ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 2 Issue : 2 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 2 (2)
Cilt: 2  Sayı: 2 - Aralık 1996
1.
ÇOK GENÇ (30 YAŞ VE ALTl) İSKEMİK SEREBROVASKÜLER OLAYLARDA ETYOLOJİ (33 Olgu Analizi)
ISCHEMIC CEREBROVASCULAR EVENTS IN VERY YOUNG ADULTS (An etiologic analysis of 33 patients)
Mehmet Akif Topçuoğlu, Kaan Kayahan, Hakan Ay, Okay Sarıbaş
Sayfalar 73 - 76
GİRİŞ ve AMAÇ: Kırkbeş yaş altı iskemik serebrovasküler olaylarda (Genç SVO) klinik, etyolojik ya da prognostik özelliklerin incelendigi çok sayıda çalışma bulunmasına rağmen daha genç (30 yaş ve altı) gruba ilişkin bilgiler kısıtlıdır. Ancak bu yaş grubundaki SVO'ların diğer yaşlardakilerden farklı özellikleri olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, 30 yaş ve altındaki iskemik SVO hastalarmda etyolojik faktörlerin tanımlanması amacıyla yapılmıştır. 1990-1995 yılları arasında takip edilen 30 ve daha küçük yaşlardaki ardışık 33 hasta çalışmaya alınmış ve standart bir protokol çerçevesinde incelenmiştir. Çok genç hastalar bu peryotta izlenen toplam 1184 hastanın %2.78'ini oluşturmaktadır. Bu hastaların %39.4'ünde aterosklerotik vasküler nedenlerin ve yine %39.4'ünde kardiak nedenlerin sorumlu etyolojik neden olduğu bulunmuştur. Non-aterosklerotik vasküler nedenler %9.1 hastada sorumlu neden iken %12.1 hastada etyoloji aydınlatılamamıştır. Çalışma grubumuzda, 30 yaş ve altı iskemik SVO bastıılannda ııteroskleroz ve kardiyoembolizm diğer yaş gruplarını benzer şekilde en sık belirlenen nedenlerdir. Bu hastaların etyolojiye yönelik değerlendirmesi de diğer yaş gruplarındaki gibi olmalıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER:
BULGULAR:
TARTIŞMA ve SONUÇ:
INTRODUCTION: Patients wilh stroke under age 30 (Very Young Strokel have not been sufficiently evaluated, though they were known to have different etiological, diagnositic and prognostic features from patients with stroke under age 45 (Young stroke). The aim of this study is lo delemiine the spesific features of the stroke patients youngerthen age 30. Thirty three consecutive ischemic stroke patients under age 30, followcd between years of 1990-1995 were included. All patients underwent an extensive etiologic evaluation according to a standard prolocol. Very young stroke patients constituded 2.78% of 1184 patients with stroke. Athcrosclerotic vascul<ır disease wııs found to be responsible in 39.4% of palients. The same ratio was prevalent for cardioembolisnı. Non-atherosclerotic wısculopathy accounted for 9.1% while 12.1% remained unknown. In our study, cardioembolism and atherosderosis plııy the major role in very young stroke as in the other ages. Results suggest that the evaluation strategy of very young pııtients with ischemic stroke must besimilar to other ages.
METHODS:
RESULTS:
DISCUSSION AND CONCLUSION:

2.
AKUT İSKEMİK İNMELİ HASTALARDA PROGNOZ
PROGNOSIS IN PATIENTS WITH ACUTE ISCHEMIC STROKE
Oğuz ÇOBAN, Gülüstü KAPTANOĞLU, Sahra BAHAR
Sayfalar 77 - 82
Iskemik inmeli hastalarda prognoz ve prognostik degişkenlerin belirlenmesi ile kullanılan yöntemlerin geniş ölçekli çalışmalar için uygunluklannın araştıniması amacıyla kliniğimizde International Stroke Trial (IST) çalışması uyannca izlenen 95 olgu değerlendirildi. Son 48 saat içinde BT ile kanıtlannuş iskemik inme geçiren olgularda; prospektif olarak yaş, cins, başvuroya dek geçen süre, bilinç durumu, atriyal fibrilasyon (AF), erken BT'de infarkt, sistolik kan basıncı ve nörolojik muayene bulgulan kaydedildi. Nörolojik muayene bulgularına göre laküner infarkt (LACI), total aııterior sirkülasyon infarkb (TACO, parsiyel anterior sirkülasyon infarklı {PACI) ve posterior sirkülasyon iııfarktı (POCI) olmak üzere infarki subtipleri belirlendi. Izleme sırasında; 14. günde rekürran inme ve tipi, pulmoner emboli, ölüm günü ve muhtemel nedeni saptandı. Altıncı ayın sonunda yaşayan hastalara telefonla ulaşılamk modifiye Rankin skalası uyarınca semptomsuz, fonksiyonel olarak bağımsız ve fonksiyonel olarak bağımlı olmak üzere üç grup belirlendi. Olenler ve fonksiyonel olarak bagımlı olanlar kötü prognoz grubu olarak değerlendirildi. Karşılaştırmaların istatiksel aııalizinde p değeri ile '"odds ratio" (OR) ve% 95'1ik güven aralıg:ı (%95 CD kullanıldı. On olgu (%10.5) 14 gün içinde öldü. Uyanıktılık kusuru, ileri yaş ve AF olanlarda erken ölüm oranı anlamlı derecede yüksekti. LACI ve PACl subgruplarında erken ölüm görülmedi. Altı aylık izleme süreleri dolan 67 olgunun 25'inin (%37.3) öldüğü Öğrenildi. Kırkbir hasta (%61.2) 6. ayın sonunda ölü ya da bağımlı idi Uyanıklılık kusuru olan, AF saptanan ve TACI özelliklerini gösteren olgularda kötü prognoz oraııı aıılamlı derecede yüksekti. Yaşamlarını bağımsız sürdürebilen olguların oranı LACI grubunda %79, TACI grubuı1da %14, PACI grubunda %70, POCI grubunda %38 olarak bulundu. Bulgulanmız literatürle uyumlu olarak, başvuru sırasmda uyanıklık kusuru olan, AF saptanan ve klinik sendromu TACI olarak belirlenen iskemik inmeli hastalarda erken ve geç dönemde prognozun kötü olduğunu göstermektedir. Çalışmada kullanılan; başvuru sırasında bulguların kaydı, infarkı subtipleri ve ölüm kriterleri ile geç dönemde telefon görüşmesiyle handikap derecesinin belirlenmesi gibi yöntemlerin, geniş ölçekli çalışmalan kolaylaştıracağı kanısındayız.
We evaluated 95 cases randomized according to the Intemational Stroke Trial, aiming to asses the validity of methods used to determine prognosis and prognostic variablesin ischemic stroke patients. Age, sex, hours after onset, level of consciousness, atrial fibrillation (AF), CT visible infarct, systolic blood pressure and neurological findings were prospectively rerorded in patients with cr verified ischemic stroke within the last 48 hours. Infarcı subtypes; lacunar infard (LACI}, total anterior rirculation infarcı (TACi), partial anterior duralation infarcı (PACO,posterior drculation infarcı {POCD were determined. current stroke and it's type, pulmonary embolus, date and probable cause of death were recorded within 14 days. At the and of 6 morıths, the patients were grouped into asymtomatk, independent and functionally dependent according to modified Rankin scale, through telephone interview. Functionally dependent and dead patients were considered to have poor prognosis. Odd's ratio, 95% confidcnce intervall and p value were used in statistical analysis of comparisons. Ten of 95 patients (10.5 %) died within 14 days. Early death was significantly assodated with loss of coıısciousness, old age and presence of AF. There were no early deaths in LACI and PACI subgroups. Twenty-five {37.3%) of 67 cases who completed 6 month follow up period died. Forty-one of 67 patients (%61.2) were dead or functionally dependent by 6 months. Poor prognosis was significantly assodated with loss of consciousness,presence of AF and T ACI subtype. Ratio of patients living independently was 79% in LACI, 14% in TACI, 70 'lo in PAC! aııd 38% in POCI group. Our findings ronfirm the reported assodalion of disturbance of ronsciousness, AF and T ACI subtype w ith poor prognosis in ischemic stroke patients. Methods used is this study, such as records at admission, determination of cause of death and infard subtypes according to specific criteria and assement of handicap through telephone interview may simplify large scale trials.

3.
MEGA LAKÜNLERDE ETYOLOJİ
ETIOLOGY IN MEGA LACUNES
Taşkın DUMAN, Şerefnur ÖZTÜRK, Sevim GENÇASLAN
Sayfalar 83 - 87
Lakünler etyolojik faktörleri, gelişim şekli ve klinik özellikleri yönünden beyindeki diğer infarktlardan belirgin olarak farklı kabul edilmiştir. Laküner infarktlardaki artericler lezyonlarda mikroalerom ve lipohiyalinozis gibi farklı özelliklerin bulurunasılaküner infarki büyüklüg:ü ile etyolojik faktörlerin bağlantılı olabileceg:ini akla getinnektedir. Bu çalışma laküner infarkılı hastalardan mega lakün (giant lacune) tespit edilenlerin farklı etyolojilere sahip olup olmadık.lanru araştınnak amacıyla planlandı. Laküner infarkılan BT ile belirlenen 80 hasta klinik deg:erlendirme, karotid ve vertebral doppler, hematolojik ve biokimyasal tetkikler, EKG ve ekokardiografi ile etyolojik faktörler açısından incelendi. Lakün büyüklüğü için değerlendirme BT de lineer ölçümle yapıldı. BT de lakün dışında infarki veya hemoraji bulunan hastalar çalışmaya alınmadı. Mega lakünlü hastalarda yapılan etyolojik değerlendirmede 7 hastanın aterosklerotik, bir hastanın kardiak etyolojiye sahip olduğu düşünüldü, bir hastada etyoloji gruplandırılamadı. Verilerimiz mega lakünlü hastalarda ağıırlıklı olarak aterosklerotik etyolojİnin söz konusu olduğunu göstermektedir.
Lacunes have been accepted as different from infarcts in the brain bec;ıuse of their etiologic factors, natural history and elinical features. Presence of different conditions as microatheroma and lipohyalinosis in arteriolar lesions which are seen in lacunar infarcts has enabled us to think that there is a relation between lacumır infarcı size and etiologic factors. This study was planned to evaluate whether the patients with mega lacunes (giant lacunes) had different etiologic factors. 80 patientş whose lacunes were determined on CT were investigated by dinical evaluation, carotid ultrawnography and vertebral doppler, routine biochemical and hematological tesıs, electrocardiography and transthorasic echocardiography for eliologic factors. The evaluation of lacuna size was made by linear measurement. Patients who luıd infarcts or heuıorrhage associated with lacuna on their CT were exduded from the study. When we evaluated etiologic factors in the patients with mega lacuna, atherosclerotic etiology was found in 7 patients, cardiologic etiology in one and undefined etiology in the other. Our data suggest that, atherosderotk etiology is dominant in the palients with mega lacunes.

4.
TİKLOPİDİNİN PLAZMA FİBRİNOJEN KONSANTRASYONUNA ETKİSİ
EFFECT OF TİCLOPİDİNE ON THE PLASMA FİBRİNOGEN CONCENTRATİON
Babürhan GÜLDİKEN, Ufuk UTKU, Özden VURAL, Faruk YORULMAZ
Sayfalar 89 - 91
Tiklopidinin, fibrinojenin trombosit membranına bağlanmasını önleyerek antiagregan etki gösterdiği bilinmektedir. Bazı çalışmalarda yüksek fibrinojen düzeyi olan hastalarda tiklopidinin antiagregan etkisinin azaldığı ileri sürülmektedir. Ayrıca tiklopidin kullanımı sırasında da fibrinojen düzeyinde azalma olabileceşini bildiren az sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda 500 mg. tiklopidin kullanan 23 tıkayıcı tipte inmeli hastada tedavi öncesinde ve tedaviden 1 ve 3 ay sonra fibrinojen düzeyleri ölçülmüştür. Başlangıç diizeyi ile karşılaştırıldığında, birinci ve üçüncü ay sonunda, bağımsız bir serebrevasküler hastalık risk faktörü olan fibrinojen düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı bir düşme gösterdiği gözlenmiştir (Wilcoxon testi p
Tidopidine exerts its antiaggregatory effect by inhibiting fibrinogen binding on the platalet membrane. Some studies report that elevated fibrinogen levels decrease the antiplatelet action of tidopidine. However, there are several studies about the reducing effect of ticlopidine treatment on the high !eve ls of plasma fibrinogen. In our study we assessed plasma fibrinogen level of 23 patients with cerebral iseherola before the 500 mg/d ticlopidine treatment, on the first and third month of the treatment. Asa result, when compared to the initial level, fibrinogen levets decreased significantly at the en d of the first and third month (Wilcoxon test. p< 0.005).

5.
SPONTAN İNTRASEREBRAL HEMATOM OLGULARlNDA HİPERT ANSİYON VE END-ORGAN HASARI
HYPERTENSION AND END-ORGAN DAMAGE IN SPONTANEOUS INTRACEREBRAL HEMATOMA CASES
Sabire YILDIRIM, Elmas ORAK, Murat UYAR, Haluk CANEROĞLU, Orhan YAĞIŞ
Sayfalar 93 - 96
Spontan lntraserebral Hematom (İSH) olgularında, hipertansiyon sıklıg:ı %45-91 oranları arasında değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmada 09.02.1995 ve 25.05.1995 tarihleri arasında kliniğimize başvuran ardışık 69 ISH'lı hastada hipertansiyon ve end-organ hasarını prospektif olarak araştırdık Olguların %83' ünde öyküde hipertansiyon, %88' inde ise strok başlangıcında hipertansiyon vardı. Hipertansif retinopati olguların %61'inde, sol ventrikül hiperirofisi %42' sinde görüldü. Böbrek fonksiyon kapasitesi %75' in altında olan olguların oraru %59'du. ISH'da hipertansiyonun etyolojik öneminin, end-organ tutulumlarında saptanan bu verilerle de desteklendiği inancındayız.
The ineidence of hypertension in spontaneous intracerebral hematama cases (ICH} changes between 45 %-91 %. We investigated prospectively the coexistence of hypertension and end-organ damage in 69 consequtive patients with ICH admitted to our clinic between 09.02.1995-25.05.1995. We found that 83% of patients have had hypertension history and in 88 % of patients hypertension was found on admission examination. Hypertensive retinopathy, left ventricular hypertrophy and decrease in renal function to less than 75% of normal was found 61 %, 42% and 59% respectively. We believe that the importance of hypertension as etiologic factor of ICH is supported by evidences of end-organ damages.

6.
AKUT STROKTA SERUM ALDOSTERON SEVİYELERİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
ALTERATIONS OF SERUM ALDOSTERONE LEVELS IN ACUTE STROKE
Demet GÜCÜYENER, Oğuz ERDİNÇ, Nevzat UZUNER, Ceyhan KUTLU, Gazi ÖZDEMİR
Sayfalar 97 - 99
Strok bir çok hormonun plazma seviyelerinde ve plazma peptidlerinde değişikiilere neden olur. Bu çalışmanın amacı, iskemik ve hemorajik strok hastalarında serum aldosteron seviyelerindeki değişiklikleri incelemektir. Bilgisayarlı beyin tornagrafisi ile strok saptanan 59 hastada ilk 72 saat içinde ölçülen serum aldosteron değerleri 30 kişilik kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Serum aldosteron değerleri kontrol grubu (46.74±1.24) ile karşılaştırıldığında hem iskemik hem de hemorajik strok hastalarında (ortalama±SS, sırasıyla 223.53±33.78 ve 280.83±94.37) belirgin olarak yüksek bulundu (p
Stroke induces various changes in the plasma levels of many hormones and plasma peptides. The aim of this study is to investigate the alterations of serum aldosterone levels in both ischemic and henıorrhagic stroke patients. In the 59 patients diagnosed as stroke by cranial computed tomography, the sen1m \evels of aldosterone measured within 72 hours of onset of stroke were compared to control group (n=30). Serum aldosteron \evels (mean±SD, 223.53±33.78 and 280.83±94.37 respectively) were found significantly high (p

7.
STROK'UN ERKEN DÖNEMİNDE SERUM TİROİD HORMONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ VE FONKSİYONEL DURUM İLE iLİŞKİLERİ
EVALUATION OF SERUM THYROID HORMONES IN EARLY STAGE OF STROKE AND THEIRS RELATIONSHIP TO FUNCTIONAL OUTCOME
Oğuz ERDİNÇ, Nevzat UZUNER, Demet GÜCÜYENER, Ceyhan KUTLU, Gazi ÖZDEMİR
Sayfalar 101 - 104
Tiroid hormonlarının ve tiroid stimule edici hormonun serebruvasküler hastalıklarda degişiklikler gösterdiği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, strok'un erken döneminde bu hormonlardaki değlşiklikleri, fonksiyonel ve klinik durum ile ilişkilerini araşhrmaktır. Serum tiroksin, triiyodotironin, tiroid stimule edici hormon ve serbest tiroid indeksi, akut strok nedeniyle yalırılan 59 hasta ile 30 kontrol grubu arasında karşılaştırıldı. Glasgow koma skalası ve Hemisferik strok skalası fonksiyonel ve klinik durumu değerlendirmek amacıyla kullanıldı. Artmış serbest tiroid indeks değerleri (7.52±1.45), azalmış serum tiroksin değerleri (50.37±7.13 ng/ dl) ile birlikte idi. Glasgow ko ma skalası değerleri ile serum tiroksin değerleri arasında belirgin pozitif korelasyon bulundu (p<0.001). Yüksek serbest tiroid indeks değerleri ol;.n hastalarda belirgin olarak düşük Hemisferik Strok Skalası değerleri saptandı (p<0.05). Bu hormonların periferik değerleri santral nörokimyasal bozuklukların, strok'a eşlik eden motor ve kognitif bozuklukların bir göstergesi olabilir sonucuna varıldı.
Thyroid hormones and Thyroid stimulating hormone changes in cerebrovascular disease have been known. The alın of this study is to determine if circulating levels of these hormones are altered in acute stroke and carreiate with functional and dinical status. Serum Thyroxin, Triiodothyronine, Thyroid Stimulating hormone levels, and Free Thyroid Index in 59 patients hospitalized for acute stroke compared with 30 control subjects. Glasgow Coma Scale and Hemispheric StrokeScale were used for evaluating functional and dinical status. The more increased Free Thyroid Index values (7.52±1.45) were associated with more reduced levels of serum Thyroxin (50.37±7.13 ng/dl). A significant correlation was found between low values of Glasgow Coma Scale and low !eve! of serum Thyroxin (p

8.
AKUT İSKEMİDE HÜCRE ZEDELENMESİ VE NÖROPROTEKTİF MEKANiZMALARI
CELL DAMAGE AND NEUROPROTECTIVE MECHANISMS IN ACUTE STROKE
Sevinç AKTAN
Sayfalar 105 - 110
Yazıda sıra ile iskemi-reperfüzyon zedelenmesinin biyokimyası, iskemik zedelenme : Glutamat ve Ca+2, reperfiizyon zedelenmesi, serbest oksijen radikalleri, nöron gelişimi, survival, terminal diferansiyasyon ve apoptosis için gerekli sinyaller, iskemi -reperfüzyon zedelenmesi sonucu nöron ve diger hücrelerin tamir yetenekleri, nörotrofik faktörler, insuUnin protektif etkisi ve sonuçlar son literatür bilgiler ışığmda irdelenmiştir.
ln this paper the biochemistry of ischemia-reperfusion injury, ischemic injury: Glutamate and Ca+2, reperfusion injury: free oxygen radicals, signals for neuron development, survival, terminal differentiation and apoptosis, the result of ischemia-reperfusion injury ; repairment capabililies of neuron and other cells, neurolrophic factors, the protective effect of insulin and results were discussed.

9.
FOIX- CRAVANY- MARIE SENDROMU: BİR OLGU SUNUMU
FOIX- CHAVANY- MARIE SYNDROME: A CASE REPORT
Behiye ÖZER, Figen EŞMELİ, Mehmet ÇELEBİSOY, Kamuran DÖNERTAŞ
Sayfalar 111 - 112
Foix-Chavany-Marie sendromu pseudobulber paralizinin ender görülen kortikosubkortikal formudur. Klinik tablo anartri ya da ağu dizartri ile alt kranial sinirlerin bilateral santral paralizisinin varlığa karşı; otomatik, istemsiz, emosyonel innervasyonun korunması ile karakterizedir. Ani gelişen sol yan güçsüzlüğü ve konuşamama yakınmaları ile başvuran, otomatik hareketlerin korunduğu olgu, anatomik ve işlevsel ilişkiyi klinik ve radyolojik bulgularla açıklamaya katkıda bulunacağı düşüncesi ile sunulmuştur.
Foix-Chavany-Marie syndrome is a rarely encountered corticosubcortical form of pseudobulbar palsy. The elinical picture is characterized by anarthria or severe dysarthria and a bilateral central voluntary paresis of lower cranial nerves with preserved automatic, involuntary emotional innervation. We report a case with sudden onset of hemiparesis , anarthria, automatovoluntary disseciation with elinical and radiological data .

10.
SEREBROVASKÜLER HASTALlKLARlN HAVA KOŞULLARIYLA İLİŞKİSİ
THE RELATION BETWEEN WEATHER CONDITIONS AND CEREBROVASCULAR DISEASES
Süleyman KUTLUHAN
Sayfalar 113 - 119
Serebrovasküler Hastalıklar (SVH)ın oluşmasında çevre faktörlerinin de etkisinin olduğu bilinmektedir. Bu faktörler arasında hava koşulları da bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, SVH ların daha çok kış ve ilkbaharda görüldüğünü bildirenler çoğunluğu oluştunnaktadır. Günlük sıcaklığın düşmesiyle SVH ın arttığının saptanmasına karşın, atmosfer basınoyla SVH arasında anlamlı bir ilişki bildirilmem:iştir. Bu çalışmada, Kütahya Devlet Hastanesinde Ocak 1991 - Aralık 1993 tarihleri arasında tedavi edilen 475 SVH olgusu değerlendirilmiştir. SVH oluşmasının; mevsimler, aylar, günlük sıcaklık, günlük atmosfer basıncı, gün içi sıcaklık farkı ve gün içi basınç farkıyla olan ilişkileri araştırılmıştır. Tüm serebral infarktlann ve intraserebral hemorajilerin kışın, subaraknoid kanamalann ilkbaharda daha çok görüldüğü saptanmıştır. Günlük sıcaklık ve basınçla direkt ilişki kurulamamıştır. Fakat SVH oluşmasıyla gün içi sıcaklık farkı arasında pozitif ve gün içi basınç farkı arasında ise negatif bir ilişki olduğu dikkatimizi çekmiştir (p< 0.05). Ayrıca SVH da mortalitenin diğer mevsimlere oranla kışın daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.01).
It is known that the environmental factors play a role in the occurrence of cerebrovascular diseases (CVD). One of these factors is the weather conditions. According to many authors, most of CVD occur in winter and spring. Although the occurrence of CVD increases by the decrease in mean ambient temperature, no sigıı.ificant correlatlon is found for atmospheric pressure. In this study, 475 CVD cases treated between January 1991 - December 1993 in Kütahya State Hospital were investlgated. The relationship between occurrence of CVD and weather conditions, induding seasons, months, mean ambient temperature, mean ambient atmospheric pressure, intradiurnal temperature change and intradiurnal pressure change has been evaluated . All CVD, cerebral infards and intracerebral hemorrhages occurred usually in winter while subaracnoid hemorrhages in spring. There was no correlation between occurrence of CVD and mean ambient temperature or pres.sure. However a significant positive correlation with intradiurnal tenıperature ch.ınge and negative correlation with intradiurnal atmospheric pressure change was foımd {p<0.05). In addition, mortality of CVD was higher in winter than in other seasons (p<0.01).

11.
AKUT İSKEMİK İNMEDE RASYONEL HEPARİN KULLANIMI
USE OF HEPARlN IN ACUTE ISCHEMIC STROKE: A REVIEW
Mehmet Akif TOPÇUOĞLU, O. İ. ÖZCEBE, Okay SARIBAŞ
Sayfalar 121 - 133
Akut iskemik irune tedavisinde antikoagülasyonun damar içinde gelişmiş olan pıhtmın büyümesini engellemek ve rekürensi azaltmak gibi önemli iki teorik yararı vardır. Kesin kanıtiara dayanmasa bile akut inme tedavisinde heparin kullanımının pratik ve ampirik yararları olduğuna inanıyoruz. Tüm tartışmalı verilere rağmen heparin en azından seçilmiş olgularda akut dönemde kullanılmalıdır. Bu makalede heparinin akut iskemik inme tedavisindeki kullanımı en son literatür bilgisi ışığında gözden geçirilmektedir.
Anticoagulation after acute ischemic stroke has two theoretical benefits: Prevention of propagation of intravascular thrombus and reduction of the risk of recurrent embolism. Despite the absence of proven benefit, webelieve that there is stili practical and empiric role for anticoagulation in acuıe stroke. Although inconclusive findings, heparin therapy has been recomended for selected cases. In this paper, we reviewed the ratianale of use of heparin in the management of acute ischemic stroke on the basis of recent literature.

12.
CAPRIE ÇALIŞMASI VE İLK SONUÇLARI
THE CAPRIE STUDY: AN OVERVIEW
Gazi ÖZDEMİR
Sayfalar 135 - 137
CAPRIE çalışması dopidogrel isimli yeni bir antiplatelet ilacın kullanıldığı en geniş klinik çalışma olup, iskemik strok, miyokard infarktüsü ve periferik vasküler hastalık gibi risk olan hastalıklarından biri bulunan hastalarda aspirinden daha etkili olduğunu göstermiştir. Uç yıl devam eden çalışmada önceden iskemik strok, Ml veya PAH geçiren 19,185 hastanın 9,599'unda 75 mg/ gün dopidogrel, 9,586'undil ise 325 mg/gün aspirin 16 ülkeden 400 merkezde kullanılmıştır. Clopidogrel kullanılan hastalarda hematolojik yan etkilere rastlanmamış, aspirin ile farksız oranlarda nötropeni ve minor belirtiler (diare, kırmızılık ve kaşmtı) izlenmiştir. Gastrointestinal kanama oluşmamıştır.
The CAPRIE (Clopidogrel versusu Aspirin in Patienls at Risk of lschemic Event) study, the largest dinical trial ever conducted on any medicine in development, shows that a new antiplatelet agent, dopidogrel, is significantly more effective than aspirin at reducing the likelihood of ischemic stroke, heart attack or vascular death in at-risk patients. CAPRIE was a three-year, randomized, triple-blind international dinical study which enrolled 19,185 patients who had previously suffered an ischemic stroke, heart attack, or claudication. Patients received either 75 mg once daily of dopidogrel or 325 mg per day of aspirin. The study was conducted by investigators at almost 400 elinical centres in 16 countries araund the world. The CAPRIE study demonstrated that_ treatment with clopidogrel provided an overall relative risk reduction in ischemic stroke, myocardial infarctlon, or peripheral wıscular disease of 8,7% amongst the 9,599 patients treated with dopidogrel compared with the 9,586 patients trealed with aspirin (p=0,043). This study showed no evidence of any adverse haematological effects with clopidogrel. Specifically, there was no difference in the ineidence of neutropenia between the group treated wit aspirin (0.17%) and that treated with dopidogrel (0.09%). The patients treated with clopidogrel were significcmtly less likely to suffer from severe gastrointestinal bleeding than those treated with aspirin. There was an increase in some minor adverse event~ (diarrhea, rash and itching) in those patients receiving dopidogrel com pa red with aspirin, but the observed differences of about 0.1% are considered clinically unimportant.

13.
DÜNYA VE AVRUPA BEYİNDAMAR HASTALIKLARI KONGRELERİ'NİN ARDlNDAN
DÜNYA VE AVRUPA BEYİNDAMAR HASTALIKLARI KONGRELERİ'NİN ARDlNDAN
Gazi ÖZDEMİR
Sayfalar 139 - 140
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale
w