ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 27 Issue : 2 Year : 2024


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 27 (2)
Cilt: 27  Sayı: 2 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfalar I - V

DERLEME
2.
İnmede beyin ödemi ve kafa içi basınç artışı: Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği uzman görüşü
Brain edema and intracranial pressure increase in stroke: Expert opinion from Turkish Cerebrovascular Diseases Society
Levent Güngör, Hadiye Şirin, Tuğçe Mengi, Hasan Hüseyin Kozak, Mine Hayriye Sorgun, Bijen Nazliel, Burcu Acar Çinleti, Şerefnur Öztürk, Mehmet Yasir Pektezel, Dilek Necioglu Örken, Mehmet Uğur Çevik, Zehra Uysal Kocabaş, Ezgi Sezer Eryıldız, Vesile Öztürk, Canan Togay Işıkay, Mehmet Akif Topçuoğlu, Bilgehan Atılgan Acar, Erdem Yaka, Aysel Milanlıoğlu, Derya Tatlısuluoğlu Ve Ark.
doi: 10.5505/tbdhd.2021.76376  Sayfalar 65 - 132
Beyin ödemi inmeden sonra sık karşılaşılan bir sorundur. İntrakranial basınç artışı serebral perfüzyonu bozarak ve serebral herniasyona yol açarak mortalite ve morbiditeyi artırır. İnme hastası takip eden nörologların, hangi inmeden sonra beyin ödemi gelişeceğini kestirebilmesi, beyin ödemi gelişmemesi için önlemler alabilmesi, gelişirse intrakranial basınç artışı ve serebral herniasyonu klinik ve radyolojik olarak tanıyabilmesi, ve önlenemezse beyin ödemi ve intrakranial basınç artışını hızlı ve etkin şekilde tedavi edebilmesi gerekir. Bu uzman görüşü Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği bünyesinde aktif olarak çalışan 60 uzmanın ortak görüşü ile hazırlanmış bir klinik rehber niteliğindedir.
Brain edema is a common problem after stroke. Elevation of intracranial pressure causes high mortality anad morbidity rates by impairing cerebral perfusion and causing cerebral herniation. The neurologist who take care of acute stroke patients should guess the possibility of brain edema, take precautions for the development of brain edema, diagnose intracranial pressure elevation and cerebral herniation both clinically and raidologically, and treat brain edema rapidly. This expert opinion is a consensus declaration of 60 Neurologists who work on cerebrovascular diseases and neurocritical care under Turkish Society of Cerebrovascular Diseases.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
Beyinde vasküler lezyon yerleşim alanlarının ve vasküler yükün kognitif fonksiyonlara etkisi
The effect on cognitive functions of vascular lesion localizations and vascular load in the brain
İlker Öztürk, Aygül Tantik Pak, Hakan Serdar Şengül, Sebahat Nacar Doğan, Yıldızhan Şengül
doi: 10.5505/tbdhd.2021.59389  Sayfalar 133 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: Vasküler lezyonların varlığı nörodejeneratif hastalıklar için risk faktörü oluşturabilir. Kognitif işlevlerin bozulmasında beyaz cevher lezyonları, küçük damar hastalığı ve laküner enfarktların rolü bilinmektedir. Ancak bu vasküler lezyonların yerleşim yerleri ve vasküler yükün kognisyon üzerine etkisi tam olarak açıklık kazanmamıştır. Bu çalışmada amacımız vasküler lezyonların yerleşim alanlarının ve vasküler yükün kognitif fonksiyonların bozulması üzerine etkisini araştırmaktı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya mini mental test (MMT) uygulanan 52 hasta dahil edildi. Dışlama kriterleri, küçük damar hastalığı dışında iskemik inme geçirmek, alkol ve madde kullanımı olmak, travmatik beyin hastalığıydı. MMT alt gruplara (Yönelim, kayıt hafızası, dikkat ve hesaplama, hatırlama ve lisan) ayrıldı. Hastaların MRG’leri incelendi, vasküler leyonların yerleşim yerleri (juxtakortikal, periventriküler ve derin beyin yapıları) ve subkortikal atrofileri kaydedildi. Vasküler lezyon şiddetini belirlemek için Fazekas kullanıldı.
BULGULAR: Hastaların %61,5’i kadın olup, yaş ortalaması 75,01±10,23 (yaş aralığı: 53-84) idi. Hastaların %26,9’unda (n=14) MMT normaldi. Çoklu regresyon analizinde yönelime etkisi olan faktörler; subkortikal atrofi (p= 0,036, β= -0,323) ve periventriküler yerleşimli vasküler lezyonlardı (p= 0,024, β= -0,449). Hatırlamayı etkileyen faktörler; subkortikal atrofi (p= 0.048, β= -0.295) olarak saptanmıştır. Kayıt hafızasını etkileyen faktörler ise subkortikal atrofi (p= 0,024, β= -0,345), jukstakortikal alanda (p= 0,028, β= -0,423) ve derin beyin yapılanlarında yerleşen vasküler lezyonlar (p= 0,031, β= -0,395) olarak saptanmıştır. Toplam MMT etki eden tek faktör subkortikal atrofi olarak belirlenmiştir (p= 0,034, β= -0,341). Demansın saptanmasında ise tek etkili faktörün subkortikal atrofi olduğu saptanmıştır (p= 0,034, β= 0,291).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Demansın gelişiminde ve ilerlemesinde MRG’de saptanan subkortikal atrofinin en etkili faktör olduğu gözlenmiş olup Fazekas evrelerinin yani vasküler yükün etkisinin olmadığı saptanmıştır.
INTRODUCTION: The presence of vascular lesions may be a risk factor for neurodegenerative diseases. The white matter lesions, small vessel disease, and lacunar infarcts are known to be associated with cognitive functions impairment.However, the location of these vascular lesions, and the effect of vascular load on cognition have not been clarified yet.In this study, it was aimed to investigate the effects of the localization areas of vascular lesions and vascular load on impairment of cognitive functions.
METHODS: Fifty-two patients who underwent Mini Mental State Examination (MMSE) were included in the study. Exclusion criteria were ischemic stroke other than small vessel disease, alcohol abuse, and traumatic brain disease. The MMSE were divided into subitems (orientation, recording memory, attention and calculation, recall, and language). The magnetic resonance imagings (MRI) of the patients were analyzed. The locations areas of the vascular lesions (juxtacortical, periventricular and deep brain structures), and the presence of subcortical atrophy were recorded. Fazekas scale was used for the severity of vascular lesion load.
RESULTS: The mean age of the patients was 75.01±10.23 (range 53-84) years; 61.5% of the patients were female. MMSE was normal in 14 (26.9%) of the patients. The factors affecting the orientation in the multiple regression analysis were as follows: subcortical atrophy (p= 0.036, β= -0.323), and periventricular vascular lesions (p= 0.024, β= -0.449). The recall was found to be affected by subcortical atrophy (p= 0.048, β= -0.295). Additionally, it was analyzed that subcortical atrophy (p= 0.024, β= -0.345), juxtacortical area (p= 0.028, β= -0.423), and vascular lesions located in deep brain structures (p= 0.031, β= -0.395) affected the recording memory. The only factor affecting the MMSE was the subcortical atrophy (p= 0.034, β= -0.341). Subcortical atrophy was found to be the only effective factor in detecting dementia (p= 0.034, β= 0.291).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was found that subcortical atrophy detected in MRI was the most effective factor in the development and progression of dementia, and that vascular load had no effect on dementia.

4.
Akut iskemik inmede intravenöz trombolitik tedavi: Bir devlet hastanesi deneyimi, 87 olgu analizi
Intravenous thrombolytic therapy in acute ischemic stroke: A state hospital experience, analyses of 87 cases
Nedim Ongun
doi: 10.5505/tbdhd.2021.24993  Sayfalar 139 - 144
GİRİŞ ve AMAÇ: İnme, santral sinir sisteminin akut bir disfonksiyonudur. İskemik inmenin akut dönemde tedavisi büyük önem taşımaktadır. Rekombinant doku plazminojen aktivatörü ile intravenöz trombolitik tedavi, en önemli reperfüzyon stratejilerinden birisidir. Bu çalışmanın amacı, bir devlet hastanesinde akut iskemik inme tanısı ile IV tPA tedavisi uygulanan hastaların verilerinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Burdur Devlet Hastanesi Nöroloji Kliniği'nde Haziran 2017 - Haziran 2020 tarihleri arasında akut iskemik inme tanısı ile intravenöz trombolitik tedavi uygulanan hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. Kriterlere uyan ve semptom başlangıcından itibaren 4,5 saat içerisinde tedavi uygulanabilecek olan hastalara tPA uygulandı. Hastaların demografik özellikleri, klinik verileri, tedavi öncesi ve sonrası NIHSS skorları, semptom başlangıç zamanı, hastane başvuru zamanı ve tedavi başlangıç zamanı kayıt edildi.
BULGULAR: Çalışmaya yaş ortalaması 67.5±12.1 olan 87 hasta (41 erkek (%47,1), 46 kadın (%52,9)) alındı. Hastaların ortalama semptom-kapı, kapı-iğne ve semptom-iğne zamanları dakika olarak sırası ile 76.4±35.7, 59.1±34.9 ve 135.5±38.1 olarak saptandı. Hastaların NIHSS skoru ortalaması başvuru sırasında 11.8±3.9, tedavi sonrası 24. saatte 5.2±2.6 olarak bulundu. Taburcu olan hastaların taburculuk sırasında NIHSS skoru ortalaması 3.5±2.9 olarak bulundu. Taburcu olan ve kaybedilen hastalar, tedavi öncesi NIHSS skoru, tedavi sonrası 24. saat NIHSS skoru, semptom-kapı zamanı ve kapı-iğne zamanı açısından karşılaştırıldığında, taburcu olan hastalarda anlamlı olarak daha düşük skorlar ve daha kısa zamanlar saptandı (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut iskemik inme nedeni ile değerlendirilen hastalarda uygun şartlar altında IV tPA etkili ve güvenilir bir tedavidir. Zamanı etkin kullanmaya yönelik yapılacak olan toplumsal ve hastane içi organizasyonlar ile devlet hastaneleri trombolitik tedavi için önemli birer ilk başvuru merkezi olacaklardır.
INTRODUCTION: Stroke is an acute dysfunction of the central nervous system. Treatment of ischemic stroke in the acute period is very important. Intravenous thrombolytic therapy with recombinant tissue plasminogen activator is one of the most important reperfusion strategies. The aim of this study is to evaluate the data of patients who have been diagnosed with acute ischemic stroke and treated with IV tPA in a state hospital.
METHODS: Patients who were admitted with acute ischemic stroke and treated with IV tPA between June 2017 and June 2020 at Burdur State Hospital Neurology Clinic were evaluated retrospectively. Patients who met the criteria and who could be treated within 4.5 hours from the onset of symptoms were included. Demographic features, clinical data, NIHSS scores before and after treatment, symptom onset time, hospital admission time and treatment start time were recorded.
RESULTS: 87 patients (41 men (47,1%), 46 women (52,9%)) with a mean age of 67.5±12.1 were included in the study. The mean symptom-door, door-needle and symptom-needle time of the patients were 76.4±35.7, 59.1±34.9 and 135.5±38.1, respectively. The mean NIHSS score of the patients was 11.8±3.9 at admission and 5.2±2.6 at the 24th hour after treatment. The mean NIHSS score was found to be 3.5±2.9 during discharge. Pre- and post-treatment NIHSS score, symptom-door time and door-needle time were compared between survivor and non-survivor patients. Significantly lower scores and shorter times were found in survivor patients (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: IV tPA is an effective and safe treatment under appropriate conditions in patients with acute ischemic stroke. State hospitals will be an important center for thrombolytic therapy with public and in-hospital organizations to be made about effective use of time.

5.
Akut iskemik inme öncesinde görülen fokal ve non-fokal nörolojik belirtiler
Focal and non-focal neurological symptoms before acute ischemic stroke
Aygul Nadirova, Mine Hayriye Sorgun, Remzi Bahşi, Canan Togay Isıkay
doi: 10.5505/tbdhd.2021.26928  Sayfalar 145 - 152
GİRİŞ ve AMAÇ: Geçici iskemik atak (GİA) inme habercisi olup, yaklaşık 10 kat artmış inme riski taşır. Tek başına GİA belirtisi olup olmadığı tartışmalı olan belirtileri içeren geçici nörolojik atakların (GNA) da inme riskini artırdığına dair veriler vardır. Bu çalışmada akut iskemik inme öncesinde son bir ayda görülen fokal ve non-fokal nörolojik belirtilerin varlığını herhangi bir nörolojik hastalığı bulunmayan benzer yaş grubundaki kişilerle karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2018 ve Nisan 2020 tarihleri arasında akut iskemik inme veya GİA tanısıyla yatan hastalar çalışmaya alınmıştır. Kontrol grubunu ise aynı dönemde geriatri kliniğinde yatan veya ayaktan başvuran ve herhangi bir nörolojik hastalığı bulunmayan benzer yaş grubundaki kişiler oluşturmuştur. Akut iskemik inme/GİA öncesinde ve herhangi bir nörolojik hastalığı bulunmayan benzer yaş grubundaki kişilerde son 1 ayda görülen fokal ve non-fokal nörolojik belirtiler sorgulanmıştır.
BULGULAR: Bu çalışmada toplam 65 akut iskemik inme veya GİA hastası ve 68 kontrol grubu prospektif olarak incelenmiştir. Baş dönmesi, dengesizlik, bulanık görme, görsel fenomenler, uyuşukluk, sarhoşvari yürüme ve çoklu belirtiler akut iskemik inme/GİA grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla idi (p<0,05). Baş dönmesi posterior dolaşım inmelerinde anlamlı olarak daha sıktı (p=0,015). Çoklu regresyon analizi yapıldığında akut iskemik inme ile baş dönmesi, dengesizlik, görsel fenomenler ve çoklu belirtiler arasında ve posterior sulama alanındaki iskemik inme ile baş dönmesi arasında anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Klinisyenler, izole baş dönmesi, dengesizlik, nonspesifik görsel belirtiler şeklinde GNA veya çoklu geçici nörolojik belirtiler ile başvuran hastalarda inme riski açısından dikkatli olmalıdır. Ancak bu konuda daha fazla hastanın dahil edildiği prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: Transient ischemic attack (TIA) is a precursor to stroke, and a person who experiences TIA has a 10-fold increased risk of stroke. There are previous studies showing transient neurological attacks (TNA) that include symptoms not certainly accepted for TIA also increase the risk of stroke. In this study, the presence of focal and non-focal neurological symptoms before acute ischemic stroke (AIS) or TIA was compared with the control group of similar age without any neurological diseases.
METHODS: Between January 2018 and April 2020, all patients who were admitted to the neurology clinic with diagnosis of AIS or TIA were included in the studyThe control group consisted of the patients with similar age who were admitted to the geriatric clinic or applied to the their outpatient clinics, and did not have any neurological disease. The focal and non-focal neurological symptoms in the last month were questioned in patients with AIS or TIA and patients without any neurological disease.
RESULTS: In this study, a total of 65 AIS or TIA patients and 68 control patients were prospectively evaluated. Vertigo, imbalance, blurred vision, visual phenomena, numbness, unsteady gait, and multiple symptoms were significantly more frequent in the patient group than in the control group (p<0,05). Vertigo was significantly more common in the PCS (p=0,015). In multiple regression analysis, there was a significant correlation between vertigo, imbalance, visual phenomena, multiple symptoms and AIS/TIA. A significant correlation also existed between the PCS and dizziness (p<0,05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Clinicians should be careful about the risk of stroke in patients presented with TNA such as isolated vertigo, imbalance, nonspecific visual symptoms or with a combination of transients neurological symptoms. However, we believe that further prospective studies including more patients is needed.

6.
Beyin ölümü ve bilgisayarlı tomografi anjiografi: Kafatası defektinin etkisi
Brain death and computed tomography angiography: Effect of skull defect
Tuğçe Mengi, Hüseyin Alper Kızıloğlu, Hadiye Şirin
doi: 10.5505/tbdhd.2021.74507  Sayfalar 153 - 159
GİRİŞ ve AMAÇ: Beyin ölümü şüphesi olan hastalarda kırık ve operasyonlar (kraniyektomi veya kraniyotomi) gibi kafatası defektileri kafa içi basıncını düşürebilir ve bilgisayarlı tomografi anjiografi (BTA) gibi destekleyici testler ile tanı konmada hatalı sonuçlara yol açabilir. Bu çalışmada, amacımız klinik olarak beyin ölümü teşhisi konulmuş kafatası defekti olan ve olmayan hastalarda BTA sonuçlarını analiz etmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Beyin ölümü klinik bulgularına sahip ve destekleyici test olarak BTA uygulanan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar iki gruba ayrıldı: kafatası defekti olan grup (kafatası defekti +) ve kafatası defekti olmayan grup (kafatası defekti -).
BULGULAR: Klinik olarak beyin ölümü tanısı olan ve BTA uygulanan 16 hasta değerlendirildi. Hastaların % 75’inde (12/16) kafatası defekti olduğu tespit edildi. Kafatası defekti olan 12 hastanın 4’ünde kırık mevcuttu. Diğer kafatası defekti olan hastaların 6’sında kraniyektomi, 2’sinde kraniyotomi mevcuttu. Frampas kriterlerine göre ilk BTA’da 6 hastada (% 37,5) kontrast dolumu saptandı. İlk BTA’da kontrast dolumu saptanan hastaların tamamında kafatası defekti mevcuttu. Klinik beyin ölümü bulguları sonrası kafatası defekti olan grupta [medyan süre 2 (0,5-7) gün], kafatası defekti olmayan gruba [medyan süre 0,5 (0,5-0,5) gün] göre radyolojik beyin ölümü tanısı anlamlı olarak daha geç konuldu (p=0,013).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hasta sayısı kısıtlı olsa da çalışmamız kafatası defekti olan hastalarda BTA uygulaması hakkındaki zorlukları göstermiştir. Bulgularımıza göre kafatası defekti olan hastalarda BTA’nın beyin ölümü tanısı koymada yanlış negatiflik oranı artmaktadır. Kafatası defekti olan hastalara beyin ölümü tanısı daha geç konmaktadır. Bu bulgular, kafatası defekti olan hastalarda BTA için farklı değerlendirme kriterlerinin kullanılması veya BTA dışındaki diğer destekleyici testlerin kullanılması konusundaki tartışmaları gündeme getirmektedir.
INTRODUCTION: The skull defects such as fractures and operations (craniectomy or craniotomy) in patients with suspected brain death may decrease intracranial pressure and lead to erroneous results in diagnosis with ancillary tests such as computed tomography angiography (CTA). In this study, our aim is to analyze the results of CTA in patients with and without skull defects diagnosed clinically with brain death.
METHODS: Patients with clinical signs of brain death who underwent CTA as a ancillary test were evaluated retrospectively. The patients were categorized into two groups: the group with skull defects (skull defect +) and the group without skull defects (skull defect -).
RESULTS: Sixteen patients with a clinical diagnosis of brain death who underwent CTA were evaluated. It was found that 75% (12/16) of the patients had skull defects. Four of the 12 patients with skull defects had fractures. Six of the patients with skull defects had craniectomy and 2 had craniotomy. Contrast filling was detected in 6 patients (37.5%) at the first CTA according to Frampas criteria. All patients with contrast filling in the first CTA had skull defects. After clinical signs of brain death, radiological brain death was diagnosed significantly later in the group with skull defects [median time 2 (0.5-7) days] than in the group without skull defects [median time 0.5 (0.5-0.5) days], (p = 0.013).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the number of patients is limited, our study has shown the difficulties in CTA in patients with skull defects. According to our findings, the false negative rate of CTA in brain death diagnosis has increased in patients with skull defects. Brain death has been diagnosed later in patients with skull defects. These findings bring up the controversies about the use of different evaluation criteria for CTA or the use of ancillary tests other than CTA in patients with skull defects.

7.
İnme hastalarında kanser tanı zamanı
Time to diagnosis of cancer in stroke patients
Zeynep Özözen Ayas, Gülgün Uncu
doi: 10.5505/tbdhd.2021.02360  Sayfalar 160 - 168
GİRİŞ ve AMAÇ: İnme ve kanser hastalıkları toplumda engelliğe ölüm yol açan hastalıklardır. Bilinen bir kanser tanısı altında inme geçiren hastalar ile aynı zamanda veya inme sonrası 1 yıllık takip döneminde kanser tespit edilen inme hastalarının klinik özelliklerini belirlemeyi amaçladık. Kanserli olan inme hastaları, kanserli olmayan inme hastaları (5 yıllık takipte kanser tanısı almayan) ile karşılaştırıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yaş, cinsiyet, inme alt tipi, geleneksel risk faktörleri (GRF), lokalizasyon, kanser tipleri, metastaz varlığı, kanser inme teşhisleri arasındaki süre, mortalite ve inme-ölüm arası süreler değerlendirildi.
BULGULAR: Kanserli inme olan 57 hasta (35E, 22K), kansersiz inme tanısı olan 295 hasta (154K, 141E) alındı. İskemik inme, kanserli inmelerde en sık görülen alt tip idi. (%89.4) Kansersiz inme grubunda, GRF varlığı ve diabetes mellitus, koroner arter hastalığı komorbiditeleri kanserli inme grubundan anlamlı olarak yüksek saptandı.(p=0.000,p=0.038, p=0.000) Kanserli inme olan grupta bilateral hemisfer tutulum oranı kansersiz inmelere göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı.(p=0.012) Kanserli inme olan hastaların 42’sinin daha önce kanser tanısı (25.9±32.4ay) aldığı, 15’inin inme tanısından sonra kanser tanısı (5.2±4.9ay) aldığı tespit edildi. Onbeş hastanın 6’sının inme ile aynı zamanda, 9’unun ise inme sonrası izlemde kanser tanısı aldığı kaydedildi. İnme öncesi kanser tanısı alan grupta kadın cinsiyetin inme sonrası kanser tanısı alan gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı.(p=0.003) Kanserli inme hastalarının %40.4’ünün inmeden sonra 6.7±12.3 ayda eksitus oldu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: GRF'nin olmaması ve bilateral hemisfer tutulumu bize kanser ve inmenin birlikteliğini düşündürmelidir. Özellikle hastaların inme sonrası 1 yıllık izlemlerinde potansiyel kanser tanısı açısından dikkatli olunmalıdır.

INTRODUCTION: Stroke and cancer are diseases that lead to disability and mortality in society. We aimed to identify the clinical characteristics of patients who had a stroke under a known cancer diagnosis and stroke patients who were found to have cancer at the same time or during the 1-year post-stroke follow-up period. Stroke patients with cancer were compared with non-cancerous stroke patients. (not diagnosed with cancer during a 5-year follow-up)
METHODS: Age, sex, subtype of stroke, conventional risk factors (CRF), localization, cancer types, presence of metastasis, duration between cancer-stroke diagnoses, mortality, and stroke-death periods were analysed.
RESULTS: Fifty-seven stroke patients (35M, 22F) with cancer and 295 stroke patients (154F, 141M) without cancer were included. Ischemic stroke was most common subtypes in stroke patients with cancer (89.4%). The presence of CRF and the comorbidity of diabetes mellitus and coronary artery disease in the patients without cancer was determined to be significantly higher compared to with cancer.(p=0.000,p=0.038,p=0.000) Bilateral hemisphere involvement was detected to be significantly higher in the stroke with cancer.(p=0.012) Forty-two of the stroke patients with cancer were diagnosed with cancer before (25.9±32.4months), and 15 of them were diagnosed with cancer after the diagnosis of stroke (5.2±4.9months). Six of 15 patients were diagnosed with the cancer at the same time with the diagnosis of the stroke, while 9 of them were diagnosed with cancer during the post-stroke 1-year follow-up. The rate of females was determined to be significantly higher in the group diagnosed with cancer before having a stroke compared to after having a stroke.(p=0.003) 40.4% of stroke patients with cancer died in 6.7±12.3months.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The absence of CRF and bilateral hemisphere involvement should make us think of the coexistence of cancer and stroke. Particular consideration should be given to the potential diagnosis of cancer in the 1-year follow-up of patients after having a stroke.

OLGU BILDIRILERI
8.
Davranış bozukluğu ile ortaya çıkan baziller tepe sendromu
Top of the basilar syndrome presenting through behavioral disorders
Zeynep Özözen Ayas, Dilcan Kotan
doi: 10.5505/tbdhd.2020.16362  Sayfalar 169 - 171
Baziller tepe sendromu (BTS) distal baziler arter tarafından beslenen rostral beyin sapı, talamus, serebellum temporal ve oksipital bölgelerin enfarktüsü ve olarak tanımlanır. Görme, okülomotor bozukluklar, bilinç değişikliği, konuşma bozuklukları, nöbetler ve halüsinasyonlar gibi farklı belirtiler görülebilmektedir. Başlangıç semptomları toplumsal çekilme, konuşmada azalma ve uygunsuz gülme tepkileri olan 51 yaşındaki baziller tepe sendromlu kadın hasta bildirilmiştir. Bu yazıda ileri yaşlarda ani davranış bozuklukları ile başvuran olguların yönetiminde nörolojik muayene ve nörogörüntülemenin önemini vurgulamaktadır. Nadir başlangıç bulguları ile ortaya çıkan BTS tanılı hasta sunulmuştur. Klinisyenlerin duygudurum, kişilik değişiklikleri ve davranış bozuklukları gibi farklı semptomlar ve bulgularla ortaya çıkabilecek BTS açısından dikkatli olması gerekmektedir.
Top of the basilar syndrome (TOB-S) is defined as the infarction of the rostral brain stem thalamus, cerebellum, temporal and occipital regions of the brain that are supplied by the distal basilar artery. Different symptoms can be seen such as visual, oculomotor disturbances, altered consciousness, speech disorders, seizure, and hallucinations. In this article, we report that a 51-year-old female patient whose initial symptoms were social withdrawal, decreased of speech and inappropiate laugh affects and diagnosed with top of the basilar syndrome. This report emphasize that the importance of neurological examination and neuroimaging in the management of cases presenting with sudden behavioral disorders at older age. We report a patient with TOB-S which a rare presentation. Clinicians must be alert to exist TOB-S which may occurs with different symptoms and signs like as changes in mood, personality and behavioral disorders.

9.
Arkus aorta dallanmasında farklı bir anatomik varyasyon
A different anatomic variation in aortic arch branching
Buket Tuğan Yıldız, Mustafa Gökçe
doi: 10.5505/tbdhd.2020.08870  Sayfalar 172 - 174
Arkus aorta dallanmasında birçok anatomik varyasyon mevcuttur. Bunlar genellikle asemptomatik olmasına rağmen, radyolojik ve cerrahi girişimsel işlemlerde komplikasyonları önlemek açısından bilinmesinde yarar vardır. İskemik strok etyolojisi açısından servikoserebral anjiografi yaptığımız ve daha önce yayınlanmamış arkus aorta dallanma varyasyonu olan hastamızı sunmayı amaçladık.
There are many anatomical variations in the branching of the aortic arch. Although these are generally asymptomatic, it is useful to know them in terms of preventing complications in radiological and surgical interventional procedures. We aimed to present a patient who has undergone cervicocerebral angiography for the etiology of ischemic stroke and has a previously unpublished aortic arch branching variation.

10.
Baziler arter anevrizmasının neden olduğu trigeminal nevralji olgusu
A Trigeminal neuralgia case caused by basilar artery aneursym
Murat Cabalar, Didem Girgin, Hacı Ali Erdoğan, Vildan Yayla
doi: 10.5505/tbdhd.2020.34711  Sayfalar 175 - 178
Vertebrobaziler dolikotoektazi ve baziler arter anevrizmasına sekonder trigeminal nevralji nadirdir. 85 yaşında, trigeminal nevralji nedeniyle Karbamazepin kullanan erkek hasta, konuşma bozukluğu ve sol tarafında kuvvetsizlik şikayeti ile geldi. Kranial görüntülemelerinde pons sağ yarısında difüzyon kısıtlaması, vertebrobaziler dolikoektazi ve baziller arterde fusiform anevrizmatik dilatasyon izlendi. Antiagregan tedavi sonrasında endovasküler tedavi ve cerrahi tedavi düşünülmeyen hasta taburcu edildi (modified Rankin Score-mRS=0). Asetil salisilik asit 100 mg/gün ve Karbamezepin 400 mg/gün tedavisi ile hasta sorunsuz bir şekilde takip edilmektedir.
Trigeminal neuralgia secondary to vertebrobasilar dolichoectasia and basilar artery aneurysmis is rare. An 85-year-old male patient who takes Carbamazepine for trigeminal neuralgia was presented to the hospital with complaints of speech disorder and weakness on the left side. On cranial imaging, diffusion restriction in the right half of the pons, vertebrobasilar dolicoectasis and fusiform aneurysmatic dilatation in the basilar artery were observed. After the anti-agregan treatment, the patient whose endovascular and surgical treatment was not considered, was discharged (modified Rankin Score-mRS=0). The patient is followed up with Acetylsalicylic acid 100 mg/day and Carbamazepine 400 mg/day drug treatment without any problems.

LookUs & Online Makale
w