http://www.journalagent.com/images/submit_tur.png



 
 
Türk Beyin Damar Hast Derg: 26 (2)
Cilt: 26  Sayı: 2 - Ağustos 2020
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Subaraknoid kanamanın radyolojik olarak incelenmesi
Radiological evaluation of subarachnoid hemorrhage
Emin Çakmakcı, Nagihan Baş, Çağanay Soysal
doi: 10.5505/tbdhd.2020.66934  Sayfalar 141 - 149
Travmatik olmayan subaraknoid kanama, acil tıpta anlaşılması en zor teşhislerden biridir; sıklıkla düşünülen ve nadiren bulunan potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır. Subaraknoid kanamayı dışlamak için American College of Emergency Physicians (Amerikan Acil Doktorlar Koleji) tarafından belirlenen 1996 Baş Ağrısı Klinik Politikası güncel uygulaması: tanısal lomber ponksiyon (LP) ve kontrastsız bilgisayarlı beyin tomografisidir. Kılavuz, negatif bilgisayarlı beyin tomografiden sonra, hangi hastaların LP'ye ihtiyaç duyulduğunu belirlemede subaraknoid kanamanın ön test olasılığını dikkate almazken, ideal anatomiye sahip olmayan hastalarda LP kullanmanın teknik yönleri ve LP kullanımıyla ilgili risklerin tümü, invasif test seçiminde dikkate alınmalıdır. Klinik zorluklar, akut baş ağrısı olan hastaların hangilerinin, bu nadir ve ölümcül durumda, pahalı ve invaziv tanı testlerine tabi tutulması gerektiğini ve eğer varsa hasta geçmişi ve fizik incelemelerinin düşük risk özelliklerinden hangilerinin subaraknoid kanamayı etkili bir biçimde dışlayabileceğini belirlemektir. Bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme teknolojileri geliştikçe, lomber ponksiyon ile invaziv testlere duyulan ihtiyaç azalabilir. Düşük riskli ortamlarda klinik uygulamaya rehberlik etmek için bir karar kuralı yardımcı olacaktır ve bu alandaki daha ileri araştırmanın odağı olmalıdır. Bu makale, subaraknoid kanamanın tanısal testlerin güncel bir şekilde anlaşılmasını sağlamak için mevcut test yöntemlerinin kullanımını özetlemektedir.
Nontraumatic subarachnoid hemorrhage is one of the most elusive diagnoses in emergency medicine; it is a potentially lethal disease that is often considered and rarely found. The current practice as determined by the American College of Emergency Physicians 1996 Clinical Policy on Headache is a noncontrast head computed tomography followed by diagnostic lumbar puncture (LP) to exclude subarachnoid hemorrhage. Whereas the guideline does not consider pretest probability of subarachnoid hemorrhage in determining which patients require LP after negative head computed tomography, patients’ technical aspects of performing a LP in patients with nonideal anatomy, and risks associated with LP must all be considered when choosing to proceed with invasive testing. The clinical challenges are to determine which patients with acute headache should undergo expensive and invasive diagnostic testing for this both rare and lethal condition and what, if any, low-risk characteristics of the history and physical examination can effectively rule out subarachnoid hemorrhage. As imaging technology such as computed tomography improves, the need for invasive testing with lumbar puncture may decrease. A decision rule to guide clinical practice in low-risk settings would be helpful and should be a focus of further research in this area. This article outlines the use of current testing modalities to provide an up-to-date understanding of diagnostic testing for subarachnoid hemorrhage.

TıP HABERI
2.
Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği ve pandemide inmeyi unutmamak
Turkish Cerebrovascular Diseases Society and not forgetting stroke in pandemic
Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2020.56514  Sayfalar 150 - 152
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

EDITÖRE MEKTUP
3.
COVID-19 Pandemisi’nde kardiyopulmoner resüsitasyon ve prognoz
Cardiopulmonary resuscitation and prognosis in COVID-19 Pandemic
Ezgi Yılmaz, Ethem Murat Arsava, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2020.65477  Sayfalar 153 - 156
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

ÖZGÜN ARAŞTıRMA
4.
Akut iskemik inmede serum albumin, bilirubin ve PALBI skoru ve intravenöz trombolitik tedaviye yanıt
Serum albumin, bilirubin and PALBI score and response to intravenous thrombolytic therapy in acute ischemic stroke
Mehmet Yasir Pektezel, Ethem Murat Arsava, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2020.59320  Sayfalar 157 - 161
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut iskemik inmede intravenöz [IV] trombolitik tedaviye yanıtın öngörülebilmesi bağlamında faydalı olabilecek kan belirteci arayışı sürmektedir. Aday belirteçler arasında yer alan albumin, total bilirubin ve PALBI [“Platelet-Albumin-Bilirubin”] skorunun konumu tarafımızca araştırılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Sadece IV doku plazminojen aktivatörü [tPA] ile tedavi edilmiş 156 olguda [Yaş: 70±13 yıl; Kadın %58; NIHSS geliş: 13±5,8] tedavi öncesi ve sonrası 24. saatte ölçülen serum albümin, total bilirubin düzeyi ve PALBI skorunun tPA’ya yanıtın pozitif [NIHSS azalması dörtten fazla veya skor sıfır] ve dramatik [NIHSS azalımı 8 veya daha fazla veya skor 1 veya sıfır], üçüncü ay fonksiyonel sonlanımın iyi [modifiye Rankin skoru-mRS ≤2] veya çok iyi [mRS≤1] olması ve semptomatik post-tPA intrakranial kanama gelişimi ile olan ilişkisi belirlenmiştir.
BULGULAR: Tedavi öncesi ve sonrası serum albumin ve bilirubin düzeyi ile PALBI skoru, IV tPA’ya pozitif [%51] veya dramatik [%29] cevap, semptomatik kanama [%6,4], IV tPA’ya bağlı kanama [%25,6] üçüncü ay iyi [%49,4] ve çok iyi [%34] fonksiyonel sonuç üzerinde etki yapmamıştır. 24. saat total bilirubin düzeyinin çok iyi fonksiyonel sonlanım [Beta= -0,039, p=0,148] ve herhangi derecede tPA ilişkili kanama [Beta=0,029, p=0,161] ve tedavi sonrası albumin seviyesinin tPA ilişkili kanama [semptomatik kanama değil, Beta=0,107, p=0,047] ile ters orantılı olma eğilimi yaş ve NIHSS ile düzeltilince kaybolmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut iskemik inmede ilk 24 saat içindeki serum albumin ve bilirubin düzeyi ile PALBI skorunun IV tPA tedavisinin etki veya yan etkisi profilini modifiye edici etkisi yoktur.
INTRODUCTION: The search for a high utility blood marker in the context of predicting the response to intravenous [IV] thrombolytic therapy in acute ischemic stroke continues. The position of albumin, total bilirubin and PALBI [“Platelet-Albumin-Bilirubin”] encountered among the candidate markers has been investigated herein.
METHODS: In a total 156 acute ischemic stroke cases treated with “only” IV tissue plasminogen activator [tPA] [Age: 70 ± 13; Female 58%; NIHSS at admission: 13 ± 5.8], serum levels of albumin and total bilirubin and PALBI score determined before and twenty-four after IV tPA administration to determine their connection to the positive [NIHSS reduction greater than 4 or score becoming 0] and dramatic [NIHSS reduction 8 or more, or score down to 1 or zero] response to tPA, third month good [mRS <=2] or very good [mRS<=1] functional outcome; and development of symptomatic post-tPA intracranial hemorrhagic transformation was determined.
RESULTS: Serum albumin and bilirubin level and PALBI score determined before and after treatment had no effect on positive [51%] or dramatic [29%] response to IV tPA, symptomatic cerebral hemorrhagic transformation [6.4%], any type tPA-related cerebral hemorrhagic changes [25.6%], good [49.4%] and very good [34%] functional outcome in the third month. The tendency of inverse proportion between 24-hour total bilirubin level and very good functional outcome [Beta = -0.039, p = 0.148] and any degree of tPA-related cerebral hemorrhagic transformation [Beta = 0.029, p = 0.161], along with 24th hour serum albumin level and tPA-related any, but not symptomatic, cerebral hemorrhagic transformation [Beta = 0.107, p = 0.047] was disappeared or marginalized when corrected by age and NIHSS.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In acute ischemic stroke, serum albumin and bilirubin levels measured within the first 24 hours and PALBI score have no modifying role on “effect” and “side-effect” profile of IV tPA therapy.

5.
Atravmatik konveksiyel subaraknoid kanamanın serebral amiloid anjiyopati hastalarında prognostik önemi
Prognostic significance of atraumatic convexal subarachnoid hemorrhage in patients with cerebral amyloid angiopathy
Özlem Aykaç, Fatma Ger Akarsu, Atilla Özcan Özdemir
doi: 10.5505/tbdhd.2020.82621  Sayfalar 162 - 166
GİRİŞ ve AMAÇ: Serebral amilod anjiopati (SAA), küçük ve büyük serebral arterlerin media ve adventisia tabakasında amiloid beta-peptid (Aβ) birikimine bağlı gelişen serebrovasküler bir patolojidir. İskemik veya hemorajik inme, demans ve ensefalopati görülebilir. Çalışmamızda konveksal subaraknoid kanama sıklığını ve prognoz üzerine etkisini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2016-2017 yılları arasında nöroloji kliniğinde yatarak tetkik ve tedavi edilen, gradient EKO ve SWI MR görüntüleme yapılan olası serebral amiloid anjiopati tanılı 24 hasta çalışmamıza dahil edildi. Travma öyküsü olan, yakın zamanda cerrahi geçiren hastalar, çalışmadan çıkarıldı. Tüm hastaların demografik özellikleri, vasküler risk faktörleri, antitrombotik veya antikoagülan kullanımı, nörogörüntüleme bulguları, başvuru NIHSS ve 3 ay sonraki mRS değerleri kaydedildi.
BULGULAR: Çalışmaya 24 hasta alındı. On bir (%45,8) kadındı. Yaş ortalaması 72,5±8,79 idi. Hastalarımızın %17’sinde konveksal subaraknoid kanama, %21’inde lober hemoraji mevcuttu. %42’sinde ise hem lober hemoraji hem de konveksal subaraknoid kanama izlendi. Gruplar arasında prognoz ve mortalite açısından anlamlı fark izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda konveksal subaraknoid kanamanın prognoz üzerinde belirgin etkisinin olmadığı ve hipertansiyon, diabet, sigara kullanımı, antiagregan, antikoagülan kullanımı ile ilişkisinin olmadığı sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: Cerebral amyloid angiopathy (SAA) is a cerebrovascular pathology that develops due to the accumulation of amyloid beta-peptide (Aβ) in the media and adventisia layer of small and large cerebral arteries. Ischemic or hemorrhagic stroke, dementia and encephalopathy can be seen. In our study, we aimed to investigate the frequency of convexal subarachnoid hemorrhage and its effect on prognosis.
METHODS: Twenty-four patients diagnosed with cerebral amyloid angiopathy who were examined and treated in the neurology clinic between 2016 and 2017, and who received gradient ECO and SWI MR imaging were included in our study. Patients with a history of trauma and recent surgery were excluded from the study. Demographic features, vascular risk factors, antithrombotic or anticoagulant use, neuroimaging findings, application NIHSS and mRS values after 3 months were recorded.
RESULTS: 24 patients were included in the study. Eleven (45.8%) were women. The average age was 72.5 ± 8.79. 17% of our patients had convex subarachnoid hemorrhage and 21% had lobar hemorrhage. In 42%, both lobar hemorrhage and convex subarachnoid hemorrhage were observed. There was no significant difference between the groups in terms of prognosis and mortality.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, it was concluded that convexal subarachnoid hemorrhage did not have a significant effect on prognosis and was not related to hypertension, diabetes, smoking and anticoagulant use.

6.
İntraserebral hematom ve servikosefalik dolikoarteriopati
Intracerebral hematoma and cervicocephalic dolichoarteriopathy
Mehmet Yasir Pektezel, Ethem Murat Arsava, Rahsan Göçmen, Mehmet Akif Topçuoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2020.97720  Sayfalar 167 - 172
GİRİŞ ve AMAÇ: İntraserebral hematom ekspansiyonunun (İHE) tahmin edilmesi intraserebral hematom (İSH) yönetiminde önemlidir. Serebral mikrovasküler disfonksiyon temelinde servikosefalik dolikoarteriopati (SSD) ile İHE arasında nedensel bir ilişki bulunabilir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İlk kraniyel BT incelemesi <12 saat, kontrol kraniyel BT incelemesi <72 saat ve BT anjiografi incelemesi bu periyotlar arasında yapılabilmiş olan toplam 104 hasta [ortalama yaş: 64±12 yıl, %45 kadın] çalışmaya dahil edildi. Baziler arter (BA) dolikoarteriopatisi, Smoker’s kriterleri; SSD tayini ise modifiye Wiebel-Fields&Metz skoru ile değerlendirildi. İHE mutlak olarak, hacimsel >=12,5 ml ve >= 6 ml artış veya yüzdesel ≥>=%33 ve >=%26 artış kriterleriyle tanımlandı.
BULGULAR: İHE >=12,5 ml artış %10,5, >=6 ml artış %21, >=%33 artış %20, >=26 artış %27 hastada saptandı. Genişlemiş BA çapı (>4,.5 mm) ile İHE arasında anlamlı korelasyon izlenmedi (>=12,5cc artış %18; >=6cc artış %18, >=33% artış %19, >=26% artış %14). Yüksek Smoker’s (>=1) skoru ile İHE arasında anlamlı korelasyon izlenmedi (>=12,5cc artış %45; >=6cc artış %50, >=33% artış %38, >=26% artış %39). İpsilateral >=1 modifiye Wiebel-Fields&Metz skoru da İHE ile, değeri göreceli daha düşük olmakla beraber, ilişkili saptanmadı (>=12,5cc artış %71; >=6cc artış %80, >=33% artış %77, >=26% artış %82). Hiçbir dolikoarteriopati parametresi ile fonksiyonel sonlanım ve mortalite arasında anlamlı bağlantı tespit edilemedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İstatistiksel anlamlılığa ulaşmamış olsa da, SDD skoru arttıkça İHE daha düşük oranlarda oluşmaya meyilli gibi gözükmektedir. Hipertansiyon ile indüklenen parent arter "remodeling"i ve bu durumun hipertansif mikrovasküler adaptasyon ile ilişkisi, bu spekülatif koruyucu etkinin altta yatan mekanizması olabilir.
INTRODUCTION: Prediction of expansion is of critical importance in intracranial hematoma (ICH) management. Cervicocephalic dolichoarteriopathy [CCDAP] may be a readily available marker of ICH expansion (ICHE) given its possible association with cerebral microvascular dysfunction.
METHODS: 104 ICH patients [mean age: 64±12 years, 45% female] who had brain CT within first 12 hours, follow-up CT during first 72 hours, and CT angiography during this period were included. Basilar artery (BA) dolichoarteriopathy was graded with Smoker’s criteria; cervical carotid artery (CCA) dolichoarteriopathy with modified Wiebel-Fields & Metz scoring. ICHE criteria were absolute volume increase >=12.5cc and >=6cc, or percent increase >=33% and >=26%.
RESULTS: : ICHE>=12.5 cc was detected in 10.5%; >=6 cc in 21%, >=33% percent increase in 20% and >=26% in 27%. There was no significant correlation between enlarged BA diameter (>4.5 mm) and ICHE (>=12.5cc in 18%; >=6cc in 18%, >=33% in 19%, >=26% in 14%). A high (>=1) Smoker’s score does not correlate significantly with ICHE (>=12.5cc in 45%; >=6cc in 50%, >=33% in 38%, >=26% in 39%) ICHE was not significantly, albeit numerically lower, correlated with >=1 score of ipsilateral modified Wiebel-Fields & Metz (>=12.5cc in 71%; >=6cc in 80%, >=33% in 77%, >=26% in 82%) No dolichoarteriopathy parameters were found to be linked with functional outcome and mortality.


DISCUSSION AND CONCLUSION: Although none reached statistical significance, ICHE tends to occur at a lower numerical rate as degree of CCDAP increases. The role of hypertension-induced parent artery remodeling in ICHE and its association with hypertensive microvascular adaptation may be the operating mechanism underlying this speculative protective effect.

7.
Manyetik rezonans görüntüleme ve transorbital ultrasonografi ile optik sinir kılıf çapının değerlendirilmesi
Evaluation of optic nerve sheath diameter with magnetic resonance imaging and transorbital ultrasonography
Cem Kıvılcım Kaçar, Osman Uzundere, Deniz Kandemir, Mustafa Bıçak, Şeyhmus Kavak, Abdulkadir Yektaş
doi: 10.5505/tbdhd.2020.69672  Sayfalar 173 - 179
GİRİŞ ve AMAÇ: Amacımız bilinen optik sinir hastalığı olmayan, yoğun bakımda takip edilen kritik hastalarda manyetik rezonans görüntüleme ve ultrasonografiyle optik sinir kılıf çapı ölçümlerini karşılaştırmak ve bu iki yöntem arasındaki korelasyonları veya anlamlı farklılıkları bulmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız, prospektif gözlemsel olarak Mayıs 2019- Aralık 2019 tarihleri arasında TC Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yapıldı. Yaş ≥18 yıl, yoğun bakım ünitesinde yatan, intrakranial basınç artışı olup olmadığı bilinmeyen, endotrakeal olarak entübe, ramsey sedasyon skoru 4-6 olacak şekilde sedasyon sağlanan ve manyetik rezonans görüntüleme yapılan kritik hastalar bu çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya toplam 65 hasta dahil edildi. Grup 1: 65 hastanın optik sinir kılıf çapı transorbital ultrasonografiyleyle Grup 2: 65 hastanınki manyetik rezonans görüntüleme yöntemiyle ölçüldü.
BULGULAR: Ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme eşliğinde ölçülen optik sinir kılıf çapları iki gruba ayrılıp incelendiğinde Grup 1 deki optik sinir kılıf çapı ölçümlerinin ortalamasının Grup 2’ ye göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük olduğu saptandı (p=0,016). Ultrasonografi-optik sinir kılıf çapı ölçümleri ile manyetik rezonans görüntüleme-optik sinir kılıf çapı ölçümleri arasındaki ilişki korelasyon testleri ile incelendiğinde ultrasonografi-optik sinir kılıf çapıyle manyetik rezonans görüntüleme-optik sinir kılıf çapı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde çok yüksek düzeyde pozitif yönlü korelasyon olduğu saptandı (r=0,811, p<0,001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Manyetik rezonans görüntüleme ve transorbital ultrasonografi yöntemleriyle optik sinir kılıf çapı ölçümleri sonucu elde edilen değerler birbiriyle koreledir ve birbirlerinin yerine kullanılabilirler.
INTRODUCTION: Our aim is to compare magnetic resonance imaging and ultrasonography and optic nerve sheath diameter measurements in critical patients who do not have a known optic nerve disease, followed in intensive care, and to find correlations or significant differences between these two methods.
METHODS: Our study was carried out prospectively observationally in the Anesthesiology and Reanimation Intensive Care Unit of TR Health Sciences University Diyarbakır Gazi Yaşargil Training and Research Hospital between May 2019 and December 2019. Critical patients aged ≥18 years, who were hospitalized in the intensive care unit, whose intracranial pressure increase was not known, and who were sedated with endotracheal intubation, ramsey sedation score 4-6, and magnetic resonance imaging were included in this study. Group 1: Optic nerve sheath diameter of 65 patients were measured by transorbital ultrasonography. 65 patients were included in the study. Group 2: Optic nerve sheath diameter of 65 patients were measured by magnetic resonance imaging method.
RESULTS: When the optic nerve sheath diameters measured with ultrasonography and magnetic resonance imaging were divided into two groups, the mean of the optic nerve sheath diameter measurements in Group 1 was found to be statistically significantly lower than that of Group 2 (p = 0.016). When the relationship between ultrasonography-optic nerve sheath diameter measurements and magnetic resonance imaging-optic nerve sheath diameter measurements was examined by correlation tests, there was a statistically significant very high positive correlation between ultrasonography-optic nerve sheath diameter and magnetic resonance imaging-optic nerve sheath diameter (r = 0.811, p <0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The values obtained as a result of optic nerve sheath diameter measurements with magnetic resonance imaging and transorbital ultrasonography methods are correlated with each other and can be used interchangeably.

8.
“Fisher Önlenebilir İnme Skoru''na karşı “Yaşamsal-7”: Bir Ankara ACROSS subgrup çalışması
“Fisher Preventable Stroke Score” versus “Life's Simple 7”: An Ankara ACROSS subgroup study
Mine Hayriye Sorgun, İrem Erkent, Mehmet Akif Topçuoğlu, Hale Zeynep Batur Caglayan, Canan Togay Işıkay, Bijen Nazliel, Ethem Murat Arsava
doi: 10.5505/tbdhd.2020.05324  Sayfalar 180 - 185
GİRİŞ ve AMAÇ: İnmelerin %90’ı modifiye edilebilir risk faktörleriyle ilgilidir. “Fisher Önlenebilir İnme Skoru” bu bağlantının kalitatif ölçütü olup major inmelerin en az ¼’ünün büyük oranda engellenebileceğini ortaya koymuştur. Ancak, skorun eşik değerleri ve kodlama kriterleri güncelliğini yitirmiştir. Ankara ACROSS çalışmasında şematize edilen “Yaşamsal 7 skoru” bu güncellemeyi yapmak üzere tasarlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, Ankara ilinde kapsamlı inme merkezi statüsündeki üç araştırma üniversite hastanesine başvurmuş 787akut iskemik inme hastası alınmıştır. Tüm hastalarda güncel kılavuz hedefleri ışığında iskemik inmenin 7 risk faktörü (“Yaşamsal 7”; hipertansiyon, diabetes mellitus, hiperlipidemi, sigara, obezite, diyet, fiziksel aktivite) skorlandı ve Fisher önlenebilir inme skoru (0-10) ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: Yaşamsal 7’ye göre yüksek oranda önlenebilir olduğu tespit edilen 386 (%49) hasta bulunmuştur. Önceki çalışmanın kriterleri kullanıldığında ise yüksek oranda önlenebilir olan hasta sayısı 196 (%25) olarak tespit edilmiştir. Yaşamsal 7’ye göre yüksek oranda önlenebilir olduğu tespit edilen hastaların %76’sının Fisher Önlenebilir İnme Skoru göre skorlandığında yüksek oranda önlenebilir inme grubuna girmediği görülmüştür. Fisher kriterlerine göre yüksek oranda önlenebilir olan hastaların ise %53’ü yaşamsal 7 kriterlerine göre skorlandığında yüksek oranda önlenebilir inme olarak tespit edilmemiştir. Genç yaş, diabetes mellitus, inme hikayesi yokluğu ve küçük arter oklüzyonu Yaşamsal 7’ye göre önlenebilirlik ile ilişkili bulunurken, koroner arter hastalığı, atriyal fibrilasyon, yüksek NIHSS skoru, büyük arter aterosklerozu ve kardiyo-aortik embolism Fisher skoruna göre önlenebilirlik ile ilişkiliydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İnmenin önlenebilirliği kavramının önemine karşın günümüzde bunun belirlenmesini sağlayabilecek kriterler henüz tam olarak netleşmemiştir. İdeal ve pratik bir skorlamanın bulunması inmeden korunma stratejileri için kritik öneme haizdir.
INTRODUCTION: Modifiable risk factors constitute approximately 90% of the cumulative risk factor burden in stroke. One out of 4 strokes were preventable by optimization of these vascular risk factors according to Fisher’s preventable stroke score (FPSS). However, the threshold values and coding criteria of the score are outdated. The “Life’s Simple 7 score (LS7S)” schematized in the Ankara ACROSS study was designed to make this update.
METHODS: The study prospectively enrolled 787 acute ischemic stroke patients admitted to three university affiliated comprehensive stroke centers in Ankara. The preventability of stroke was evaluated according to the success attained in control of LS7S metrics (hypertension, diabetes, hyperlipidemia, active smoking, obesity, diet, physical activity), and were then compared to FPSS (0-10).
RESULTS: A total of 386 (49%) patients had highly preventable stroke according to LS7S, while 196 (25%) were classified as preventable according to the criteria of previous study. Seventy-six percent of patients with highly preventable stroke according to LS7S were not classified as such by FPSS, while 53% of patients with high preventability per FPSS were not considered as preventable according to LS7S. Young age, DM, absence of stroke history, and small artery occlusion were associated with highly preventability according to LS7S; coronary artery disease, atrial fibrillation, high NIHSS score, large artery atherosclerosis and cardio-aortic embolism were associated with highly preventability according to FPSS.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Despite the importance of preventable stroke, its criteria has not been fully clarified yet. An ideal and practical scoring could be critical for stroke prevention strategies.

OLGU BILDIRILERI
9.
Baziler arter fenestrasyonuna bağlı geliştiği düşünülen iskemik inme vakası
Association between basilar artery fenestration and ischemic stroke: A case report
Atak Karabacak, Ayşe Beyza Bilgin, Ahmet Kasım Kılıç, Banu Özen Barut
doi: 10.5505/tbdhd.2020.33866  Sayfalar 186 - 189
İntrakranyal arter fenestrasyonları nadir görülen konjenital anomalilerdir.Sıklıkla insidental olarak saptanırlar.Ancak farklı damarsal patolojilerin gelişimi ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür.Özellikle anevrizmalarla olan ilişkisini gösteren çalışmalar mevcuttur.İskemik inme ile ilişkili olabileceğini düşündüren vakalar literatürde mevcuttur.Burada baş dönmesi şikayeti ile gelen ve anterior inferior serebellar arter alanında enfarktüs saptanan bir hastayı tartışmayı amaçladık.Hasta trombolitik tedaviden fayda gördü.Hastanın herhangi bir vasküler risk faktörü bulunmamaktaydı.Yapılan tetkiklerinde inme sebebi olabilecek bir durum saptanmadı.Manyetik rezonans anjiografide baziler arterin proksimal bölümünde fenestrasyon saptandı.Servis takibi stabil seyreden hasta antiagregan tedavi verilerek taburcu edildi.
Intracranial artery fenestrations are congenital malformations that diagnosed rarely. Occasionally they are diagnosed incidentally. It is thought that they could be associated with different vascular pathologies such as aneurysms and arteriovenous malformations. The association between aneurysm and fenestration is well described in the literature. However, there are few case reports that mention the presence of an ischemic stroke due to basilar artery fenestration. Here, we purposed to discuss a patient who presented with vertigo and diagnosed with stroke caused by anterior inferior cerebellar artery infarction The patient benefited after thrombolytic therapy. We did not detect any traditional vascular risk factors or any other reason which might cause stroke. Magnetic resonance angiography revealed a fenestration in the proximal portion of the basilar artery. The patient’s symptoms were stable at his follow-up and was discharged with prophylactic anti platelet therapy.



Anasayfa | Dergi Hakkinda | Yayın Kurulu| Yayın Kuralları |Yayın Evi |Dergi Arşivi | İletişim

Copyright © 2020 TBDHD
Bu sitenin tüm hakları Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisine aittir.
LookUs & Online Makale