ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 22 Issue : 2 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 22 (2)
Cilt: 22  Sayı: 2 - Ağustos 2016
DERLEME
1.
FLAIR Vasküler Hiperintensite
Fluid-Attenuated Inversion Recovery Vascular Hyperintensity
Hasan Hüseyin Karadeli, Muhammed Emin Özcan
doi: 10.5505/tbdhd.2016.19870  Sayfalar 45 - 48
‘FLAIR Vasküler Hiperintensite’ (FVH) beyin parankiminde veya subaraknoid aralığı sınırlayan kortikal yüzeyde sirküler veya kıvrımsı parlaklıklardır. Iskemik inmeli hastalarda, beyin damarlarında normal akımın tersine yavaş akım olması veya akım olmaması MRI FLAIR incelemelerinde yüksek sinyal oluşmasına neden olur. Orta serebral arter sulama alanında görülen proksimal damar işareti trombüsü akla getirirken, iskemik inmeli hastalarda izlenen FVH, distal damarlarda yavaş akımı temsil eder. Bu makale, iskemik inmeli hastaların beyin MRI incelemelerinde FLAIR sekansinda FVH varlığına dikkat çekmek ile beraber FVH’ in klinik kullanımı hakkında da bilgi içermektedir.
FLAIR Vascular Hyperintensity (FVH) is a circular or serpentine brightening in brain parenchyma or cortical surface bordering the subarachnoid space. Slow flow and statis cause a high signal on FLAIR in contrast to the normal flow void phenomenon of arteries. Although proximal vessel sign in the MCA territory represent thrombus, distal FVH represent slow blood flow. This article point out the property of FVH and provide information about FVH for utilization of clinical effectiveness.

2.
Serebral Venöz Sinüs Trombozlarının Tedavisinde Yeni Oral Antikoagülan İlaçlar
New Oral Anticoagulant Drugs for the Treatment of Cerebral Venous Sinus Thrombosis
Birsen İnce
doi: 10.5505/tbdhd.2016.83097  Sayfalar 49 - 51
Serebral venöz sinüs trombozunun tedavisi heparin ve vitamin K antagonistleri ile sınırlıdır. Son yıllarda yeni oral antikoagülan tedaviler geliştirilmiştir. Faktör Xa inhibitörleri ve trombin inhibitörleri atrial fibrilasyona bağlı iskemik inmenin önlenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu doğrudan etkili ilaçlar venöz tromboembolilerin tedavisinde antikoagülasyon için yeni bir seçenek olarak kabul edilmektedir. Bu yazıda serebral venöz sinüs trombozu olan hastalarda yeni oral antikoagülan ilaçların kullanımı ile ilgili çalışmalar gözden geçirilmiştir.
The therapy of cerebral venous sinus thrombosis is restricted to heparin and vitamin K antagonists. In last years, new oral anticoagulant treatments have been developed. Factor Xa inhibitors and thrombin inhibitors have been extensively used in prophylaxis of the ischemic stroke secondary to the atrial fibrillation. Direct oral anticoagulants have emerged as an option for anticoagulation in treatment of venous thromboembolism. In this review, the data related to the use of new oral anticoagulants in patients with cerebral venous sinus thrombosis has been revised.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
İnme sonrası geç başlangıçlı Nonkonvulsif Status Epileptikus: 9 olgunun incelenmesi
Post stroke late onset Non-convulsive status epilepticus: analysis of 9 cases
Eylem Özaydın Göksu, Fatma Genç, Nesrin Atiş, Abidin Erdal, Elif Sarıönder Gencer, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.5505/tbdhd.2016.31932  Sayfalar 52 - 55
GİRİŞ ve AMAÇ: Non konvulsif status epileptikus (NKSE) klinik özellikleri belirgin olmamasına ve sıklıkla göz ardı edilmesine rağmen hızlı tanı ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Etyolojisinde inmenin de rol oynadığı bu durumda inme hastalarında geç dönemde gözlenen NKSE olgularını incelemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2013 ve Ocak 2016 tarihleri arasında inme polikliniğinde takip edilen hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. İnmenin 1 hafta sonrasında NKSE tanısı alan hastalar geç dönem olarak tanımlandı. Toplam 9 hasta değerlendirildi. Tüm hastaların demografik özellikleri, inme etyolojisi, görüntüleme yöntemleri, Elektroensefalografi (EEG) bulguları, İnme şiddeti Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) inme ölçeği (NIHSS) skoru fonksiyonel özürlülük modifiye Rankin Skalası (mRS) kayıt edildi.
BULGULAR: Toplam 9 hasta değerlendirildi. Yas ortalamasi 70,5± 9,6 idi. Hastalardan 8 (%88,9) ’i kadin, 1’i erkekdi. Hastalarin tumu iskemik inme idi. Hastalarin 8' inde (%88,9) orta serebral arter (OSA) sulama alaninda, 1’inde posterior serebral arter (PSA) sulama alaninda infarkt mevcuttu. hastalarin 5’i (%55,6) kardiyoembolik inme, 4’u (%44,4) kriptojenik inme idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İskemik inme sonrası geç dönemde NKSE gözlenmesi hiç de nadir değildir. Yaşlı ve geniş enfarktı olan apatik hastalarda NKSE ayırıcı tanıda akılda tutulmalıdır.
INTRODUCTION: Non-convulsive status epilepticus is a condition that needs timely diagnosis and treatment with insignificant clinical features and high risk of misdiagnosis. We aimed to reveal late onset NCSE in patients with stroke where stroke plays a role in the etiology.
METHODS: We conducted a retrospective analysis of patients who presented to our outpatient stroke clinic between January 2013 to January 2016. A week after the stroke, patients were defined as late onset NCSE. A total of 9 patients were included. Demographic properties, stroke etiology, imaging modality, EEG findings, stroke severity according to NIHSS score, functional disability, modified Rankin Scale were recorded for all patients.
RESULTS: A total of 9 patients were included. The mean age of the study population was 70,5± 9,6 years. There were 8 (88,9%) females, and 1 male. Eight of nine patients had middle cerebral artery, 1 patient had posterior cerebral artery infarct. While 5 patients had cardioembolic stroke, 4 patients had cryptogenic stroke.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The late onset NCSE after ischemic stroke is not a rare entity. NCSE should be kept in the differential diagnosis of apathy patients with older age and large stroke.

KISA RAPOR
4.
Rüptüre olmuş distal anterior serebral arter anevrizmaları: Olgu serisi
Ruptured Distal Anterior Cerebral Artery Aneurysms: Case series
Mehmet Seçer, Murat Ulutaş, Kadir Çınar
doi: 10.5505/tbdhd.2016.29974  Sayfalar 56 - 60
AMAÇ: Distal anterior serebral arter anevrizmaları intrakranial anevrizmaların küçük bir bölümünü oluşturur. Lokalizasyolarından dolayı cerrahi tedavileri bazı güçlükler içerir. Bu çalışmada kliniğimizde DASA anevrizması nedeniyle opere olan olguların klinik, radyolojik bulguları, lomber drenaj uygulamasının cerrahiye katkısının değerlendirilmesi ve cerrahi sonuçlar tartışıldı.
GEREÇ ve YÖNTEM: 2010-2016 yılları arasında kliniğimizde rüptüre distal anterior serebral arter anevrizması nedeniyle opere edilen 5 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Olguların pre-op Hunt-Hess grade, radyolojik olarak anevrizmanın yerleşimi, boyutu, çoklu anevrizma olması, eşlik eden vasküler anomali, hemoraji şekli ve hastaların Genişletilmiş Glasgow Out Come skalaları ve lomber drenajın cerrahi sırasında sağladığı kolaylıklar değerlendirildi.
BULGULAR: Olgularımızın Kadın/erkek oranı 3/2, yaş ortalaması 46,2 yıl idi. Olgular’da frontal hematom(n: 1),interhemisferik lokal hematom(n: 1), interhemisferik lokal hematom(n: 2) ve subaraknoid hemoraji(n: 1) saptandı. BT anjio ve serebral anjiografide; A2(n: 1), A3(n: 3) ve A3+ anterior kommunikan arter anevrizması(n: 1) saptandı. Olguların cerrahisi pterional ve/veya interhemisferik yaklaşım ile yapıldı. 4 olguda operasyon sırasında ve postoperatif dönemde lomber drenaj ile BOS drene edildi. Postoperatif dönemde morbidite ve moratalite izlenmedi.
SONUÇ: Distal anterior serebral arter anevrizmalarının cerrahi tedavisinde bazı güçlükler olmasına rağmen lomber drenaj uygulanması ve mikrocerrahi teknikler ile başarı sağlanabilinir.
OBJECTIVE: Aneurysms of the distal anterior cerebral artery are consist of small part of intracranial aneurysms. Their suırgical treatments present some difficulties because of location. We reported our experiences of cases with distal anterior cerebral arterey aneurysms focusing on clinically, radiologically, contribution of CSF drain through lumbar drain was evalueted and surgicical outcomes.
MATERIAL and METHODS: We operated 5 distal anterior cerebral artery aneurysms between 2010-2016 and evaluated retrospectivily. Patients were evaluated regarding to preoperative Hunt-Hess grade, radyologically aneurysm locations, multiple aneurysms, aneurysms size, accompanying vascular anomally, aspect of hemorrhage and extended Glasgow Outcome scale and provided conveniences of lumbar drain during surgery.
RESULTS: There were female dominance(f/m: 3/2), mean age was 46,2 years. Patients were suffered from frontal hematoma(n: 1), interhemispheric local hematom and intaventricular hemorrhage(n: l), interhemispheric local hematom(n: 2) and subarachnoid hemorrhage(n: 1). Aneurysms were identified on the A2(n: 1), A3(n3) and A3+anterior communicating artery by CT and digital subtraction cerebral angiography. All patient’s treatment was performed surgically by interhemispheric and/or pterional approach. CSF drain was performed by lumbar drainage during operation and postoperative period. We have no any morbidity and mortality.
RESULTS: Although there are some surgical difficulties of the distal anterior cerebral artery aneurysms, these could be coped with lumbar drainage and application microsurgical technics.

5.
Yoğun Bakım Hastalarında Gelişen Akut Bakteriyel Parotitis: Dört Olgu Sunumu
Acute Bacterial Parotitis in Intensive Care Patients: Four Case Reports
Çetin Kürşad Akpınar, Hakan Doğru, Kemal Balcı, Levent Güngör
doi: 10.5505/tbdhd.2016.92485  Sayfalar 61 - 64
Akut bakteriyel parotitis (ABP) çok erken ve ileri yaşta görülen bir enfeksiyondur. Yeterli mayi desteği, ağız hijyeni, oral beslenme ve çoklu ilaç kullanımından kaçınılarak enfeksiyon önlenebilmektedir. Tanı için parotis ultrasonografisi kullanılabilmektedir. Akut bakteriyel parotitis erken tanı ve uygun antibiyotikle sorunsuz ve kısa sürede tedavi edilebilir. Geç tanı konulan ve antibiyotik tedavisine dirençli olgularda mortalite görülebilmektedir. Bu yazıda 65 yaşın üstünde yoğun bakımda izlenen ABP tanılı dört olgu sunulmuştur. İlk olguda çoklu ilaç kullanımı, sıvı kısıtlaması ve oral beslenememe, ikinci olguda oral beslenememe, üçüncü olguda kötü ağız hijyeni, demans ve yeterli sıvı alamama ve dördüncü olguda ise oral beslenememe nedeniyle ABP geliştiği düşünülmektedir. Belirtilen risk faktörü olan olgular dikkatli bir şekilde takip edilirse, yoğun bakım yatış süresi uzamamış ve mortalite oranları da artmamış olacaktır.
Acute Bacterial Parotitis (ABP) is an infection seen in very early and old ages. The infection can be prevented by sufficient fluid support, mouth hygiene, oral feeding and avoiding multiple medication use. Parotis ultrasonography can be used for diagnosis. Acute Bacterial Parotitis can be treated in a short time and free of problems with early diagnosis and appropriate antibiotics. Mortality can be seen in cases which are late diagnosed and which are resistant to antibiotic treatment. This article presents four case reports over the age of 65 with a diagnosis of ABP, who are monitored in the intensive care. It is thought that the first case developed ABP because of multiple medication use, liquid restriction and oral feeding difficulty, the second case because of oral feeding difficulty, the third case because of bad mouth hygiene, dementia and not getting enough liquid and the fourth case because of oral feeding difficulty. If the cases with the stated risk factors are carefully followed, intensive care hospitalization period will not be prolonged and mortality rates will not increase.

EDITÖRE MEKTUP
6.
Akut, Progresif ve Nadir Görülen Bir Serebrovasküler Hastalık: Derin Serebral Ven Tombozu
An Acute, Progressive and Rarely Seen Cerebrovascular Disease: Deep Cerebral Vein Thrombosis
Hatice Köse Özlece, Musrafa Gök, Ürfettin Huseyinoglu, Ayşenur Yeksan, Cafer Mutlu Sarıkaş, Nergiz Hüseyinoglu, Yusuf Ehi
doi: 10.5505/tbdhd.2016.93685  Sayfalar 65 - 67
Makale Özeti | Tam Metin PDF

OLGU BILDIRILERI
7.
İzole iskemik optik nöropati ile prezente olan karotis arter diseksiyonu olgusu
Dissection of internal carotid artery presenting as isolated ischaemic optic neuropathy.
Serdar Oruc, Mustafa Doğan, Hayri Demirbaş, Önder Akçi, Irmak Ceviz, Mehmet Yaman
doi: 10.5505/tbdhd.2016.93695  Sayfalar 68 - 72
Karotis arter diseksiyonları 45 yaşından önce gözlenen serebrovasküler olayların en önemli nedenlerinden birisidir. Baş, boyun ve yüz ağrıları, Horner sendromu bulguları, pulsatil tinnitus ve kranial sinir tutulumları gibi lokal bulguların yanı sıra hastaların yaklaşık dörtte üçünde iskemik inme, geçici iskemik atak ve amorozis fugaks gibi iskemik olaylar gözlenmektedir. İskemik optik nöropati karotis arter diseksiyonlarında % 4 oranında gözlenmekte ve daha çok diğer iskemik ve lokal semptomlara eşlik etmektedir. İskemik optik nöropatinin karotis arter diseksiyonlarında ilk ve tek bulgu olarak gözlenmesi ise nadirdir. Burada ani gelişen tek taraflı görme kaybı dışında ek şikayeti olmayan ve iskemik optik nöropati etiyolojisinin araştırılması amacı ile göz hastalıkları kliniğinden tarafımıza konsülte edilen elli beş yaşındaki erkek hastada saptanan karotis arter diseksiyonu sunulmuştur. Tek taraflı görme kaybı ile başvuran hastalarda karotis arter diseksiyonu saptanabilme olasılığı akılda tutulmalıdır
Carotid artery dissections are one of the important reasons of cerebrovascular events that are observed before the age of 45. Besides the local findings such as head, neck and face pains, Horner syndrome findings, pulsatile tinnitus and cranial nerve involvements, some other symptoms such as ischemic stroke, transient ischemic attacks and amaurosis fugax can also be observed in the approximately three quarters of patients. Ischemic optic neuropathy may be seen as %4 in the carotid artery dissections and it mostly accompanies other ischemic local symptoms. It is rare to observe the ischemic optic neuropathy as the first and unique finding in the carotid artery dissections. In this study, a 55 year old male patient with carotid artery dissection was represented. He did not have any other complaint, except the sudden unilateral visual loss and he was sent to our clinics from the opthalmology clinics in order to search for the etiology of ischemic optic neuropathy. It should be kept in mind that there can be a possibility to have carotid artery dissections in patients with unilateral visual loss.

8.
Akut anterior spinal arter oklüzyonu: Difüzyon MR lezyon karakteristikleri ve zaman içindeki değişimi
Acute anterior spinal artery occlusion: Temporal evolution of diffusion MRI lesion characteristics
Halil Önder, Ethem Murat Arsava, Rahsan Göçmen, Kader Karlı Oğuz, İrsel Tezer, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2016.41275  Sayfalar 73 - 77
Anterior spinal arter oklüzyonu veya diğer adıyla spinal strok tanısında difüzyon ağırlıklı görüntüleme (DAG) yararlı olmakla birlikte spinal kordun akson yoğunluklu yapısı nedeniyle lezyonların DAG ve ADC (apparent diffusion coefficient) karakteristikleri diğer stroklardan önemli farklılıklar gösterir ve sinyal özelliklerinin zaman içindeki değişimi de yeterince çalışılmamıştır. Bu olgu raporunda spinal iskeminin difüzyon karakteristikleri ve bunların zamansal değişimi demonstre edilmiş, ve klinik önemi ile fizyopatolojisi tartışılmıştır.
Diffusion weighted imaging (DWI) is useful in the diagnosis of anterior spinal artery occlusion, also called as acute spinal stroke. Because of higher density of axonal structures in spinal cord, DWI and ADC (apparent diffusion coefficient) imaging characteristics of ischemic lesions show important differences from strokes occurring in other territories. Furthermore, DWI signal changes over time has not been studied sufficiently in spinal strokes. We herein present a case vignette with acute spinal stroke to remind imaging features and to describe imaging follow-up enabling us to discuss on the pathophysiology of this entity.

9.
Kronik bilinç bozukluğu ayırıcı tanısında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme tekniklerinin yeri
Utility of functional magnetic resonance imaging techniques in the diagnosis of chronic consciousness disorders
Halil Önder, Ethem Murat Arsava, Demet Funda Baş, Kader Karlı Oğuz, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2016.96168  Sayfalar 78 - 82
Akut dönem sonrası göz açma yanıtı geri dönen ama kooperasyon sağlanamayan olgularda (persistan) vejetatif durum (PVD), minimal bilinçlilik durumu (MBD) veya mezensefalik "locked-in" sendromu (LİS) gibi farklı tanıların sadece klinik bulgular temelinde konulması son derece zordur. Bu tanımlamalar prognoz ve tedavi seçimi konusunda son derece kritiktir. Sadece stimulus verilerek elde edilen pasif veya aktivite gerçekleştirerek yapılan aktif fonksiyonel manyetik görüntüleme (fMRG) ile istirahat fMRG bu amaçla kullanılabilir. Bu makalede klinik bulguları ile PVD, LİS ve MBD ayrımı yapılamayan üç olguya fMRG desteği ile pontomezensefalik infarkta bağlı LİS, pontin hemorajiye bağlı PVD ve global serebral iskemiye bağlı MBD tanıları konulmuş; bu tekniğin nöroyoğun bakım ve nörovasküler hastalıklar pratiğindeki önemi tartışılmıştır.
Diagnosis of (persistent) vegetative state (PVS), minimally consciousness state (MCS) or mesencephalic "locked-in" syndrome (LIS) is challenging resting only on clinical grounds in cases awakening from acute comatose states with eye opening but no consistent cooperativeness. These descriptions are of uttermost critical importance in terms of prognosis declaration and treatment level selection. Stimulus-evoked and task-evoked functional magnetic resonance imaging (fMRI) or resting state fMRI can be used for this purpose. Three cases, in whom convincing discrimination of PVS, LIS and MCS was impossible to be clinically attained are herein presented and discussed. For the sake of fMRI technology, diagnoses of LIS connected to pontomesencephalic infarction, PVD due to pontine hemorrhage and MBD from global cerebral ischemia could be insured. Utility of fMRI in the neurocritical care and neurovascular disease practices is briefly presented

10.
Preeklampsi varlığında PRES –SVT birlikteliği-bir olgu sunumu
Association of PRES with SVT in the presence of pre-eclampsia: a case report
Ayşın Kısabay, Deniz Atılgan, Deniz Selçuki
doi: 10.5505/tbdhd.2016.96967  Sayfalar 83 - 87
Postpartum dönemde görülen klinik durumlar; başağrısı, nöbet, fokal nörolojik defisitler, bilinçte dalgalanmalar, görsel yakınmalar (görme bulanıklığı, görmede azalma, görme alanı defektleri ve kortikal körlük ) şeklindedir.
31 yaşında bayan hasta, 37 haftalık gebe olup; başağrısı, bulantı, kusma, nöbet geçirme ve bilinçte uykuya eğilim ve tansiyon yüksekliği nedeni ile değerlendirildi. Olgunun çekilen Kranial Magnetik Rezonans Görüntüleme, Angio-Venografi incelemesi hem Posterior Reversible Ensefalopati Sendromu hem de Sinüs Venöz Trombozu ile uyumlu bulundu.
Sonuç olarak, tedavileri farklı olduğu için postpartum dönemde görülen başağrısı ve/veya fokal defisitler ve nöbet olması durumunda iki klinik tanının birlikte görülme olasılığı da akılda tutulmalıdır.
Clinical findings during the postpartum period include headache, seizures, focal neurological deficits, fluctuation in conscious, and visual complaints (blurred vision, reduced visual acuity, visual field defects, and cortical blindness).
A 31 years old woman was pregnant at 37th gestational week and evaluated for her findings of headache, nausea, vomiting, seizure, tendency to sleep and hypertension. Cranial magnetic resonance imaging (MRI) was found to be consistent with posterior reversible encephalopathy syndrome as well as venous sinus thrombosis.
In conclusion, since their treatment are distinct, possibility of presence of both clinical diagnoses should be kept in mind in the case of headache and/or focal deficits and seizure occurring during the post-partum period.

11.
Düşük el ile prezente olan iskemik inme: Bir vaka sunumu
Wrist drop as presentation of ischemic stroke: A case report
Meltem Karacan, Faik Ilik, Murat Gönen
doi: 10.5505/tbdhd.2016.87609  Sayfalar 88 - 90
Fokal el güçsüzlüğü, fokal nörolojik defisitle prezente olan serebrovasküler olgular içinde nadir rastlanan bir bulgudur. Sıklıkla periferal lezyon lehine yanlış tanı almaktadır. Radial sinir bileğin ekstansiyonunu ve elin bir kısmının kontrolünü sağlar. Radial sinir felci düşük el adı verilen el ve parmakların güçsüzlüğüne neden olur. Çalışmamızda serebrovasküler hastalık nedeniyle düşük eli olan bir vaka sunulmuştur.
Focal hand weakness is a rare condition in cerebrovascular diseases which is presented focal neurological deficit. Often misdiagnosed in favor of peripheral lesion. Radial nerve is responsible for extension the wrist, and controls portion of the hand. Paralysis of radial nerve causes weakness of the wrist and fingers, also called wrist drop. In our study we presented a case, which has wrist drop due to cerebrovascular disease.

LookUs & Online Makale
w