http://www.journalagent.com/images/submit_tur.png



 
 
Türk Beyin Damar Hast Derg: 25 (3)
Cilt: 25  Sayı: 3 - Aralık 2019
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Asemptomatik karotis arter darlığının kognitif fonksiyonlara etkisi
The effect of asymptomatic carotid artery stenosis on cognitive functions
Fatma Nazli Durmaz Çelik, Özlem Aykaç
doi: 10.5505/tbdhd.2019.14890  Sayfalar 140 - 144
Hem serebrovasküler hastalıklar hem demans günlük yaşamı ve zihinsel yetileri bozan önemli klikin durumlardır. Karotis arter darlığı iskemik inmelerin %10-15’inin nedenidir. Hem hafif kognitif bozukluk hem de Alzheimer Hastalığını da dahil olmak üzere tüm demans nedenlerinin etyolojisinde semptomatik ve asemptomatik karotis arter darlığı az bilinen ama önemli bir risk faktörüdür. Bu derlemede asemptomatik karotis darlığının kognisyona olan etkisinin tartışılması amaçlanmaktadır.
Both cerebrovascular diseases and dementia are important clinical conditions that disrupt daily life and mental abilities. Carotid artery stenosis is the cause of 10-15% of ischemic strokes. Symptomatic and asymptomatic carotid artery stenosis is a little-known, but important risk factor in the etiology of all causes of dementia, including both mild cognitive impairment and Alzheimer's disease. In this review, the effect of asymptomatic carotid artery stenosis on cognition is discussed.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
2.
İskemik inme hastalarında trakeostomi
Tracheostomy in patients with ischemic stroke
Erdem Yaka, Tuğçe Mengi, Pembe Keskinoglu
doi: 10.5505/tbdhd.2019.45822  Sayfalar 145 - 149
GİRİŞ ve AMAÇ: Mekanik ventilasyon gerektiren inme hastaları için prognoz % 80’e varan mortalite oranları ile kötüdür. İskemik inme hastalarında daha iyi bir klinik sonuca ulaşmak için hava yolu yönetimi büyük önem taşımaktadır. Endotrakeal entübasyon uygulanan hastaların uzun süreli ventilasyona gereksinimi olduğu düşünülüyorsa, bu hastalara trakeostomi açılması önerilmektedir. Bu çalışmada Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi’nde (NYBÜ) izlenmiş olan iskemik inme hastalarındaki perkütan ve cerrahi trakeostomi sonuçlarının sunulması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: NYBܒnde takip edilen trakeostomi uygulanmış iskemik inmeli hastalar retrospektif olarak incelendi. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, trakeostomi öncesi mekanik ventilasyon süresi, trakeostomi açılma tarihleri, trakeostomiye bağlı komplikasyonlar, ölüm/taburculuk hali kaydedildi. Hastalar perkutan trakeostomi açılmış olanlar ve cerrahi trakeostomi açılmış olanlar olarak iki gruba ayrıldı.
BULGULAR: Bu çalışma NYBܒde trakeostomi açılmış 76 iskemik inme hastasını sunmaktadır. Perkütan trakeostomi (PT) grubunda 39 hasta, cerrahi trakeostomi (CT) grubunda 37 hasta mevcuttu. İki grup arasında trakeostominin komplikasyonları ve mortalite oranların açısından anlamlı fark yoktu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yedi yıllık klinik deneyimlerimize göre PT, kısa sürede yatak başında uygulanabilen ve düşük komplikasyon oranları olan bir işlemdir. PT, endike hastalara nörologlar (NYBܒde çalışan) tarafından, uygun eğitimi aldıktan sonra, rahatlıkla uygulanabilir.
INTRODUCTION: The prognosis for stroke patients that requiring mechanical ventilation is poor with mortality rates up to 80%. Airway management in ischemic stroke patients is of great significance for achieving a better clinical outcome. After endotracheal intubation, tracheostomy is recommended if patients require long-term ventilation. In this study, it is aimed to present the outcomes of percutaneous and surgical tracheostomy in ischemic stroke patients that were monitored in Neurological Intensive Care Unit (NICU).
METHODS: Patients with ischemic stroke admitted to NICU and underwent tracheostomy were reviewed retrospectively. Age, sex, mechanical ventilation time prior to tracheostomy, timing of tracheostomy, complications related to tracheostomy and mortality/discharge state were recorded. Patients were categorized into two groups as percutaneous tracheostomy or surgical tracheostomy groups.
RESULTS: This study presents 76 patients with ischemic stroke that underwent tracheostomy procedure in NICU. Thirty-nine patients were in percutaneous tracheostomy (PT) group and 37 patients were in surgical tracheostomy (ST) group. There was no significant difference between the two groups regarding tracheostomy complications and mortality rates.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Based on our seven years of clinical experience, we conclude that PT can be performed at bedside in a short time and is associated with low complication rates. PT can be conveniently applied to indicate patients by neurologists (working in NICU) after proper training.

3.
Nedeni bilinmeyen inme geçirmiş hastalardan 24 saatlik ritim holter EKG kaydında PAF saptananların klinik ve demografik verilerinin CHA2DS2-VASc skoruyla ilişkisi
The relationship between clinical and demographic data and CHA2DS2-VASc score of patients with stroke of unknownsource who had PAF on 24-hour rhythm holter ECG
Aygül Tantik Pak, Zahide Mail Gürkan, Yıldızhan Şengül
doi: 10.5505/tbdhd.2019.46338  Sayfalar 150 - 154
GİRİŞ ve AMAÇ: İskemik inmelerin yaklaşık %25’inin nedeni bilinmemektedir. Birçok çalışmada nedeni bilinmeyen inmelerin %11-30’da paroksismal atriyal fibrilasyonu (PAF) saptanmıştır. Genel topluma göre inme geçirme riski PAF olanlarda iki kat fazladır. Atriyal fibrilasyonu olan hastalarda CHA2DS2VAS skoru inme riskini belirlemede kullanılır. Bizde bu çalışmada nedeni bilinmeyen inme geçiren ve 24 saatlik ritim holter elektrokardiyografi (EKG)’de PAF saptadığımız hastaların klinik ve demografik verilerinin CHA2DS2VAS skoru ile ilişkisini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 2017-2019 yıllarında iskemik inme tanısıyla servisimizde yatırılan etiyolojisi belirlenemeyen ve 24 saatlik ritim holter EKG’de PAF saptanan hastalar dahil edildi. Demografik verileri kaydedilerek, CHA2DS2VAS skoru, NIHSS (National Institues Of Healt Stroke Scale Scores) değerleri, ASPECT (The Alberta Stroke Program Early CT Score) değerleri, mRS (modifiye Rankin Skalası) hesaplandı. Demografik, klinik ve görüntüleme verilerinin CHA2DS2VAS skoru ile ilişkisi karşılaştırıldı.
BULGULAR: Çalışmamıza katılan 48 hastanın yaş ortalaması 67.10 ±12,05 idi. Hastaların %52,1 (n: 25)’i kadın, %48,9 (n: 23)’u erkekti. Hastaların en sık geliş şikayetleri kol ve bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, bilinç bozukluğunun olmasıydı. Hastaların %6,3 (n: 3)’ ünde konjestif kalp yetmezliği (KKY), %29,2 (n: 14)’sinde diyabetus mellitus (DM), %75 (n: 36)’inde hipertansiyon (HT), %27,1 (n: 13)’ inde vasküler hastalık vardı. CHA2DS2VAS skoru üzerinde yaşın etkisi en belirgindi (β: 0,676, p<0,01), ardından DM ve KKY’nin etki oranı yüksek olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda CHA2DS2VAS skoru üzerinde en etkili faktörün yaş olduğu saptandı. Bu da nedeni bilinmeyen inme hastalarında 24 saatlik ritim holter EKG de PAF saptama oranının yaş arttıkça arttığını göstermekteydi.
INTRODUCTION: The cause of approximately 25% of ischemic strokes is unknown. In many studies, paroxysmal atrial fibrillation (PAF) was found in 11-30% of stroke of unknownsource. Compared to the general population, the risk of stroke is twice as high in patients with PAF. CHA2DS2VAS score is used to determine the risk of stroke in patients with AF. In this study, we aimed to investigate the relationship between clinical and demographic data and CHA2DS2VAS score of patients with stroke of unknownsource who had PAF on 24-hour rhythm holter electrocardiography (ECG).

METHODS: Patients who were diagnosed with ischemic stroke in our clinic between 2017-2019 and whose etiology could not be determined and who had PAF on 24-hour rhythm holter ECG were included in the study. Demographic data were recorded, CHA2DS2VAS score, NIHSS (National Institute of Healt Stroke Scale Scores), ASPECT (The Alberta Stroke Program Early CT Score) values, mRS (modified Rankin Scale) were calculated. The relationship between demographic, clinical and imaging data and CHA2DS2VAS score was compared.
RESULTS: The mean age of the 48 patients included in our study was 67.10 ± 12.05. 52.1% (n: 25) of the patients were female and 48.9% (n: 23) were male. The most frequent complaints of the patients were weakness of the arm and leg, impaired speech, and impaired consciousness. Congestive heart failure (CHF) in 6.3% (n: 3), diabetes mellitus (DM) in 29.2% (n: 14), hypertension (HT) in 75% (n: 36), 27.1% (n: 13) had vascular disease. The effect of age on the CHA2DS2VAS score was most prominent (β: 0.676, p <0.01), followed by a high rate of effect on DM and CHF.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, age was the most effective factor on CHA2DS2VAS score. This shows that the rate of PAF detection on 24-hour rhythm holter ECG was increases with age.

4.
Yaşlı inme hastalarında malnütrisyon
Malnutrition in old patients with stroke
Aynur Cin, Sakine Boyraz, Vesile Öztürk, Erdem Yaka
doi: 10.5505/tbdhd.2019.12599  Sayfalar 155 - 163
GİRİŞ ve AMAÇ: Malnütrisyon, özellikle sağlık sorunları olan yaşlılarda sık görüldüğünden önemli bir sorundur. Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üzeri inmeli yaşlılarda malnütrisyon durumunu saptamak, Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testini (MNA) ve Kısa Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeğini (SNAQ65+) karşılaştırmak ve tarama testi olarak kullanılabilirliğini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Analitik ve kesitsel tipteki araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinde Nöroloji polikliniğinde takip edilen inmeli yaşlı 130 birey oluşturdu. Veriler yapılandırılmış soru formu, MNA ve SNAQ65+ ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama±standart sapma, sayı, yüzde dağılımları, chi-square analizleri kullanıldı.
BULGULAR: Araştırmaya katılan inmeli yaşlı bireylerin yaş ortalaması 74,21±6,04 (Min: 65 Maks: 88) yıl olup büyük çoğunluğu (%61,5) erkektir. Katılımcıların %34,6'sının ağız/diş sorunu bulunduğu ve bunlardan %57,8'inin protez sorunu yaşadığı; %20'sinin yutma güçlüğü çektiği, %96,2'sinin üç gün içinde defekasyona çıktığı ve %3,1'inin kronik diyaresinin olduğu tespit edildi. MNA’ya göre katılımcıların %16,9’u, SNAQ65+’e göre katılımcıların %18,5’inin malnütrisyonlu olduğu bulundu. SNAQ65+ ölçeğine göre 24 hasta (%18,4) “kötü beslenmiş”, MNA ölçeğine göre ise 29 (%22,3) hasta “malnütrisyonlu” olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SNAQ65+ölçeğinin, MNA ölçeğinin tarama puanına göre duyarlılığı %68,9, özgüllüğü ise %96 olarak belirlendi. SNAQ65+ ölçeğine göre 24 hastanın (%18.4) “kötü beslenmiş” olduğu, MNA ölçeğine göre ise 29 (%22.3) hastanın “malnütrisyonlu” olduğu, SNAQ65+ ölçeğinin iyi beslenmiş olarak belirlediği 9 hastanın, MNA’ya göre “malnütrisyonlu” olduğu saptanmıştır. Yaşlı popülasyonda malnütrisyonu taramada “altın standart” olarak MNA ölçeğinin kullanımı önerilirken, araştırma sonucumuza göre SNAQ65+ölçeğinin de inmeli yaşlı hastalarda malnütrisyonu taramak amacıyla kullanılabileceği önerilmektedir.
INTRODUCTION: Malnutrition is vital issue since it is frequently seen among elders with chronic diseases. The aims of this study were to assess the malnutrition of stroke patients whom were 65 years and older, and make a comparison between Mini Nutritional Assessment (MNA) and Short Nutritional Assessment Questionnaire (SNAQ65+).
METHODS: This cross-sectional study was conducted with 130 stroke patients who were followed in Neurology polyclinic of a University Hospital. The data were collected by a structured Questionnaire, MNA and SNAQ65+ Mean±Standard Deviation, percentage, Chi-Square analysises were used in statistical analysis.
RESULTS: The mean age of patients participating were 74.21±6.04 (Min: 65 Max: 88) years, the majority of them were male.Concerning other findings, it was determined that 34.6% of respondents experienced mouth/teeth health problem; and 57.8% of these persons had dental prosthesis problem; 20% had swallowing difficulty; 96.2% were defecating in three days; and 3.1% had chronic diarrhea. According to MNA, 16.9% of the participants and 18.5% of the participants according to SNAQ65+ were found to have malnutrition. According to the SNAQ65+ scale, 24 (18.4%) patients were “malnourished” and 29 (22.3%) patients were “malnourished according to the MNA scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Compared to MNA, it was determined that the sensitivity of the SNAQ65+ was 68.9%, and its the specificity was %96. According to SNAQ65+, it was determined that 24 patients (18.4%) were "malnourished"; according to MNA, 29 (22.3%) patients had “malnutrition", 9 patients identified as “well fed” by the SNAQ65+ scale were " malnourished". While the use of the MNA scale is recommended as "gold standard" in the screening of malnutrition in the elderly population, also the use of SNAQ65+ scale is suggested that it could be used to screen malnutrition in elderly stroke patients to our results.

5.
Transtemporal akustik kemik pencere yeterliliği B-mod sonografi ile saptanabilir: : 375 nörolojik olarak asemptomatik gönüllüde prospektif transkranial B-mod ve renkli Doppler ultrasonografi çalışması
Transtemporal acoustic bone window adequacy can be determined by B-mode sonography: Prospective transcranial B-mode and color Doppler ultrasound in 375 neurologically asymptomatic volunteers
Mehmet Akif Topçuoğlu, Ezgi Yetim Arsava, Ezgi Yılmaz, Ethem Murat Arsava
doi: 10.5505/tbdhd.2019.57615  Sayfalar 164 - 170
GİRİŞ ve AMAÇ: Transkranial B-mod sonografi ile kranium ve içindeki anatomik belirteçlerin tespit edilmesi ile transkranial orta serebral arter (MCA) renkli Doppler insonasyon başarısı ve kalitesi belirlenebilir. Bu muayenede pratik kazanımlar getirebilir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 375 (Kadın: 217, yaş: 64±9 yıl) 50 yaş üzerinde ve görünürde nörolojik hastalığı olmayan sağlıklı kontrol olguda transkranial B-mod sonografi ve transkranial renkli Doppler ultrasonografi yapılmıştır. Kontralateral temporal kemik (“CTB”), mezensefalon (“MB”) ve ipsilateral sphenoid kemik küçük kanadın (“LSW”) sonic görüntülenebilme kalitesi Suzuki sınıflaması ile belirlenmiş ve bunun MCA Doppler sinyali kaydedilebilmesi için diagnostic özellikleri saptanmıştır.
BULGULAR: Bir tarafta MCA Doppler sinyali kaydedilememesi %4,6 (%95 GA: 3,2%-6.4%) olup kadınlarda anlamlı olarak fazladır (kadın: %11,1 ve erkek: %0,6). MCA Doppler sinyali elde edilememesi için B-modda MB’nin hiç görülememesinin duyarlığı (%95 güven aralığının alt limiti) %87, özgüllüğü %99; LSW hiç seçilemesinin duyarlığı %80 ve özgüllüğü %93; CTB hiç görüntülenememesinin duyarlılığı %29 ve özgüllüğü %99,5; CTB’nin yarısından azı görülmüş ise duyarlılık %89,5 ve özgüllük %99,5’dir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: B mod sonografi ile transtemporal akustik pencerenin MCA Doppler incelemesi için yetersizliği kolayca belirlenebilir. Kontralateral temporal kemiğin görüntülenemesi mezensefalon ve ipsilateral sphenoid kemik küçük kanadın görüntülenememesinden daha yol gösterici olabilir.
INTRODUCTION: The success and quality of transcranial color Doppler insonation of the middle cerebral artery (MCA) can be determined by visualization of craniocerebral sonoanatomical markers defined by transcranial B-mode sonography. This strategy can bring practical gains to the neurosonology examination.
METHODS: Transcranial B-mode sonography and transcranial color Doppler ultrasonography were performed in 375 healthy control patients (Female: 217, age: 64 ± 9 years) over 50 years of age with no apparent neurological disease. The quality of sonic imaging of the contralateral temporal bone (CTB), mesencephalon (MB) and ipsilateral sphenoid bone small wing (LSW) was determined by the Suzuki classification, and their diagnostic properties were determined in terms of recordability of the MCA Doppler signal.
RESULTS: Failure to record the MCA Doppler signal on at least one side is 4.6% (95% CI: 3.2 -6.4%) and is significantly higher in women (11.1% vs. 0.6%). For failure to receive MCA doppler signal, lower limit of 95% confidence interval of the sensitivity of MB total nonvisualisation in B-mode was 87%, along with specificity of 99%; the sensitivity of LSW sonic absence was 80% and specificity was 93%; sensitivity and specificity of non-sufficient insonation of CTB were 29% and 99.5%; sensitivity and specificity of suboptimal (visualization of less than half of the border of CTB) insonation of CTB were 89.5% and 99.5%, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: B mode sonography can easily identify the inadequacy of the transtemporal acoustic window for MCA Doppler examination. Failure of imaging of the contralateral temporal bone may be more guiding than mesencephalon and ipsilateral sphenoid bone.

6.
Akut MCA M2-M3 oklüzyonlarında intravenöz trombolitik tedavi deneyimimiz
Our experience with intravenous trombolytic treatment in acute MCA M2-M3 occlusions
Seda Bostan, Özlem Aykaç, Atilla Özcan Özdemir
doi: 10.5505/tbdhd.2019.16013  Sayfalar 171 - 175
GİRİŞ ve AMAÇ: Orta serebral arter (MCA) oklüzyonlarında özellikle M1 M2 segment oklüzyonlarında trombektomi yaygın olarak uygulanırken, M2-M3 segmenti oklüzyonlarında tedavi tercihi hala tartışmalıdır. Çalışmamızda M2-M3 oklüzyonu olan ve intravenöz trombolitik tedavi verilen akut iskemik inme hastalarının iyi klinik sonlanım, mortalite ve kanama oranlarını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Nisan 2015- Mart 2019 tarihleri arasında acil servise başvuran ve nörogörüntülemesinde M2-M3 oklüzyonu saptanarak trombolitik tedavi uyguladığımız 38 hastayı değerlendirdik. Hastaların yaşı, cinsiyeti, acile başvurusundak NIHSS değeri, ASPECT skoru ve iv rt PA zaman dilimi verileri ve iv rt PA sonrası hemoraji, mortalite ve 3. Aydaki m RS skorları analiz edildi.
BULGULAR: Başvurudaki NIHSS değeri, ASPECT skoru ve iv rt PA zaman dilimi ile iyi klinik sonlanım arasında anlamlı ilişki bulunmasa da, çoklu değişken analiziyle bakıldığında iyileşmeyle en çok ilgili olan başvurudaki NIHSS değeri olarak bulundu (p=0,27). Tüm değişkenlere bakıldığında ise iyileşmeyi en çok etkileyen faktör yaş olarak saptandı (p=0,01). Hiçbir hastada semptomatik hemoraji gözlenmedi. 3 ay sonrasında 38 hastadan mRS skoru 0-1 olan (çok iyi outcome) 18 hasta (%47,3), mRS 2 olan (iyi outcome) 2 hasta (%5,2) ve mRS skoru 3-6 olan (kötü outcome) 18 hasta (%47,3) bulunmaktaydı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda literatürdeki MCA M2-M3 oklüzyonlarındaki trombolitik tedavi sonuçlarından daha iyi, endovasküler tedavi serilerinin sonuçlarına benzer bulgular saptandı. Akut MCA M2-M3 oklüzyonlarında trombektomi planı öncesinde trombolitik tedavi verilebilir.
INTRODUCTION: Trombectomy is commonly used in acute middle cerebral artery,especially in M1 and M2 segment, occlusions. The decision of iv tPA or thrombectomy in M2-M3 segment occlusions is still controversial. In our study, we aimed to assess good clinical outcomes, mortality and hemorrhage rates in acute ischemic stroke patients with MCA M2-M3 occlusion who were treated with iv tPA.
METHODS: In our study, we analyzed data from 38 patients admitted to the emergency department between April 2015- March 2019, whose CT-angiographies showed M2-M3 occlusion. Age, gender, NIHSS and ASPECT scores at admission and iv tpa time period data were collected. Intracerebral hemorrhage and mortality rates, Mrs score at third month after iv rtpa treatment were also assessed
RESULTS: There was no statistically significant relationship between NIHSS score at admission, ASPECT score or t-PA time period; but multivariate analysis showed that NIHSS score at admission was the most relevant variable with good clinical outcome. Among all variables, age is found to be the most relevant and statistically significant variable with good clinical outcome.
Symptomatic intracranial hemorrhage was not observed in any of the 38 patients. At third month assessment, 18 patients’ mRS score was 0-1 (excellent outcome), 2 patients’ mRS score was 2 (good outcome) and 18 patients’ mRS score was 3-6 (poor outcome); %47,3, %5,2 and %47,3 respectively.

DISCUSSION AND CONCLUSION: Results from our study is found to be better than other studies with iv. trombolysis and similar to those with endovascular treatment in MCA M2-M3 occlusions in literature. Therefore we conclude that trombolytic treatment must be considered in a patient with acute MCA M2-M3 occlusion before thrombectomy plan.

OLGU BILDIRILERI
7.
Sepsis ile ilişkili geri dönüşümlü posterior lökoensefalopati sendromunda yaygın serebral mikrokanama: olgu sunumu
Disseminated cerebral microbleeds in sepsis associated reversible posterior leukoencephalopathy syndrome
Lale Mehdikhanova, Ethem Murat Arsava, Rahşan Göçmen, Kader Oğuz, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2018.06978  Sayfalar 176 - 180
Süreç boyunca hipertansif seyreden bir sepsis olgusu geri dönüşümlü posterior lökoensefalopati sendromu (İngilizce akronimi “PRES”) ve yaygın/sayısız serebral mikrokanama (SMK) ile komplike olmuştur. Eğer yeterince şiddetli ise hem sepsis hem de kontrolsüz hipertansiyon endotel disfonksiyonu, vazokontrüksiyon ve/veya infeksiyöz koagülopati mekanizmaları üzerinden PRES ve yaygın SMK gelişimine yol açabilir. Burada sunulan vaka iki antitenin birlikte bulunması halinde aditif etki yaparak, daha az hastalık şiddeti olan olgularda da gelişebileceğini işaret eder.
The report illustrates a case with innumerable disseminated cerebral microbleeds (CMBs) and posterior reversible encephalopathy syndrome (PRES) in a patient with hypertension and sepsis. Both sepsis and uncontrolled hypertension, if severe enough, might lead to PRES and CMBs via multiple mechanisms including endothelial dysfunction, vasoconstriction and coagulopathy. This case highlights their effect might be additive in milder cases.

8.
Anjiografik girişimsel işlemlere bağlı femoral sinir hasarı
Femoral nerve injury due to interventional angiographic procedures
Buket Tuğan Yıldız, Mustafa Gökçe, Deniz Tuncel, Hamza Şahin, Muhammet Yusuf Uslusoy
doi: 10.5505/tbdhd.2018.36693  Sayfalar 181 - 183
Son yıllarda tanısal ve girişimsel vasküler işlemlerin sayısının artmasıyla birlikte, bunlara bağlı komplikasyon sayılarında da artış görülmektedir. Kateterizasyon için en sık femoral arter kullanıldığından, buna yakın seyreden femoral sinir hasarı görülebilmektedir. Yetmiş yaşında kadın hasta dijital substraksiyon anjiografi, kardiyak stent ve sağ ve sol karotis stentleme işleminden sonraki ikinci haftada sağ bacakta güç kaybı ve uyuşma ile başvurmuştur. Anjiografi ve kateterizasyon işlemleri sonrasında tek bacakta uyuşma ve kuvvetsizlik femoral sinir hasarı ile ilgili olabilir.
With the increasing number of diagnostic and interventional vascular procedures in recent years, there has also been an increase in complication numbers due to these. Because the femoral artery is most common used for catheterization, femoral nerve, that is closely related to it, can be damaged. A 70- year- old woman presented with right leg weakness and numbness in the second week after digital substraction angiography, cardiac stenting and right and left carotid stenting. Single leg numbness and weakness after angiography and catheterization, may be related to femoral nerve injury.

EDITÖRE MEKTUP
9.
'İntrakraniyal anevrizması olan ve olmayan hastaların beyinlerinde anterior sirkülasyonun anatomik varyasyonları’ başlıklı yazı ile ilgili mektup
Letter regarding the article entitled: ‘Anatomical Variations of Anterior Circulation in the Brains of Patients with and without Intracranial Aneurysm’
Halil Önder
doi: 10.5505/tbdhd.2018.33602  Sayfalar 184 - 185
Makale Özeti | Tam Metin PDF



Anasayfa | Dergi Hakkinda | Yayın Kurulu| Yayın Kuralları |Yayın Evi |Dergi Arşivi | İletişim

Copyright © 2019 TBDHD
Bu sitenin tüm hakları Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisine aittir.
LookUs & Online Makale