ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 6 Issue : 2 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 6 (2)
Cilt: 6  Sayı: 2 - Ağustos 2000
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
TÜRKİYE’DE BEYİN DAMAR HASTALIKLARI İÇİN MAJÖR RİSK FAKTÖRLERİ: TÜRK ÇOK MERKEZLİ STROK ÇALIŞMASI
MAJOR RISK FACTORS FOR CEREBROVASCULAR DISEASE IN TURKEY: TURKISH-MULTI-CENTRIC STROKE TRIAL RESULTS
Gazi Özdemir, Serhat Özkan, Nevzat Uzuner, Özcan Özdemir, Demet Gücüyener
Sayfalar 31 - 35
GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye Genelinde, serebrovasküler olayların (SVO) dağılımı ve risk faktörlerini belirlemek amacıyla Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği'nin koordinatörlüğünde çok merkezli hastane zemininde bu çalışma planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 24 tıp fakültesi ile eğitim veren 16 devlet ve SSK hastanesi katıldı. Tüm veriler standart bir forma kaydedilerek dernek merkezinde toplantı ve sonuçlar istatistiki olarak incelendi.
BULGULAR: İskemik SVO oranı %71.2 olarak bulunurken; bu hastalarda arteriyel hipertansiyon, SVO (infarkt veya GİA) öyküsü, diabetes mellitus, atriyal fibrilasyon, hiperkolesterolemi, yüksek hematokrit değerleri ve kalp yetmezliği anlamlı risk faktörleriydi. Rastlanma oranı %28.8 olan hemorajik SVO için anlamlı tespit edilen risk faktörleri ise; arteriyel hipertansiyon, öyküde SVO bulunması, hiperkolesterolemi, hiperfibrinojenemi, yüksek hematokrit değerleri ve kalp yetmezliği idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen sonuçlar Türkiye'deki risk faktörlerinin dieğr ülkelere göre farklılığını göstermektedir ve ülkemizde farklı profilaktik tedavi yaklaşımlarının önemini vurgulamaktadır.
INTRODUCTION: This hospital-based multi-centric stroke trial was designed under the coordination of Turkish Cerebrovascular Disease Society to investigate the risk factors for stroke all over Turkey.
METHODS: Twenty-four medical faculties and 16 goverment hospitals were participated. All data, noted to standart forms, were ssent to the socirty center by the participans and were analyzed statistically.
RESULTS: While the ratio of ischemic stroke was 71.2%, major risk factors were arterial hipertension, previous stroke and/or TIA story, diabetes mellitus, atrial fibrillation, hypercholesterolemia, high hematocrit values and heart failure. Significant risk factors for hemorrhagic stroke (28.8% of all stroke types) were atrial hipertension, previous stroke and/or TIA story, hypercholesterolemia, hyperfibrinogenemia, high hematocrit values and heart failure.
DISCUSSION AND CONCLUSION: There results are meaningful for the difference of risk factors for stroke than the other countries and suggests different profilactic medications in our country.

2.
ANEVRİZMAL KÖKENLİ SUBARAKNOİD KANAMALARDA PROGNOZA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
FACTORS INFLUENCING PROGNOSIS IN ANEURSYSMAL SUBARACHNOID HEMORRHAGE
Füsun Demirçivi Özer, Kamuran Dönertaş, Hamdi Bezircioğlu, Mehmet Kahraman
Sayfalar 37 - 41
GİRİŞ ve AMAÇ: 1994-1997 yılları arasında kliniğimizde anevrizmaya bağlı subaraknoid kanama nedeniyle opere edilen 27'si erkek, 38'i kadın toplam 65 hasta prognozda etkin faktörlerin belirlenebilmesi için prospektif olarak izlenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yaş sınırları 17-84 arasında değişmekte olup, ortalama 48.88'dir.
BULGULAR: Eksitus oranı %18, günlük aktiviteye dönüş oranı %46'dır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cinsiyetin, başvuru süresinin, mevcut sistemik hastalığın, anevrizma lokalizasyonu, hidrosefali ve intraoperatif anevrizma rüptürünün prognozda istatistiksel olarak etkisinin olmadığı, buna karşılık 65 ve daha yukarı yaşın (p: 0.01), kötü nörolojik skorun (p: 0.01), yoğun subaraknoid kanamamın (p: 0.00), klinik vazospazmın (p: 0.00) ve anevrizmanın 15 mm'den büyük oluşunun (p: 0.00) prognozda etkin faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
INTRODUCTION: Sixty-five patients who underwent surgery for aneurysmal subaracnoid hemorrhage (SAH) between 1994-1997 were evaluated prospektively for determining the factors contributing prognosis.
METHODS: There were 37 male and 38 female patients died and 46% exhibited a complete recovery.
RESULTS: There was not found a relationship between outcome and some factors such as gender, the interval from SAH until admission, preexiting medical condition, localisation of aneurysm, hydrocephalus and operative rupture whereas age older than 65 years old, poor neurogical state, dense amount of SAH on CT scan, and the size of aneurysm more than 15 mm were found as factors prognostic for poor outcome.
DISCUSSION AND CONCLUSION:

OLGU BILDIRILERI
3.
KALITSAL PIHTILAŞMA FAKTÖR EKSİKLİKLERİ VE İSKEMİK İNME
HEREDITARY COAGULATION FACTORS DEFICIENCIES AND ISCHEMIC STROKE
Yakup Krespi, Ebru Aykutlu, Oğuzhan Çoban, Rezzan Tuncay, Sara Bahar
Sayfalar 43 - 45
Pıhtılaşma faktörlerinin yapımının azalmasına neden olan kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları oldukça nadir görülen hastalıklardır. Bu hastalıklar ön planda kanamaya eğilim yaratırken, bazı faktör eksikliklerinin paradoksal olarak tıkayıcı damar hastalıklarına da yol açabileceği öne sürülmektedir. Bu çalışmada İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı İnme Ünitesinde iskemik serebrovasküler hastalık tanısıyla izlenmiş olan ve incelemelerinde faktör VII ve faktör XI eksikliği saptanmış iki olguda klinik spontan kanama öyküsü olmamasına rağmen uygulanan trombolitik ve antikoagülan tedaviler sonrasında ciddi sistemik kanamalar ortaya çıkmıştır. Herhangi bir antitrombotik tedaviye başlamadan önce hastaların aPTT, PT gibi pıhtılaşma faktör eksikliklerine işaret edebilecek rutin hemostaz incelemeleriyle taranması ciddi sistemik kanama komplikasyonlarının önlenmesinde en önemli basamaktır.
Hereditary coagulation factors deficiencies are rare and characterized by a tendency to spontaneous bleeding. Som factors deficiencies are thought to lead paradoxically to occlusive vascular events also. In this study, we report two ischemic stroke patients with factor VII and XI deficiencies. None of the patients had any spontaneous bleeding episode in their history but they had severe systemic bleeding after trombolytic and anticoagulant therapy. Although rare, patients should be screened by simple tests such as aPTT, PT for these congenital deficiencies before any antithrombotic therapy in order to prevent bleeding episodes.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
4.
AKUT ORTA SEREBRAL ARTER ALANI İNFARKTLARINDA SERUM SELEKTİN DÜZEYLERİ: Kısa dönem prognozu ve infarkt topografisi ile ilişkisi
PLASMA CONCENTRATIONS OF SOLUBLE E-SELECTIN AND P-SELECTIN IN ACUTE MIDDLE CEREBRAL ARTERY INFARCTION: A special impact to the short-term prognosis and infarct topography
Mehmet Akif Topçuoğlu, Yücel Vrsevsa, Osman İ. Özcebe, Okay Sarıbaş
Sayfalar 47 - 54
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada 42 orta serebral arter (MCA) alam infarktında, ilk 24 saatte sistemik E-selektin (sEsel) ve P-selektin (sPseI) düzeyleri, 13 kontrolle karşılaştırılarak bu faktörlerin iskemik inmedeki rolü incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: MCA alan infarktları Ueda sistemine göre izole lentikülostriat (bazal ganglia; 8), yaygln kortikal+subkortikal (lober; 12), tüm (malign; 7) ve izole kortikal+subkortikal (lobuler; 15) olarak 4 gruba ayrllmlşlr. Bu gruplar ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, hipertansiyon, DM, sigara içimi, koroner arter hastalığı, konjesif kalp yetmezliği, inme tipi (modifiye TOAST sistemine göre kardiyoembolik, büyük arter aterotrombotik, miks, bulunamamış olan ve diğer olarak sınıflandırılmıştır), ekokardiyografi, karotis doppler USG, EKG bulguları, kan örneği alınma zamanları açıdan fark yoktur.
BULGULAR: NIHSS ile derecelendirilen inme klinik şiddeti ve hastanede ölüm oranı malign MCA grubunda daha yüksektir (p=O.O167). Gruplar arasında simultane kan şekeri, kolesterol düzeyi, hemoglobin, % nötrofil, % monosit, trombosit sayısı açısından fark yok iken lökosit sayısı bazal ganglia, lober ve malign tip infarktlarda kontrol grubuna göre yüksek bulunmuşur (p=O.0002). sPseI düzeyi malign MCA infarktlarında (50.7±23.2 hg/ml) hem diğer tip infarktlardan (bazal ganglia: 21.6+6.7, lober: 26.2±10.8, lobuler: 24.3±16.4) hem de kontrol grubundan (21.9±9.2) anlamlı olarak yüksektir (p=O.0005). sPsel düzeyleri ise infarkt gruplarında (bazal ganglia: 53.5+16.9, lober: 63.5+31.8, malign: 83.8±46.5, lobuler: 66.1±42.4) kontrol grubundan (46.4±25.1) farklı değildir (p=O.2099). İnme klinik şiddeti (NIHSS) ile sEsel (r=0.51, p=0.0001) ve sPsel (r=0.36, p=0.0210) arasında anlamlı (+) korelasyon saptanmıştır. AF'Iu hasta (n=ll) subgrubunda sPsel diğer hastalardan farksız iken (38.1±20.9'e 25.4+15.5), sPsel düzeyi daha düşük olmaya eğilimlidir (59.1+33.2'ye 85.16+41.3, p=0.0575). Karotis aterosklerozu derecesi ile sPsel düzeyi arasında zayıf bir ilişki saptanmıştır (p=0.0685). Diğer klinik ve laboratuar parametreleri selektin düzeylerine etki etmemektedir. Hastanede ölen hastalarda (n=8) sEseI düzeyi (42.3±15.3) sağ kalanlardan (25.6±16.9) daha yüksektir (p=0.0140).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlar akut iskemik inmede endotel disfonksiyonunun infarktm büyüklüŠü ile deŠi$iŠini ve prognostik önemi oldugunu Garet etmektedir.
INTRODUCTION: To define the patophysiological role of selectins in acute ischemic stroke pathogenesis, sE-selectin and sP-selectin concentrations during the first 24 hours following event were measured by ELISA in 42 patients with cerebral infarction located in the territory of middle cerebral artery (MCA) and 13 age-matched symptom-free controls.
METHODS: MCA infarcts were classified into four categories according to Ueda system as isolated lenticulostriate (basal ganglia: type 1, n=8), extensive cortical-subcortical )lobar: type II, n=12), large hemispheric (malign: type III, n=7), and localized cortical-subcortical (lobular: type IV, n=15).
RESULTS: The groups with various type MCA territory infarction and the controls were not differ with age, gender, prevalence of hypertension, diabetes mellitus, smoking, coronary artery disease, congestive heart failure, stroke etiological subtype (according to modified TOAST classification system as cardioembolic, large artery atherothrombotic, mixed, undetermined and other), bilateral carotid doppler ultrasonography, electrocardiography, transthoracic echocardiography and blood sampling interval. Hospital case fatality ratio and stroke severity graded by NIHSS were higher in the malign MCA group (p=O.0167). There is no difference among groups with simultaneous blood glucose and cholesterol concentrations, hemoglobin, the percents of neutrophyl, monocyte and thrombocyte counts whereas the leukocyte counts were found to be higher in basal ganglia, lobar and malign MCA infarctions than controls (p=0.0002). The mean sE-seIectin levels were significantly higher in patients with large hemispheric type infarction (50.7±23.2 Ing/ ml) than other type infarcts (basal ganglia: 21.6±6.7, lobar: 26.2±10.8, lobular: 24.3±16.4) and the control group (21.9±9.2) (p=O.0005). There was no significant difference in sP-selectin concentrations among MCA infarction type and controls (Basal ganglia: 53.5±16.9, lobar: 63.5±31.8, malign: 83.8±46.5, lobular: 66.1±42.4, and controls: 46.4+25.1, p=0.2099. Each selectin levels were well correlated stroke severity assessed by NIH stroke scale (r=O.51, p=0.0001 for sEsel and r=O.36, p=0.0210 for sPseI). The patients with atrial fibrillation (AF, n=ll) tended to have lower sP-seIectin concentrations (59.1+33.2 versus 85.16+41.3, p=0.0575). whereas their sE-seIectin levels were found to be similar (38.1±20.9 versus 25.4±15.5) in comparison with the patients without AF. A weak correlation was determined between the sPsel levels and the degree of carotid artery disease (p=0.0685). The other clinical and laboratory parameters had no significant effects on selectin levels. In patients dead during hospitalization (n=8), sEsel concentrations were higher than patients survived (42.3+15.3 versus 25.6±16.9, p—O.0140).
DISCUSSION AND CONCLUSION: These results indicate that endothelial cells dysfunction shows a correlation with the size and clinical severity of cerebral infarction and may imply some prospective aspects on the prognosis.

OLGU BILDIRILERI
5.
GEBELİKTE GELİŞEN BİR PANSİNÜS VEN TROMBOZU OLGUSU
VENOUS PANSINUS THROMBOSIS DURING PREGNANCY
Ayşe Bora Tokçaer, Belgin Koçer
Sayfalar 55 - 59
Sinüs ven trombozunda başagrısı, papil ödem, fokal belirtiler, epilepsi ve bilinç değişiklikleri klinik bulgulardır. Predispozisyon yaratan etyolojik faktörler enfektif ve nonenfektif nedenler olarak ayrılır. Gebelik, pueperium ve abortus nonenfektif nedenlerdendir. GebeIiğin 6.ayında intrauterin exitus sonrasında başağrısı ve epilepsi gelişen, nörolojik muayenesinde ++ ense sertliği, tesbit edilen 23 bir bayan vaka sunmaktayız. CT'de tümör veya abse tanıları düşünülmüşken MRI ve serebral anjiografide pansinüs ven trombozuna ait bulgular gösterilmiştir. Vaka asetozolamid ve boşaltıcı lomber ponksiyon ile tedavi edilmiştir. Tedavi sonrasında klinik bulgularda düzelme elde edilmiş ve bunun üzerine antikuogülasyon planlanmamıştır. Gebelik ve pueperium döneminde ortaya çıkan papil ödem ve epilepsinin venöz sinus trombozu olasılığını düşündürmesi gerekmektedir.
Headache, papilledema, focal neurologic deficits, epileptic seizures, mental status changes, is seen frequently during the course of venous sinus thrombosis. The most common underlying causes of venous sinus thrombosis are pregnancy, postpartum states and abortus. We are presenting a 23 years-old female patient admitted to our hospital with headache and epileptic seizures. In the near past she had a medical abortion during the 6th month of her pregnancy because of intrauterin fetal exitus. On her neurologic examination she had ++ stiff neck, mental status change, bilateral papilledema, bilateral weak light reflexes, bilateral weakness of outward gaze and right central facial paralysis. She was prediagnosed as intracranial tumour or cerebral abscess but her MRI and cerebral angiography was in accordance with pansinus venous thrombosis. She was treated with asetazolomid, and at the same time repeated lumber punctures and were done and sufficient amount of CSF was drained. Because her symptoms were subsided she was not anticoagulated. Headache, papilledema, epileptic seizures during pregnancy and postpartum states should remind us as the underlying cause may be venous sinus thrombosis.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
6.
STROK VE BAŞAĞRISI: MST SONUÇLARI
STROKE AND HEADACHE: RESULTS OF TURKISH MULTICENTRIC STROKE TRIAL
Muhteşem Gedizlioğlu, Reha Bilgin, Emre Kumral, S. Tarlacı
Sayfalar 61 - 66
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut serebrovasküler hastalıklar sıklıkla başağrısı ile birliktedir. Hemipleji gibi önemli defisitlerin varlığımda gözden kaçabilen bu durum, bazen tanıya götürücü önemli bir ipucu olabilmektedir. 'Türkiye çok Merkezli Strok Çalışmasında' (MST) değerlendirmeye alınan hastaların özellikleri ve baş ağrısının diğer parametrelerle ilişkisi aşağıda incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2588 hastada inme ile birlikte başağrısı sorgulandı. Grubunun kontrolleri başağrısı değerlendirme kapsamına alınmadı. 1150 hasta başağrısı varlığı tanımladı (770 erkek, 668 kadın). Başağrısı olan ve olmayan kadın ve erkeklerin yaşları benzerdi. Hasta grupları cins, strokun tipi, ve lokalizasyonu, nedeni, öyküde migren ya da hipertansiyon varlığı, diastolik ve sistolik kan basıncı yüksekliği, Glasgow koma skorları (GKS) açısından istatistiksel olarak karşılaştırıldı (Pearson ki-kare testi).
BULGULAR: Kadınlarda başağrısı daha sık bulundu (p=0.011). Öyküde migren ve hipertansiyon olması da başağrısı riskini arttırıyordu. İnme sırasında diastolik kan basıncının 90 mmHg üzerinde olması baş ağrısını ılımlı arttırırken (p=O.002), sistolik kan basıncının 150 mmHg üzerinde olması çok fazla arttırmıştı (p=O.OOOOO). Başağrısı olan ve olmayan hastalarda ortalama diastolik kan basmcı sırasyla 92.07±21.07 mmHg ve 88.23±27.78 mmHg iken sistolik kan basıncı sırasıyla 158.27±39.37 ve 149.81+37.72 mmHg bulundu. Hipertansif intraserebral kanama (ISK), ventriküle açılmış İSK, intraventriküler kanama, SAK, AVM kanamaları, bazal ganglion ve parankimatöz kanamaları da kapsayan tüm İSK'Iar için başağrısı görülme riski yüksekti. Beyinsapı kanamaları içinse anlamlı değildi (p—O.78). İskemik strok ve alt grupları Olan TIA, trombotik, embolik ve kardioembolik stroklar ile laküner stroklar için de başağrısı anlamlı değildi. GKS başağrısı riskini etkilememişti. Başağrısı olan hastalarda daha çok bulantı ve kusma görülmüştü. Lokalizasyona bakıldığında arka dolaşımdaki stroklar daha çok başağrısı ile birlikte iken (p—O.004), ön dolaşım etkisiz bulundu (p=O.29).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada beklendiği gibi intraserebral ve subaraknoidal kanamaların büyük oranda başağrısı ile başladığı, iskemik infarktların ise aynı oranı göstermediği gözlendi. Kadın olmak öyküde migren ve hipertansiyon bu riski belirgin arttırdı. GKS ile ilintili değildi. Bu olasılıkla çok düşük GKS'Iarı varlığında başağrısı bilgisi elde edilememesine bağlıdır. Başağrısı bildiren hasta sayısı (0/044) literatürdekilerden yüksek olmakla birlikte alt grup özellikleri literatür ile uyumlu bulundu. Strok ile birlikte başağrısı mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı çalışmacılar ağrının intraserebral damarların nosiseptif innervasyonu ile ilintili olduğunu öne sürmektedirler.

INTRODUCTION: Acute cerebrovascular disease is usually associated with headache. This presentation can easily be missed due to co-existance with major neurologic deficits like hemiplegia, although it may sometimes carry significant importance leading to diagnosis. In this study, we analyzed the data of 'Turkish Multicenter Stroke Trial' regarding headache.
METHODS: Headache is questioned in 2588 acute stroke patients. Original control group wasn't included into headache assessment. Of stroke patients, 1150 (770 male, 668 female) reported acute headache. Ages of male and female patients, with or without headache were similar. Patient groups were compared statistically for sex, stroke type and location, history of migraine or hypertension, diastolic and systolic hypertension during acute stroke, and Glasgow Coma Scale (GCS) scores.

RESULTS: Headache was more frequent among females (p=0.011). History of migraine and hypertension had increased the risk of headache (p=0.00000 and p=0.00005 respectively). Diastolic blood pressure above 90mmHg during acute event had a moderate effect on headache risk (p=O.002), while systolic blood pressure above 150mmHg increased the risk severely (p=o.ooooo). For all intracerebral hemorrhages including hypertensive ones, secondary or primary intraventricular hemorrhages, SAH, AVM bleedings, hemorrhages located in basal ganglia and cerebral paranchyma showed the highest risk for headache. For brainstem hemorrhages the risk was not significantly elevated (p=0.78). Ischemic strokes and TIA's, including trombotic, embolic, cardioembolic and lacunar stroke subgroups, the increase of headache risk was not significant. GCS scores did not influence headache risk. Nausea and vomiting was frequent among patients with headache. Infarcts in posterior circulation was more frequently associated with headache (p=0.004), while anterior circulation infarcts did not have any influence (p=0.29).

DISCUSSION AND CONCLUSION: In this sudy, as expected SAH and intracerebral hemorrhages had begun more frequently with headache and ischemic infarcts did not show a similar trend. To be female, history of migraine or hypertension had increased the risk. GCS did not have any effect probably due to lack of information in patients with very low GCS points. By comparison to relevant literature our patients with headache consisted a quite big group (44%of all), but subgroup features were similar. A possible explanation of headache in stroke patients is injury of nosiseptive receptors of intracranial vessels during event.


7.
SEREBRAL ÍSKEMİLİ HASTALARDA ANTİAGREGAN TEDAVİNİN MiKRO EMBOLİK SİNYALLER ÜZERİNE ETKİSİ
THE EFFECT OF ANTIAGGREGANT MEDICATION ON THE OCCURENCE AND COUNTS OF MICROEMBOLIC SIGNALS IN ISCHEMIC PATIENTS
Demet Gücüyener, Nevzat Uzuner, Serhat Özkan, Özcan Özdemir, Gazi Özdemir
Sayfalar 67 - 70
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada orta serebral arter alamnda iskemik Serebrovasküler Olayı (SVC)) (Kalıcı infarkt veya Geçici iskemik Atak= GİA) olan hastalarda, TCD monitörizasyonunda tespit edilen MES sayıları üzerine asetil salisilik asit (ASA) ve tiklopidin kullanımının etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya alman 150 hastaya randomize olarak 150 mg/gün aspirin ve 500 mg/gün tiklopidin verildi. Hastalara 2 kez TCD monitörizasyou uygulandı (aralık; 60-290 gün). Toplam 33 kişi veri yetersizliğinden dolayı çalışmadan çıkarıldı.
BULGULAR: Tedavi öncesi 117 hastadan 43 (%36,8) tanesinde MES saptandı. Tedavi grubuna göre bakıldığında 58 hastalık tiklopidin grubunun 24 tanesinde (%41.1), 59 hastalık ASA grubunun ise 19 tanesinde (%32,2) tedavi öncesi MES bulunmaktaydı. Tedavi sonrası MES saptanan toplam hasta sayısı 33'e (%28,2) inerken, tiklopidin grubunda 20 (7034.5), ASA grubunda ise 13 (%22) hastada MES varlığı saptandı. İlaç grupları tedavi öncesi ve tedavi sonrası MES varlıgındaki değişim açısından inceIendiğinde ASA grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim görülüyordu (p=0.058). Saptanan MES saylıarına bakıldığında tüm hastalarda tedavi öncesi ve sonrası bulunan ortalama MES sayıları sırasyla 5.7±1.5 ve 3,7 ± 1.2, tiklopidin grubunda 4.1±1.5 ve 3.2 ± 1.0, ASA grubunda ise 7.2 ± 2.7 ve 4.2 ± 2.2 olarak saptandl. ASA grubunda ortalama MES sayısındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.082). Tüm hasta grubuna baktığımızda tedavi grubu fark etmeksizin MES sayısındada anlamlı bir düşme gözlendi (p=0.042).

TARTIŞMA ve SONUÇ: ASA iskemik SVO'lu hastalarda TCD ile saptanan MES sayı ve varlığını azaltmada tiklopidine göre daha üstün olarak görülmektedir.
INTRODUCTION: The aim of the this study is to investigate the effect of antiaggregant medication on the occurrence of microembolic signals in patients who had a cerebral ischemic event in the middle cerebral artery territory.
METHODS: One hundred fifty patients underwent full clinical and laboratory investigations. The patients were randomized to ticlopidine (500 mg/ day) or acetysaliclic acid (150 mg / day). After randomization, we prospectively did bilateral transcranial Doppler monitoring two times from both middle cerebral arteries in all patients.
RESULTS: Mean interval time berween repeated examination was 140.1 ± 4.3 days. Thirty-three of 150 patients had to be excluded from the study because of missing data. The remaining 117 patients were assessed statistically. MES were detected in 43 patients (36.8%) at initial examination. On repeated examination, MES were found less frequent in (28.2 70) in of patients. In addition, there was no significant reduction of the MES occurence in patients given ticlopidine or acetylsalicylic acid.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Ticlopidine has an superior effect on the occurrence of MES to acetysalicylic acid with these given dosages.

LookUs & Online Makale
w