyük grubu oluşturmakta idi. Bunu takiben, erkeklerde en sık aterotrombotik tipte inme izlenirken, kadınlarda kardiyoembolik inme görülmekteydi. Koroner kalp hastalığı erkeklerde, atriyal fibrilasyon ve diğer ritim bozuklukları ise kadınlarda anlamlı derecede daha yüksek oranda izlendi. Sigara ve alkol kullanımı ise erkeklerde oldukça belirgin bir şekilde daha fazla idi.
SONUÇ: Çalışmamızda, inme alt tipleri ve vasküler risk faktörlerinin cinsiyete göre farklılıklar gösterdiği saptanmıştır. Bu farklılıkların ve bunu etkileyen faktörlerin iyi bilinmesi, kadınların inme risk faktörlerinden, bu konudaki farkındalıklarına, hormonal değişiklik gösteren gebelik ve menopoz gibi dönemlerinden, depresyona kadar inme ile ilgili belirsizliklerin ortadan kalkması, daha iyi primer ve sekonder koruma tedbirleri almaya yardımcı olacaktır.
OBJECTIVE: We aimed to investigate the differences in vascular risk factor and etiology of stroke in two sexes.
METHODS: We reviewed the medical files of 2798 patients being followed-up in our Stroke Clinic between the years 1996-2011. The stroke subtypes and risk factors were recorded on the basis of clinical data, physical and neurological examinations, and neuroimaging findings. Data were collected in SPSS 11.5 system and Pearson chi-square and Mann-Whitney U tests were used for statistical analysis.
RESULTS: Of a total of 2798 patients, 2564 patients (91,6%) had ischemic stroke, and 234 of them (8,4%) had hemorrhagic stroke. The mean follow-up duration was 50.2+42.7 months. Of whole study population, 1289 patients were women (46%), 1509 of them were men (54%). The analysis of stroke subtypes showed that the most common subtype was stroke of unknown etiology in both sexes. Following this, the most common subtype was atherothrombotic stroke in men, and cardioembolic stroke in women. Coronary heart disease was more common in men, while atrial fibrillation and other rhythm anomalies were more common in women. Smoking and alcohol consumption were more common in men.
CONCLUSION: Our study showed that there are major differences in stroke subtypes and vascular risk factors. Better knowledge of these differences, as well as influencing factors, is of crucial value – in addition to the need of hormonal changes, pregnancy and depression to be better identified in women – for both primary and secondary prevention.

3.
İskemik İnmede Metabolik Sendromun sıklığı ve mortaliteye etkisi
Metabolic Syndrome Frequency and Its Effect on Mortality in Ischemic Stroke
Zeynep Yıldız, Hakan Levent Gül, Ülkü Türk Börü
doi: 10.5505/tbdhd.2013.69875  Sayfalar 88 - 94
AMAÇ: İnme, dünya toplumlarında ilk sıralarda yer alan ölüm nedeni olup, toplumda ciddi özürlülük ve iş gücü kaybına neden olmaktadır. İnmeye neden olan risk faktörleri koruyucu hekimlik açısından önem taşımaktadır. İnme için risk faktörlerine sahip hastaların erken tanınması ve tedavisi inmeyi önleyebilmektedir. İnsülin direnci, protrombotik ve proinflamatuar süreçle karakterize metabolik sendrom (MetS) son yüzyılda mortalite ve morbiditeye etkisinden dolayı önemli risk faktörlerinden biri olmuştur. Bu çalışmanın amacı metabolik sendromun iskemik inmede mortaliteye olan etkisini incelemektir.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Nöroloji Kliniği’nde daha önce hiç inme öyküsü olmayan, iskemik inme tanısı almış, hastalığının başlanğıcının ilk 24 saatinde olan, etyopatogenez yönünden değerlendirilmiş, metabolik sendrom tanı kriterlerini karşılayan veya karşılamayan 81 kadın, 56 erkek olmak üzere toplam 137 hasta rastgele şekilde seçildi.
BULGULAR: Tüm hastaların yaş ortalaması 69.78 ± 10.76’idi. Erkeklerin yaş ortalaması 66.32 ±12.04 kadınların yaş ortalaması ise 72.18 ±9.12 idi. 137 hastanın 67 (%48.9) sinde MetS vardı. 81 kadın hastanın 46 sında (%56.8),56 erkek hastanın 21 inde(%37.5) MetS saptandı. MetS olan ve olmayan hastaların ölüm oranlarına bakıldığında; ilk 10 günde ölen 16 hastanın 7 sinde (%25.9) metabolık sendrom yokken, 9 hastada (%37.5) metabolik sendrom mevcuttu. 10.-30. günler arasında ölen 19 hastanın 11 inde (%40.7) metabolik sendrom yokken, 8 hastada (%33,3) metabolik sendrom mevcuttu. 3 ay ile 1 yıl içinde ölen 16 hastanın 9 unda (%33.3) metabolik sendrom yokken,7 hastada (%29,2) metabolik sendrom mevcuttu.
SONUÇ: İskemik inme hastalarının bir yıllık değerlendirmesinde metabolik sendrom risk faktörünün mortalite oranlarını etkilemediği saptanmıştır.
OBJECTIVE: Stroke is one of the leading causes of death in world populations and leads to substantial disability and labor loss in the population. Risk factors for stroke are important in terms of preventive medicine. Early diagnosis and treatment of patients having risk factors for stroke can prevent stroke. Metabolic syndrome (MetS), which is characterized by insulin resistance, and prothrombotic and proinflammatory processes, has become one of the important risk factors in the last century owing to its effects on mortality and morbidity. The present study aimed to investigate the effects of MetS on mortality in ischemic stroke.
METHODS: One hundred and thirty-seven patients (81 females and 56 males) without a previous stroke, who were diagnosed with ischemic stroke in the Neurology Clinic, within the 24 hours of the disease, evaluated in terms of etiopathogenesis, and fulfilled or not fulfilled the MetS criteria, were randomly included.
RESULTS: The mean age was 69.78±10.76 years for the whole study group, 66.32±12.04 years for males and 72.18 ±9.12 years for females. MetS was present in 67 (48.9%) of 137 patients. Forty-six (56.8%) of 81 female patients and 21 (37.5%) of 56 male patients had MetS. With regard to mortality rates of patients with and without MetS; 7 (25.9%) of 16 patients who died within the first 10 days had no MetS, whereas 9 (37.5%) had MetS. Eleven (40.7%) of 19 patients who died between the 10th and 30th days had no MetS, whereas 8 (33.3%) had MetS. Nine (33.3%) of 16 patients who died between 3 months and 1 year had MetS, whereas 7 (29.2%) patients had no MetS.
CONCLUSION: One-year evaluation of the patients with ischemic stroke revealed that MetS risk factor had no effect on mortality rates.

4.
İzole baş ağrısı bulgusu veren serebral ven trombozları
Headache as the isolated presentation of cerebral venous thrombosis
Çağatay Öncel, Çağdaş Erdoğan, Nedim Ongun, L. Sinan Bir
doi: 10.5505/tbdhd.2013.52714  Sayfalar 95 - 98
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı 2006-2012 yılları arasında bölümümüzde sadece baş ağrısı semptomu ile takip edilen serebral ven trombozlu (SVT) hastaların demografik ve klinik özelliklerini tanımlamaktır.
YÖNTEMLER: 2006-2012 Yılları arasında 32 Hastaya SVT tanısı kondu ve bunlardan sadece baş ağrısı semptomu olan 12’si çalışmaya alındı.
BULGULAR: 12 Hastada (10 Kadın, 2 erkek) baş ağrısı tek semptomdu. Bunlardan 8’inde papilödem vardı. 4’ünde baş ağrısı dışında ilave bir bulgu yoktu. Lateral sinus en çok tutulan sinüstü.
SONUÇ: Baş ağrısının çoğunlukla birkaç günden sonra progresif olan, bazı hastalarda ani başlangıçlı, gökgürültüsü baş ağrısı şeklinde olduğu görüldü. İzole baş ağrısı ile takip edilen hastaların prognozu iyiydi.
OBJECTIVE: The aim of this study is to demonstrate the demogrophical specialities and clinical features among patients with cerebral venous thrombosis (CVT), who had admitted to our department between 2006 and 2012 and who had headache as the only presenting symptom.
METHODS: Thirty-two patients who had diagnosed as CVT between 2006-2012 were evaluated and 12 of them who had headache as the only presenting symptom were included to the study.
RESULTS: Headache was only symptom of CVT in 12 patients (10 Female, 2 Male). 8 of these 12 patients had papilledema. 4 patients had only headache without additional sign. The lateral sinus was the most frequently involved sinus.
CONCLUSION: The headache is usually progressive over a few days, but a few patients have sudden onset or even a thunderclap headache. The outcome of CVT patients with isolated headache diagnosed was favourable.



OLGU BILDIRILERI
5.
Dev internal karotid arter anevrizmalı bir olgu
A giant internal carotid artery aneurysm: case report
Dilcan Kotan, Gözde Ünal, Saadet Sayan, Pınar Polat, Ayhan Bölük
doi: 10.5505/tbdhd.2013.24008  Sayfalar 99 - 102
Çapı 2,5 cm den büyük olan anevrizmalar, dev anevrizma olarak sınıflandırılır ve bütün intrakranyal anevrizmaların yaklaşık %5-8’ ini oluşturur. Dev intrakranyal anevrizmalar subaraknoid kanama, kitle etkisi, nöbet ve tromboemboli gibi bulgularla klinik gidiş gösterirler. Dev anevrizmalar sadece büyüklükleri ile değil aynı zamanda genellikle geniş ve kalsifiye olan boyunları, kranyal sinirlere yakınlıkları ve içerdikleri trombüs nedeniyle ciddi cerrahi güçlüklere neden olur. Yavaş ilerleyici damar anormallikleri gösteren anteriyor intrakranyal dolaşımın dev anevrizmaları nadirdir, genellikle rüptür öncesi nörooftalmolojik semptomlar ile başvurur. Burada, kitle etkisiyle multipl kranyal sinirleri etkileyerek semptom veren, MR anjiyografi ile internal karotid arter intrakavernöz segmentinde dev anevrizması saptanan 77 yaşında kadın olgu sunuldu.
Aneurysms greater than 2.5 cm in diameter are classified as giant aneurysms and represent 5-8% of all intracranial aneurysms. Giant intracranial aneurysms demonstrates the clinical course with symptoms related to subarachnoid haemorrhage, mass effect, thromboembolism and seizures. Not only because of their large sizes, but also because of their usually wide and calcified aneurysm neck, existing thrombus within and its proximity to cranial nerves; giant aneurysms causes serious surgical difficulties. Giant aneurysms of the anterior intracranial circulation are rare, slowly progressive vascular abnormalities, often presenting with neuro-ophthalmological symptoms before they rupture. Herein, a case of 77-year-old woman with a giant aneurysm originated from intracavernous segment of internal carotid artery detected in magnetic resonance angiography who presented symptoms due to affected multiple cranial nerves related to mass effect.

6.
Yüzme sonrasında gelişen karotis arter diseksiyonu olgusu: heterozigot MTHFR C677T gen mutasyonunun rolü
A case of carotid artery dissection devoleped after swimming: The role of heterezygote C677T MTHFR gen mutation
Alevtina Ersoy, Emine Rabia Koç, Ülkühan Düzgün, Atilla İlhan
doi: 10.5505/tbdhd.2013.46036  Sayfalar 103 - 107
Genç serebral inme sebepleri arasında karotis arter diseksiyonu önemli bir yer tutmaktadır. Karotis arter diseksiyonu çoğu zaman spontan olarak gelişmesine rağmen hasta tarafından önemsenmeyen mikro-travmaya bağlı da ortaya çıkabilir. Bu yazıda eforlu yüzme sonrasında gelişen, sadece boyun ağrısı ve boyunda pulsatil şişlikle prezente olan, ancak yapılan ileri tetkiklerinde kronik venöz sinüs trombozu ve serebral enfarktüsün de olduğu ortaya çıkan ekstrakranial internal karotis arter diseksiyonlu bir olgu sunulmaktadır. MTHFR gen mutasyonu da saptanan olgu multipl vasküler olayların bir arada nadir görülmesi nedeniyle sunuldu.
Carotid artery dissection is one of the most important causes of cerebral stroke in young age. Although most cases of carotid artery dissection appear spontaneously, sometimes it may result from a microtrauma which the patient does not take seriously. This article reports a case of extracranial internal carotid artery dissection starting from intense swimming and manifesting itself only as neck swelling and neck pain. Other analyses showed that the patient also suffered from a cronic venous sinus thrombosis and stroke. Moreover, genetic testing revealed a MTHFR gene mutation. This case is presented because of the multiple vascular events are seen in the same patient.

7.
Hemikore İle Ortaya Çıkan Geçici İskemik Atak olgusu
A Case Of Transient Ischemic Attack Presenting As Hemichroea
Hasan Hüseyin Özdemir, Caner F. Demir, İrem Taşcı, Metin Balduz
doi: 10.5505/tbdhd.2013.68077  Sayfalar 108 - 111
Kore; aritmik, hızlı, sıçrayıcı veya akıcı, basit veya kompleks özellikte olan genellikle ekstremitelerin distallerindeki istemsiz hareketler olarak tanımlanır. Koreiform hareketler putamen, globus pallidus ve subtalamik nukleusun etkilenmesi ile ortaya çıkar. Kore metabolik ve vasküler hastalıklar ile nörodejeneratif ya da herediter hastalıkların seyrinde gözlenebilir. Kore nadir olarak serebral hipoperfüzyonun bir bulgusu olabilir. Geçici iskemik atak, kısa süreli olarak beynin iskemisi ile karakterize meydana gelen bir olaydır. Serebral hipoperfüzyonun lokalizasyonuna göre çok çeşitli semptomlar görülebilir. Hemikore geçici iskemik atakların sırasında çok nadir gözlenen bir bulgudur. Bu yazıda hemikore şeklinde semptom veren geçici iskemik atak olgusu literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Chorea is defined as; involuntary movements of the distal parts of limbs which have arrhythmic, rapid, bouncing or smooth, simple or complex properties. Choreiform movements occur when putamen, globus pallidus and subthalamic nucleus are affected. Chorea can be observed during the course of metabolic and vascular diseases, neurodegenerative or hereditary diseases. Chorea may be a rare symptom of cerebral hypoperfusion. Transient ischemic attack is an event that occurs in short term characterized by a temporary ischemia of brain. A wide variety of symptoms can be seen depending on the localization of cerebral hypoperfusion. Hemichorea is a very rare finding observed during transient ischemic attacks. In this article hemichorea in a case of symptomatic transient ischemic attack is discussed with relevant literature.

8.
Vertebrobaziler ve Bilateral Karotid Dolikoektazi: Nadir Bir Olgu
Vertebrobasilar And Bilateral Carotid Dolichoectasia: A Rare Entity
Vedat Ali Yürekli, Erdem Gürkaş, Gürdal Orhan, Nihat Şengeze
doi: 10.5505/tbdhd.2013.32932  Sayfalar 112 - 115
Dolikoektazi arterlerin genişlemesi, büküntülenmesi ve uzaması olarak tanımlanır. En sık intrakranial vertebral ve baziler arterleri etkiler. Vertebrobaziler dolikoektazi genellikle asemptomatiktir. Literatürde hem vertebrobaziler hem de her iki karotis arterleri içeren dolikoektazi oldukça nadir rapor edilmiştir. Semptomatik olgularda sıklıkla kranial sinir basısı ve serebral iskemi bulguları görülür. Burada medikal veya ailevi serebrovasküler hastalığı olmayan, vertebrobaziler ve bilateral karotiste dolikoektazi ve subaraknoid kanama saptanan, bilinç durumunda azalma, güçsüzlük ve sol abdusens paralizisi ile ortaya çıkan 67 yaşında bayan hasta sunulmuştur.
Dolichoectasia is a term used to describe marked widening, tortuosity and elongation of an artery. Intracranial vertebral and basilar arteries are most commonly involved. Vertebrobasilar dolichoectasia is usually asymptomatic. Both vertebrobasilar and bilateral carotid dolichoectasia has been reported very rarely in the literature. Cranial nerve compression and cerebral ischemia findings are frequently seen in symptomatic patients. We reported a 67-year-old female, without medical or family history for cerebrovascular disease, presented with vertebrobasilar and bilateral carotid dolichoectasia and subarachnoid hemorrhage, manifesting as reduced level of consciousness and weakness, and left abducens palsy.

LookUs & Online Makale
w