http://www.journalagent.com/images/submit_tur.png



 
 
Türk Beyin Damar Hast Derg: 24 (3)
Cilt: 24  Sayı: 3 - Aralık 2018
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
İnme Başlangıç Zamanının Endovasküler Tedavi Kararı İçin Önemi
Importance of Stroke Onset Time for Endovascular Treatment Decision
Talip Asil, Çiğdem Deniz
doi: 10.5505/tbdhd.2018.83007  Sayfalar 90 - 93
Yayınlanan randomize çalışmalar ile akut iskemik inme tedavisinde endovasküler tedavinin kullanılması ile ilgili dramatik değişiklikler olmuştur. Yakınlarda yayınlanan iki çalışma ile seçilmiş hastalarda 6 saatin ötesinde de doku temelli hasta seçimi ile endovasküler tedavinin yararı gösterilmiştir. Biz bu yazıda endovasküler tedavi kararı ile inme başlangıç zamanı arasındaki ilişkiyi tartıştık.
The current management of acute ischemic stroke has dramatically changed with the publication of randomized trials using endovascular thrombectomy. Recently, the benefit of selecting patients for endovascular treatment beyond the 6-hour time window using a tissue-based approach was demonstrated in two randomized trials. We discussed the relationship between desicion of endovascular treatment and stroke onset time in this review.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
2.
Çoklu Sulama Alanı Enfarktlarında Manyetik Rezonans Görüntüleme Lezyon Paterni ve İnme Etiolojisi
Lesion Pattern on Magnetic Resonance Imaging and Stroke Etiology in Multi-territorial Infarctions
Ethem Murat Arsava, Lala Mehdikhanova, Rahşan Göçmen, Kader Karlı Oğuz, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2018.30502  Sayfalar 94 - 97
GİRİŞ ve AMAÇ: İskemik inme ile başvuran hastalarda birden fazla arter sulama alanında iskemik lezyon varlığı embolik bir etiyolojiye işaret etmekte ve detaylı bir emboli kaynağı araştırmasını beraberinde getirmektedir. Difüzyon ağırlıklı görüntülemelerde (DAG) gözlenen lezyon paternleri klinisyenlere belirli inme etiyolojilerini düşündürebilir ve bu anlamda diyagnositk incelemelere yön vermek için kullanılabilir. Bu çalışmada birden fazla arter sulama alanında iskemik lezyonu olan hastalarda, DAG lezyon paterni ve inme etiyolojisi arasındaki ilişki incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bölümümüz inme veri tabanından birden fazla serebral arter sulama alanında akut veya subakut iskemik lezyonları olan hastalar retrospektif olarak taranarak saptanmıştır. Bu hastalardaki inme etiyolojileri ve DAG incelemelerindeki lezyon boyutları, dağılımları ve sayıları arasındaki ilişki incelenmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya 74 hasta dahil edilmiştir. Etiyolojik incelemeler sonucunda ‘diğer nadir inme nedenleri’ alt grubunda sınıflandırılan hastalarda tüm serebral arter sulama alanlarında lezyon varlığı (p=0,02), ≥10 lezyon sayısı (p<0,01), küçük ve büyük lezyonların bir arada olduğu heterojen lezyon paterni (p=0,03) daha sık gözlendi. Nedeni aydınlatılamayan/sınıflandırılamayan inme hastalarında ise daha az lezyon sayısı (p<0,01), iki dolaşıma sınırlı lezyon dağılımı (p=0,04) ve esas olarak küçük lezyonlardan oluşan homojen bir patern (p<0,01) dikkati çekmekte idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çoklu arter sulama alanı enfarktı olan hastalarda DAG incelemelerindeki lezyon paternleri belirli etiyolojiler ile yakın ilişki göstermektedir; bu paternler etiyolojik incelemeler esnasındaki önceliklerin belirlenmesi konusunda yardımcı olabilir.
INTRODUCTION: Presence of ischemic lesions in multiple vascular territories is suggestive of an embolic etiology, which could therefore necessitate a detailed etiologic work-up to uncover the underlying pathology. Lesion patterns on diffusion-weighted imaging (DWI) might be used as a marker of certain stroke etiologies and guide the clinician in prioritizing diagnostic investigations. In this study, we sought to identify the relationship between certain lesion characteristics on DWI and stroke etiologies in a consecutive series of ischemic stroke patients with multi-territorial lesions.
METHODS: Patients with acute and subacute ischemic lesions simultaneously present in multiple cerebral arterial territories were retrospectively identified from a departmental database. The distribution, number and size of these lesions, and their association with different stroke etiologies were assessed for all patients.
RESULTS: A total of 74 patients were included into the study. Patients with ‘other’ causes of stroke more commonly had lesions distributed in all cerebral arterial territories (p=0.02), ≥10 lesions (p<0. 01) and a heterogeneous pattern composed of multiple small and large lesions (p=0.03) when compared to the remaining patients. In contrast, patients with undetermined/unclassified origin of stroke had lower number of lesions (p<0.01) that were distributed mainly in only two circulations (p=0.04) and were primarily homogenously small in nature (p<0.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Lesion patterns on DWI are significantly associated with certain stroke etiologies in patients with multi-territorial infarctions, and therefore might be used in planning of the diagnostic work-up in such cases.

3.
Akut iskemik inmeyi tetikleyen faktörler: Pakistan’dan bir çapraz vaka kontrol çalışmasi
Triggering factors of an acute ischemic stroke: A case cross-over study from Pakistan
Qamar Zaman, Maimoona Siddiqui, Kinza Waqar, Naveen Zaidi
doi: 10.5505/tbdhd.2018.72792  Sayfalar 98 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: İskemik inmeyi tetiklediği iyi bilinen bazı faktörler DM, HT, sigara kullanımı ve obezitedir. İskemik olayları tetikleyebilen yeni bazı faktörler belirlenmiştir. Çeşitli çalışmalar bazı vakalarda inmenin negatif duygu durum değişiklikleri, enfeksiyon, aktivite ve beslenme ile ilişkili faktörler ile tetiklenebileceğini göstermişlerdir. Bu tetikleyicilerin belirlenmesi vasküler olayların önlenmesine yardımcı olabilir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma bir çapraz vaka kontrol çalışmasıdır. Duygular, yiyeceklerin tipi ve miktarı, aşırı alkol kullanımı, sigara kullanımı, hava değişiklikleri, seyahat gibi tetikleyicilere maruz kalma durumu 2 saatlik indeks döneminde ve olaydan önceki 24 saatlik ve 1 aylık kontrol periyotlarındaki ortalama maruz kalma süresi ile karşılaştırıldı. Tanımlayıcı istatistikler, odds oranları ve güven aralıkları hesaplandı.
BULGULAR: 128 katılımcı çalışmaya alındı; %68’i erkek, %32’si kadındı. Kontrol periyodu süresi ile karşılaştırıldığında, 2 saatlik indeks periyodu sırasında herhangi bir tetikleyiciye maruz kalma için bir iskemik olay tetikleyicisinin odds oranı 2.6 idi. Odds oranları enfeksiyon için 3.11, seyahat için 1.18 ve negatif duygular için 18.14 idi. Aşırı alkol tüketimi, sigara kullanımı, hava durumu değişiklikleri veya yiyecek tipi veya miktarı için indeks periyottaki ve kontrol periyodundaki odds oranlarında anlamlı farklılık bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kontrol periyoduna kıyasla, 2 saatlik indeks periyodu sırasında enfeksiyon, seyahat ve negatif duygular gibi bazı tetikleyicilere maruz kalmak inmenin tetiklenmesi için yüksek olasılık taşımaktadır.
INTRODUCTION: Various 'well-known' risks for ischemic stroke include DM, HTN, smoking and obesity. Recently various factors have been identified that can trigger the ischemic stroke events. Several studies have shown that the stroke can be triggered by negative mood changes, infections, activity, and dietary factors in some cases. The identification of common triggers can be helpful in preventing the vascular events in those at risk.
METHODS: It was a case-crossover study. Exposure to the triggers like emotions, amount and type of the food, excessive alcohol use, smoking, weather changes and travelling were compared at the index period of 2 hours and average exposure during the control periods of 24 hours and 1 month before the event. Descriptive statistics, odd ratios and confidence interval were calculated for exposure during the index and the control period.
RESULTS: There were 128 participants, with about 68% male and 32% female. Odds of triggering the ischemic event for exposure to the any of the triggers at the index period compared to the exposure during the control period were 2.6. Odds were of 3.11 for infection, 1.18 for the travel and 18.14 for the negative emotions. No significant odds were found for the excessive alcohol intake, smoking, weather changes or amount or type of the food taken at index period vs. control period.

DISCUSSION AND CONCLUSION: Exposure to the certain triggers like infection, travelling and negative emotions at the index period of 2 hours compared to the exposure at the control period carries the high odds of triggering the ischemic stroke.



4.
Orta derecede asemptomatik karotis darlığı olan hastalarda progresyon
Determining the progression in moderate asymptomatic carotid stenosis
Eylem Özaydın Göksu, Ahmet Şükrü Alparslan, Burcu Yüksel, Şennur Delibaş Katı, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.5505/tbdhd.2018.53325  Sayfalar 103 - 106
GİRİŞ ve AMAÇ: Asemptomatik Karotis stenozu olan hastalarda, hastalığın ilerlemesinin nedenleri iyi belirlenmemiştir. Bu hastalarda hastalık ilerlemesi için risk faktörlerini tanımlayan veriler yetersizdir. Çalışmamızın amacı, bu hasta popülasyonunda hastalık progresyonu insidansını ve risk faktörlerini saptamaktır
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ekim 2012- Mart 2017 tarihleri arasında inme polikliniğinde takipli orta derecede asemptomatik karotis stenozu olan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri, medikal komorbideteleri, medikal tedavileri, diğer risk faktörleri, darlık dereceleri, plak natürleri değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 54 hastadan toplam 56 karotis arter değerlendirildi. Ortalama yaş: 68,4±7,7 (52-89) idi. Ortalama takip süresi: 27±1,16 (min: 6 ay- max: 53 ay). Değerlendirilen 56 karotis arterin 14’ünde (%25) başlangıç darlığına göre ilerleme tespit edildi. İlerleme olan ve olmayan grup karşılaştırıldığında cinsiyet, risk faktörleri, plak natürü, sigara, antiagregan veya statin kullanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi.(cinsiyet p: 1, HT p: 0,56, DM p: 0,08, HPL p: 0,53, KAH p: 0,13, geçirilmiş SVH p: 0,85, statin kullanımı p: 1, antiagregan kullanımı p: 0,48). Tüm hastalar asemptomatik olarak kaldı. Darlıkta ilerlemesi olan grup daha genç idi. (ilerleme olan grup: 65.7±9.5, ilerleme olmayan grup: 69.3±6.8 p: 0.034 ).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda, orta derecede asemptomatik karotis darlığı olan hastaların dörtte birinde darlık derecesinin ilerlediği, ancak bunlarında da asemptomatik kaldığı gözlendi. Darlıkta ilerlemesi olan grubun daha genç olması dışında risk faktörleri, plak natürü, statin kullanımı ve antiagregan kullanımı açısından farklılık saptanmadı. Hastalığın ilerlemesi için bağımsız risk faktörlerini belirlemede daha uzun süreli prospektif ve daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: The progression of the moderate asymptomatic carotid stenosis is not well determined. The risk factors for the progression are not fully described in the literature.
METHODS: The patients who were diagnosed as moderate asymptomatic carotid stenosis between October 2012-March 2017 were enrolled to the study retrospectively. Demographic variables, co-morbidities, treatments and other risk factors, percentage of the stenosis and plaque natures were evaluated.
RESULTS: Fifty four patients and 56 carotid arteries were evaluated. Mean age was 68,4±7,7 (52-89). Mean follow-up period was 27±1,16 (min: 6 months- max: 53 months). The progression of the stenosis was determined in 14 carotid arteries within 56 carotids (25%). There were no significant differences between sex, risk factors, plaque natures and the use of antiaggregants or statines (sex p: 1, hypertension p: 0,56, Diabetes Mellitus p: 0,08, hyperlipidemia p: 0,53, coronary heart disease p: 0,13, stroke p: 0,85, statine usage p: 1, antiaggregant usage p: 0,48) between progression detected group compared to the not detected group. All patients remained asymptomatic during the study. The patients were younger in the group of carotids that progressed (progression detected group: 65.7±9.5, progression not detected group: 69.3±6.8 p: 0.034).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our analysis demonstrated that one fourth of the patients with moderate asymptomatic carotid stenosis was progressed to severe stenosis and they were all remained asymptomatic. Except from the younger age, there were no significant differences between sex, risk factors, plaque natures and the use of antiaggregants or statines in the group of carotids that progressed. Long-term prospective studies should be performed with larger sample sizes to identify the independent risk factors for the progression of the asymptomatic carotid stenosis in the future.

5.
Menstruasyon İlişkili Migrende Oksidatif Stresin Rolü
The Role of Oxidative Stress In Menstrual Related Migraine
Hasibe Ozgecen Dincel, Ayca Ozkul, Ahmet Sair, Cigdem Yenisey, Ali Akyol
doi: 10.5505/tbdhd.2018.37167  Sayfalar 107 - 111
GİRİŞ ve AMAÇ: Menstruasyon ilişkili migren (MİM) üreme çağı kadınlarda görülen menstruel siklus ile alakalı başağrısı bozukluğudur. Ataklar östrojenin düşmesi ile gelişir ve henüz netlik kazanmamakla birlikte oxidatif stres ile ilişkili olabilir. Amacımız oksidatif stres göstergelerini MİM ve sağlıklı kontrollerde menstrual siklus süresince incelemektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: MİM tanılı 20 hasta (32.65 ± 8.75 yaş) ve 20 sağlıklı gönüllü (30.25 ± 8.6 yaş) çalışmaya alındı. Tüm katılanlar attaksız dönemde değerlendirildi ve kan örnekleri östrodiol, progesteron, LH, FSH, nitrik oksid (NO), malondialdehid (MDA), superoksid dismutaz (SOD), glutatyon (GSH) ve glutatyon redüktaz (GSH-Rd) çalışılmak üzere menstrual siklusun midfolliküler ve midluteal fazlarında alındı.
BULGULAR: Kontrol ve hasta grubu arasında yaş, menstrual siklus süresi ve hormonlar açısından istatistiksel belirgin fark yoktu. MİM grubunun GSH-Rd (62.96±17.22 vs 84.69±38.64, p=0.04) ve SOD (3834.44±1423.8 vs 4562.41±1825.3, p=0.003) değerleri luteal fazda folliküler faz ile kıyaslandığında artmış bulundu ancak bu kontrol grubunda izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçlarımız MİM'de foliküler fazda antioksidan sistemin sağlıklı bireylere göre yetmezliğini desteklemektedir. Antioksidan savunma sistemi MİM patofizyolojisini anlamada ele alınmalıdır ve bu nedenle ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
INTRODUCTION: Menstrually related migraine (MRM) is a headache disorder occurring in reproductive-aged women relevant to menstrual cycles. Attacks occur with decreases in estrogen and may be relevant to oxidative stress which hasn't been clear yet. Our aim was to investigate oxidative stress markers during menstrual cycle which may be important in pathophysiology of MRM as a vascular type headache.
METHODS: 20 patients with MRM (32.65 ± 8.75 age) and 20 healthy volunteers (30.25 ± 8.6 age) were included in our study. All subjects were examined during an attack-free interval and blood samples were taken in order to study estrogen, progesteron, LH, FSH, nitric oxide (NO), malondialdehyde (MDA), superoxide dismutase (SOD), glutathione (GSH) and glutathione reductase (GSH-Rd) in midfollicular and midluteal phases of the menstrual cycle.
RESULTS: There was no statistical significant difference between the control and the patient groups in according to age, menstrual cycle duration and hormones. GSH-Rd (62.96±17.22 vs 84.69±38.64, p=0.04) and SOD (3834.44±1423.8 vs 4562.41±1825.3, p=0.003) of MRM group were found elevated in the luteal phase when compared with follicular phase but this couldn't be detected in the control group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results suggested that the antioxidant system in the follicular phase is inadequate relative to healthy subjects in MRM. The antioxidant defence system have to be taken into account to understand the pathophysiology of MRM and therefore need further studies.

6.
Akut posterior sistem oklüzyonlu vakalarda endovasküler tedavi deneyimimiz
Experience of endovascular treatment in acute posterior system occlusion cases
Özlem Aykaç, Demet Funda Baş Sökmez, Zehra Uysal Kocabaş, Ezgi Sezer Eryıldız, Recep Baydemir, Atilla Özcan Özdemir
doi: 10.5505/tbdhd.2018.44365  Sayfalar 112 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Posterior sistem inmesi yüksek mortalite ve morbidite riski taşımaktadır. Bu çalışmada amacımız kliniğimizde akut posterior sistem oklüzyonu nedeniyle endovasküler tedavi yapılan hastalarda tedavinin etkinliğini, güvenirliğini ve sonuçların belirleyicilerini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2015 ve Eylül 2018 tarihleri arasında Eskişehir İnme Merkezinde akut posterior sistem inmesi nedeniyle endovasküler tedavi yapılan toplam 20 hastanın prospektif kaydedilen klinik ve nörogörüntüleme verileri retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: %85 tam rekanalizasyon elde edildi. Endovasküler tedaviden sonraki 24 saat içinde çekilen BT’de %10.5 hastada asemptomatik ve semptomatik intraserebral kanama izlendi. Üç ay sonra iyi klinik sonlanım oranı (mRS değeri 0-2) %35 idi. Üç ay içinde mortalite %50 oranındaydı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut posterior sistem okluzyonlarının endovasküler tedavisi etkin ve güvenilir bir yöntemdir. Ancak posterior sistem inmeleri semptomları yeterince tanınmadığından geç farkedilmekte, tedaviye alınma süreleri oldukça gecikmektedir. Zamanı belli olmayan inmelerde nörogörüntüleme-klinik uyumu değerlendirilmeli ve vaka seçiminde dikkatli olunmalıdır.
INTRODUCTION: Posterior system stroke has a high mortality and morbidity risk. The aim of this study was to evaluate the efficacy, safety, and the predictors of the outcome of endovascular treatment in patients with acute posterior system occlusion.

METHODS: The prospective clinical and neuroimaging data of 20 patients who underwent endovascular treatment due to acute posterior system stroke in Eskişehir Stroke Center between January 2015 and September 2018 were evaluated retrospectively. Complete recanalization was obtained in 85 % of the patients. In 10.5 %, the asymptomatic and the symptomatic intracerebral hemorrhage were observed on CT performed within 24 hours of endovascular treatment. Good clinical outcome (mRS value 0-2) was achieved in 35% of the patients at three months and the mortality rate was 50 % within the three months.

RESULTS: Complete recanalization was obtained in 85 % of the patients. In 10.5 %, the asymptomatic and the symptomatic intracerebral hemorrhage were observed on CT performed within 24 hours of endovascular treatment. Good clinical outcome (mRS value 0-2) was achieved in 35% of the patients at three months and the mortality rate was 50 % within the three months.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Endovascular treatment of acute posterior system occlusions is an effective and reliable method. However, the recognition of the symptoms of the posterior system strokes are insufficient and the delay in diagnosis prolongs the duration between the symptom onset and the treatment. Therefore, the correlation between neuroimaging findings and clinical status should be evaluated in cases with unknown stroke onset and care should be taken in the case selection for endovascular treatment.

OLGU BILDIRILERI
7.
Percheron arter enfarktı: olgu sunumu
Artery of percheron infarction: a case report
Ezgi Yakupoğlu, Eren Gözke, Pelin Doğan Ak, Işıl Kalyoncu Aslan
doi: 10.5505/tbdhd.2018.71676  Sayfalar 119 - 123
Percheron arteri posterior serebral sirkülasyonun nadir görülen anatomik bir varyantıdır, paramedian talamus ve rostral mezensefalon bölgesini besler. Percheron arterinin oklüzyonunda karakteristik olarak bilateral talamik enfarkt ve buna eşlik edebilen mezensefalon etkilenmesi olur. Percheron enfarktları total iskemik enfarktların %0.1-2’sini oluşturmaktadır. Talamik inmelerin ise yaklaşık %4-35’i Percheron enfarktından kaynaklanır. Erken dönemde tanı atlanabilir çünkü bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntülemede bulgu vermeyebilir. Bilinen hipertansiyon, astım ve hiperlipidemi tanısı olan 90 yaşında kadın hasta acil servise yakınları tarafından yerde, bilinçsiz yatar halde bulunması üzerine getirildi. Glasgow Koma Skalası (GKS): 7 (E: 1, V: 2, M: 4) olan hasta acil entübe edildi. Kraniyal bilgisayarlı tomografide bilateral talamik hipodansite ve difüzyon MR’da bilateral paramedian talamus ve mezensefalon bölgesinde akut enfarkt saptandı. Hastada bu görüntüleme bulguları ile Percheron enfarktı düşünüldü. Çekilen kraniyal BT anjiografide büyük damar oklüzyonu saptanmayan hasta yoğun bakım ünitesinde izlendi ve 5. günde kaybedildi. Percheron arter enfarktı iyi tanımlanmış bir klinik durum olmasına rağmen nadir görülür. Tanı bazen görüntüleme bulgularının yetersizliği nedeni ile atlanabilir. Lateralizan nörolojik bulgu olmadan bilinç kaybına yol açabilecek bir iskemik beyin damar hastalığı olarak akılda tutulmalıdır.
Percheron artery is a rare anatomic variant of the posterior cerebral circulation, which supplies blood to the paramedian thalamus and rostral mesencephalon. Occlusion of the percheron artery characteristically leads to bilateral thalamic and mesencephalic infarction Percheron infarcts account for 0.1-2% of total ischemic infarcts. Approximately 4-35% of thalamic infarcts are caused by Percheron artery occlusion. In the early period, the diagnosis may be omitted because it may not give any findings on computerized tomography or magnetic resonance imaging. 90-year-old female patient who had hypertension, asthma and hyperlipidemia is brought by her relatives after she was found unconscious laying on the floor. Glasgow Coma Scale was 7 and she is intubated immediately. Cranial computerized tomography revealed bilateral thalamic hypodensity, and bilateral paramedian thalamic and mesencephalic acute infarcts are visible in diffusion weighted images. Percheron artery occlusion was suspected in this patient with these imaging findings. There was no major vascular occlusion in cranial CT angiography, The patient is transferred to the intensive care unit and lost on the 5th day of follow-up. Percheron artery infarcts are rare despite being well-defined. The diagnosis can be missed because of inaccurate imaging and clinical findings. It should be kept in mind as a cerebrovascular cause of coma without leading focal neurologic deficits.

8.
Fabry hastalığında serebral küçük damar hastalığı: Anjiografik dökümentasyon
Angiographic evidence of small vessel involvement in Fabry disease
Ferid Xasiyev, Umur Türkyılmaz, Anıl Arat, Mehmet Akif Topçuoğlu, Ethem Murat Arsava
doi: 10.5505/tbdhd.2018.64326  Sayfalar 124 - 127
Fabry hastalığında genel olarak serebral derin penetran/medüller küçük damar tutulumu izlenir. Daha çok vertebrobaziler dolaşımda olan dilatatif arteriopati en sık ve iyi bilinen anjiografi bulgusudur. Burada, anjiografi ile dökümente edilmiş serebral yaygın (sol>sağ) “distal arteriopati” saptanan bir Fabry olgusu sunulmaktadır. Bu tarz tutulumun Fabry hastalığı spektrumunda olduğunun bilinmesi yanlış tanı ve tedaviyi engelleme potansiyeli açısından değerlidir.
Cerebral deep penetrating / medullary subcortical small vessel involvement is the major form of neurovascular disease observed in Fabry's disease. Dilatative cerebral arteriopathy, mostly in vertebrobasilar circulation, is the most common and recognized angiographic finding of Fabry disease. We herein present angiographically-documented cerebral diffuse (left>right) "distal arteriopathy" in a case of Fabry disease. Awareness of possible occurrence of this type of neurovascular involvement in the Fabry disease spectrum is of value not only in terms of preventing false diagnoses such a primary cerebral vasculitic disorders, but also establishing the right specific treatment such as enzyme replacement in a timely fashion.

9.
Psikiyatrik semptomlarla başlayan bir Creutzfeldt-Jakob hastalığı olgusu
A case of Creutzfeldt-Jakob disease that started with psychiatric symptoms
Hamza Şahin, Deniz Tuncel, Songül Bavli, Muhammet Yusuf Uslusoy
doi: 10.5505/tbdhd.2018.02170  Sayfalar 128 - 131
Creutzfeldt-Jakob hastalığı (CJH), nörodejenerasyona neden olan ve sonuçta çok kısa sürede ölümle sonuçlanan insan prion hastalıklarının en yaygın şeklidir. Ölüm oranı bir yılda % 85'e ulaşmaktadır. CJH’nın prevelansı çok düşük olup milyonda 1-1.6’dır. Klinik bulgular hızla ilerleyen demans, miyoklonus, serebellar, piramidal ve ekstrapiramidal semptomlar şeklindedir. CJH tipik elektroensefalografi (EEG) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) bulguları ve BOS’ta 14-3-3 protein analizinin pozitif olması ile karakterizedir. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konur. Bu olguda, farklı psikiyatrik semptomlarla başvuran sporadik CJH ’nın nadir bir klinik prezentasyonunu sunduk. Bu raporun amacı, CJH'nın farklı psikiyatrik belirtilerle ortaya çıkabileceği ve başlangıçta yanlış teşhis edilebileceği gerçeğini vurgulamaktır.
Creutzfeldt-Jakob Disease (CJD) is the most common form of human prion diseases, which cause neurodegeneration and result in death in a short time. The mortality rate reaches 85% per annum. The prevalence of CJD is very low at 1-1.6 per million. Clinical findings are in the form of rapidly progressing dementia, myoclonus, and cerebellar, pyramidal and extra-pyramidal symptoms. Typically, CJD is characterised by electroencephalography (EEG) and magnetic resonance imaging (MRI) findings and 14-3-3 protein analysis positivity in the cerebrospinal fluid (CSF). Definitive diagnosis is made from histopathological examination. The purpose of this report is to emphasize the fact that CJH can be manifested with different psychiatric symptoms and can be misdiagnosed initially.



Anasayfa | Dergi Hakkinda | Yayın Kurulu| Yayın Kuralları |Yayın Evi |Dergi Arşivi | İletişim

Copyright © 2019 TBDHD
Bu sitenin tüm hakları Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisine aittir.
LookUs & Online Makale