ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 6 Issue : 3 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 6 (3)
Cilt: 6  Sayı: 3 - Aralık 2000
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
İskemik inmeli olgularda serum magnezyum düzeyi ile karotis aterosklerotik lezyonu arasındaki ilişki
The relation between serum magnesium level and atherosklerosis of carotid arteries in ischemic stroke cases
Ayşenur Taş, Suat Topaktaş, Erol Sezer, Fikret Taş
Sayfalar 71 - 76
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, iskemik inmeli hastalarda serum magnezyum düzeyi ile karotid arterlerdeki ateroskleroz arasında bir ilişkinin var olup olmadığını araştırmak amacı ile yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya iskemik inmeli 85 hasta dahil edildi (48 kadın, 37 erkek). Tüm hastalarda serum magnezyum düzeyleri ölçüldü ve bilateral karotis arterlerde renkli Doppler ultrasonografi incelemesi yapıldı. Renkli Doppler ultrasonografi inceleme ile karotis arterlerde ileri intimal hiperplazi, plâk ve/veya stenozu olan 56 hasta vaka grubunu, normal bulunanlar ile minimal intimal hiperplazi saptanan 29 hasta ise kontrol grubunu oluşturdu. Serum magnezyum düzeyinin dışında dikkate alınan diğer bağımsız değişkenler: Yaş, cinsiyet, serumda LDL ve HDL kolesterol düzeyleri, hipertansiyon, sigara kullanım durumu ve diabetten oluşmaktaydı. Veriler SPSS yazılım programı aracılığı ile bilgisayarda analiz edildi. İlişki analizinde çoklu (multiple) lojistik regresyon tekniği kullanıldı.Yukarıda belirtilen tüm değişkenler lojistik regresyon modeline dahil edildi. İlgili odds ratio’u anlaşılır ifade ile sunabilmek için Mg ve HDL-kolesterol düzeyleri kategorik değişkenler olarak ele alındı. Mg düzeyi 1.2 ile 1.7 mg/dl arasında olan 42 kişi bir grup, 1.7 mg/dl’den yüksek olan 43 kişi diğer grup olacak şekilde gruplandırıldı.
BULGULAR: Referens kategori serum Mg düzeyi 1.2- 1.7 mg/dl iken serum Mg düzeyi 1.7 mg/dl’den yüksek olanlar için karotis aterosklerozu odds ratio’su: 0.1122 olarak hesaplandı (p=0.0007, %95 güven aralığı: 0.0315-0.3992).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Serum mağnezyum düzeyi ve karotis aterosklerozu arasında saptanan bu negatif (ters yönlü) ilişkinin, kararlılığını ve tabiatını ortaya koyacak yeni çalışmalara gereksinim vardır.
INTRODUCTION: This study was performed to investigate the relationship between serum magnesium level and atherosclerosis of carotid arteries in ischemic stroke cases.
METHODS: Eighty-five patients with ischemic stroke (48 females, 37 males) were included in the study. In all patients serum magnesium levels were measured and colour Doppler ultrasonographic evaluation of bilateral carotid arteries was performed. While 56 cases having progressive intimal hyperplasie and plaque and/or stenosis of carotid arteries formed the case group, 29 patients having minimal intimal hyperplasie the control group. The independent variables other than serum magnesium levels were as follows: Age, gender, serum LDL and HDL cholesterol levels, hypertension, smoking habit and diabetes mellitus. Data were analysed in computer with SPSS programme. Multiple logistic regression technic was used in the analysis of the association. All independent variables mentioned above were entered in the logistic regression model. In order to express the odds ratio more meaningfully, magnesium and HDL cholesterol levels were considered as cathegoric variables. In the categorisation of magnesium values, the patients were divided into two groups: while in one group magnesium levels were between 1.2 and 1.7 mg/dl, in the other group magnesium levels were higher than 1.7 mg/dl.
RESULTS: As a result of study, serum magnesium level was found to be negatively associated with carotid atherosclerosis. Those having serum magnesium levels higher than 1.7 mg/dl had an odds ratio of 0.1122 for carotid atherosclerosis (p= 0.0007, 95% confidence interval: 0.0315- 0.3992, referent category included those having serum magnesium levels between 1.2-1.7 mg/dl).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In order to see the consistency and the nature of the association new studies are needed.

OLGU BILDIRILERI
2.
Esansiyel trombositemiye bağlı yaygın serebral venöz tromboz
Dısseminated cerebral venous thrombosis due to essential thrombocythemia
Nilda Turgut, Nurgül Aydın, Yahya Çelik, Burhan Turgut, Muzaffer Demir, Ufuk Utku, Özden Vural
Sayfalar 77 - 79
Serebral venöz tromboz etyolojisinde birçok neden bulunmakla birlikte, hiperkoagulabilite önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada son bir aydır giderek artan başağrısı, bulantı, kusma nedeni ile servisimize yatan, daha önce hiçbir yakınması olmayan 34 yaşındaki bayan hasta bildirilmiştir. Hastanın yapılan nörolojik muayenesinde bilateral grade IV papilödem mevcut olup, nöroradyolojik inceleme sonucunda yaygın (superior sagittal sinus, konfluen sinium, her iki transvers ve sigmoid sinüsler) serebral venöz tromboz tespit edilmiştir. Hb 17.1 g/dl, Hct % 48.4, Lökosit 28 500 /mm3, Plt 674 000 /mm3 bulunması nedeni ile yapılan kemik iliği incelemesinde hastaya “esansiyel trombositemi “ tanısı konmuş olup, antikoagulan tedavi yanısıra ribonükleotid redüktaz inhibitörü de tedaviye eklenmiştir. Literatürde olgumuzda olduğu gibi yaygın serebral venöz tromboz olguları nadiren bildirilmiş olup, bazı hematolojik hastalıkların, endokrin bozuklukların ve anatomik varyasyonların etyolojide yer alabileceği ifade edilmiştir.
Various factors were shown about the etiology of cerebral venous thrombosis and hypercoagulopathy plays a very important role among these factors. In this study, we described a 34 year-old woman who had nausea, vomiting and gradually increasing headache for a month. Neurological evaluation was normal except for bilateral grade IV papiloedema. Neuroradiological investigation demonstrated complete thrombosis of the superior sagittal sinus, confluent sinium, transvers and sigmoid sinuses bilaterally. Laboratory findings revealed that the hemoglobin concentration was 17.1 g/dl, the hematocrit was 48.4%, the WBC count was 28 500 /mm3, the platelet count was 674 000/ mm3. Bone marrow biopsy was performed and essential thrombocythemia was diagnosed. The patient has been maintained on anticoagulant and ribonucleotide reductase inhibitor. In the literature disseminated venous thrombosis as seen in our patient was rarely reported. Hematological diseases, endocrinological disorders and anatomical variations are reported as etiological factors.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
İntraserebral kanamada BT bulgularıyla ölüm oranı ilişkisi
Relationship between CT findings and case fatality rates in intracerebral hemorrhage
Süleyman Kutluhan, Hüseyin Fidan, Galip Akhan
Sayfalar 81 - 85
GİRİŞ ve AMAÇ: İntraserebral kanamada ilk saatlerden itibaren hematomun lokalizasyonu, volümü ve ventrikül ile ilişkisi bilgisayarlı tomografi (BT) ile saptanabilmektedir. Risk faktörlerinin yanı sıra hematomun özelliklerinin de prognoz üzerine etkisi olmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada Kütahya Devlet Hastanesi’ne Nisan 1998 – Aralık 1999 tarihleri arasında başvuran inmeli hastalardan intraserebral kanama tanısı alan 91 olguda BT bulgularıyla ölüm oranı (ÖO) arasındaki ilişki araştırıldı.
BULGULAR: Hematom lokalizasyon ve lateralizasyonunun ÖO üzerine etkisi olmadığı görüldü. Ventriküle açılan hematomlardaki ÖO’nın (%54.38) açılmayanlardakine (%14.29) göre daha yüksek olduğu saptandı (p=0.0008). Putaminal kanamalarda ölenlerin hematom volüm (HV)’lerinin (49.26±63.1 cm3), sağ kalanlarınkinden (12.58±19.4 cm3) daha büyük olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0036). Pontin ve talamik hematomlarda ölenlerle sağ kalanların HV’leri arasında belirgin bir fark yoktu. Ölen olgularda lober HV’ünün 50 cm3den, serebellar HV’ünün 10 cm3den büyük olduğu görüldü. Tüm ölen olgular (38.65±54.2 cm3) ile sağ kalanların HV’leri (11.69±15.8 cm3) arasındaki büyüklük farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0018).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçta büyük volümlü lober, putaminal ve serebellar hematomlar ile ventriküle açılan hematomlarda ÖO’nın yüksek olduğu, fakat talamik ve pontin hematomlarda volümle ÖO arasında ilişki bulunmadığı dikkatimizi çekti.
INTRODUCTION: In patients with intracerebral hemorrhage localization, volume, and ventricular extension of hematoma can be shown by computed tomography at the beginning of the attack. As the risk factors; these features of hematoma effect prognosis.
METHODS: In this study, the relationship between CT findings and case fatality rates (CFR) was investigated in 91 cases admitted with intracerebral hemorrhage to Kütahya State Hospital from April 1998 to December 1999.
RESULTS: There was no difference for CFR considering localization and lateralization. The overall CFR was significantly higher in patients with ventricular involvement (54.38% vs 14.29%) as compared to those with no ventricular extension (p=0.0008). For putaminal hemorrhage, mean hematoma volume in those who died was larger than in those who lived (49.26±63.1 cm3 vs 12.58±19.4 cm3, p=0.0036). No statistically significant difference was found for volume between fatal and nonfatal cases with thalamic and pontine hemorrhage. The volume of hematoma was larger than 50 cm3 in died case with lobar hematoma and was larger than 10 cm3 in died case with cerebellar hematoma. Considering all cases the hematoma volume was significantly different between fatal and nonfatal cases (respectively 38.65±54.2 cm3, 11.69±15.8 cm3, p=0.0018).
DISCUSSION AND CONCLUSION: We concluded that large hematomas, especially lobar, putaminal and cerebellar, and those with ventricular involvement have high mortality rates. Volume of thalamic and pontine hematomas were not correlated with CFR.

4.
Serebral infarktlarda seriyal SEP bulgularının lokalizasyon, erken dönem fonksiyonel iyileşme ve prognozla ilişkisi
The relationship of serial SEP findings with localization, functional improvement and prognosis during early period in cerebral infarcts
Temel Tombul, Ömer Anlar, Osman Tanık
Sayfalar 87 - 92
GİRİŞ ve AMAÇ: Serebral infarktlarda yardımcı tanı yöntemlerinden uyarılmış potansiyel çalışmaları bulunmakla birlikte, erken dönem prognoz ve nörolojik sekellerle ilişkisini gösteren sonuçlar yeterli değildir. Bu amaçla kliniğimizde akut iskemik strok tanısı ile izlediğimiz bir grup hastada klinik ve bilgisayarlı tomografi (BT) bulgularını somatosensoryel uyarılmış potansiyel (SEP) bulguları ile karşılaştırdık. SEP anormalliklerinin erken dönemde klinik iyileşme ile korelasyonunu araştırdık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yaşları 36-71 arasında değişen 11’i erkek 15’i kadın toplam 26 olgu çalışmaya dahil edildi. Tüm olgularda ilk hafta içerisinde median sinir uyarımlı kortikal SEP incelemesi yapıldı.
BULGULAR: Olguların %84.6’sında çeşitli SEP anormallikleri saptandı. En sık görülen bulgular SEP cevabının yokluğu (%46.1), amplitüd düşüklüğü (%19.2) ve latans uzaması (%19.2) idi. Oniki olguda ilk 2-6 hafta arasında incelemeler bir veya birkaç kez tekrarlandı. Total orta serebral arter (MCA) tıkanıklığı düşünülen olguların biri hariç tümünde SEP cevabı alınamadı. Laküner infarktlarda, küçük ve orta büyüklükteki derin bazal ganglion-talamik infarktlarda daha çok N18-P25 amplitüd düşüklüğü ve latans uzamaları şeklinde bozukluklar vardı. MCA infarktlı olguların çoğunda serial incelemelerde de cevap alınamadı. Bunlarda Brunnstrom ölçeği ile saptanan motor iyileşme belirgin değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SEP anormalliklerinin infarktın büyüklüğü ve lokalizasyonu ile ilişkili olduğu ve iskemik strokun erken döneminde prognoz ve motor fonksiyonlarla korelasyon gösterdiği ortaya çıkarıldı. Serebral infarktlı olgularda aralıklı SEP incelemelerinin yapılmasının hastaların izlenmesinde yararlı olacağı sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: Although there are many studies about findings of evoked potentials -one of the diagnostic methods- in cases with cerebral infarcts, the results about prognosis of early period and its relationship with neurological sequels is insufficient. So we have compared the clinical and radiological findings with somatosensorial findings of a group of the patients who were followed by diagnosis of cerebral infarct. We investigated the correlations of these findings with functional outcome during early period.
METHODS: A total of 26 acute ischemic stroke patients aged from 36 to 71 (11 men, 15 women) were included to the study. The cortical SEPs median nerve stimulated were performed in all patients during the first week.
RESULTS: Various SEP abnormalities of 84.6% of cases were obtained. The most common findings observed were absent of responce (46.1 %), decreased amplitude (19.2%) and prolonged latencies (19.2%). In twelve cases, the SEPs were repeated one or several times during 2-6 weeks. In all of the cases with infarct in middle cerebral artery territory (MCA) except one, SEP responces were not obtained. Declining of N18-P25 amplitudies and prolongation of latencies occured in the patients with deep, small, mild or lacunary infarcts of basal ganglia and thalamic regions. The SEP responces were not obtained in the most of patients with MCA infarcts in serial investigations. In these cases, the functional improvement to have been suggested with Brunnstrom scale were not sufficient.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result, we suggested that the SEP abnormalities were associated with size and location of infarct, and correlated with prognosis and motor functions in early period of acute stroke. It was concluded that serial SEP investigations of the patients with cerebral infarct would be useful on follow-up of them.

OLGU BILDIRILERI
5.
Farklı patolojiler sonucu gelişen oksipital körlük: vaka sunumu
Occipital cortical blindness from various causes: a case
Kayhan Kuzeyli, Ertuğrul Çakır, Hidayet Erdöl, Halil İbrahim İmamoğlu, Süleyman Baykal, Bekircan Peksoylu, Ahmet Çubukçu
Sayfalar 93 - 97
Oksipital korteksteki patolojiler sonucu gelişen, farklı görme kayıplarına nadir olmayarak rastlanır. Bu makalede, sağ oksipital bölgede parankimal hematom, sol oksipital bölgede konveksite menengiomu nedeniyle tedavi edilen hastada preoperatif (post-anjiografik) ve postoperatif geçici körlüğün etyoloji ve tedavisi ile ilgili literatür gözden geçirilerek tartışılmıştır.
Visual losses due to different etiologies of occipital cortex are not uncommon. In this report we presented a left occipital meningioma with intraparanchymal hematoma of the right occipital lobe. We discussed etiologies and treatment of preoperative (post-angiographic) and postoperative transient blindness with the pertinent literature.

6.
Orta serebral arter infarktı kliniği ile başvuran bir locked-in sedromu olgusu
Acase of locked-in syndrom initial symptoms as middle cerebral artery occlusion
Serhat Özkan, Melek Altın, Nevzat Uzuner, Gazi Özdemir
Sayfalar 99 - 101
74 yaşında, sağ elini kullanan, bayan hasta ani gelişen sağ hemipleji ve motor afazi tablosu ile olayın 4. saatinde acil servise başvurdu ve acil olarak çekilen BBT’sinde periventriküler kronik lökoareotik değişiklikler dışında patoloji saptanmadı. Akut iskemik strok (orta serebral arter infarktı) ön tanısı ile olayın 5. saatinde servise alınan hasta anti-ödem, antiagregan, antioksidan ve yüksek doz pirasetam tedavisine alındı. Hastanın kliniği ilk 12 saat boyunca stabil seyrettikten sonra, hastada klinik ilerleme gözlendi ve locked-in sendromu tablosu yerleşti. Hastanın 7. günde çekilen serebral MRG’sinde; yaygın periventriküler lökoryatik değişiklikler ve bilateral sentrum semiovalede laküner infarktlar yanında ventral pons düzeyinde bilateral yayılım gösteren infarkt tespit edildi. Hasta 18 günün sonunda nazogastrik beslenme ve sekonder strok profilaksisi tedavisi ile takibe alınarak taburcu edildi. Doku plazminojen aktivatörünün özellikle intraarteriyel uygulaması planlanan, ilk 3-6 saat içinde başvuran iskemik stroklu hastalar, ilerleyen özellikte bir klinik gösteriyorlar ise, tutulan damar alanı yönünden yanıltıcı olabilirler ve anjiyografik inceleme hem anterior hem de posterior sistemi kapsamalıdır.
Seventy four years old, female patient was admitted to emergency service with an acute onset right hemiplegia and motor aphasia in the first 4th hour of event. Cerebral CT showed no abnormalities unless periventricular leucoareosis Patient was hospitalized with an acute ischaemic stroke (middle cerebral artery occlusion) pre-diagnosis and a treatment of anti-edema, anti-aggregant, anti-oxidant and high dose piracetam was begun. After a stable clinical course in the first 12 hours, a progression was observed and at the end of 24 hours patient was in locked-in syndrome. At the MRI, performed at the 7th day, showed periventricular leuceareosis and bilateral lacunar infarction in centrum semiovale and a ventral pontine infarction spreading biletarally. At the end of 18 days hospitalization, patient was externated with nasogastric feeding and seconder stroke profilaxy treatment. Especially while planning intraarterial tPA treatment in patients with ischeamic stroke admitted in the first 3-6 hours, a progressing character may cause wrong decision for affected vascular territory and so angiographic examination must contain both anterrior and posterior circulation.

7.
Bir olgu nedeni ile primer santral sinir sistemi anjiiti
Primary angiitis of the central nervous system
Aysun Ünal, Demet Yandım Kuşçu, Nevin Sütlaş, Selin Tural, Dursun Kırbaş
Sayfalar 103 - 106
Primer Santral Sinir Sistemi Anjiiti, etyolojisi bilinmeyen, yaygın iskemi ya da tekrarlayan inmeler ile seyreden histolojik olarak vasküler inflamasyon ile karakterize olan bir hastalıktır. Tanı için, başağrısı ve birden çok nörolojik sistem tutulumunun varlığı ve bunların ilerleyici oluşu, sistemik bir inflamasyon ya da enfeksiyonun tespit edilmemesi, anjiografide segmental arteryel daralmanın görülmesi veya leptomeningeal/parenkimal beyin biopsisinde vasküler enflamasyonun gözlenmesi önemlidir. 57 yaşında, iki yıl içerisinde progressif olarak serebellar, piramidal, ekstrapiramidal ve duyu sistemlerinin tutulumu ile seyreden, muayene ve laboratuar incelemelerinde Santral Sinir Sistemi tutulumu dışında sistemik bulgu tespit edilemeyen bayan hastada stereotaktik beyin biopsisi sonucunda “Primer Santral Sinir Sistemi Anjiiti” tanısı konmuştur. Magnetik Rezonans Görüntüleme incelemesinde birçok iskemi alanı gözlenmiş ve arteryel dijital substraksiyon anjiografi incelemesi normal tespit edilmiştir.
“Primary Angiitis of Central Nervous System” (PACNS) is a disease of unknown etiology characterized by signs and symptoms of diffuse ischemia or recurrent strokes and histologic evidence of vascular inflammation. Headache and progressive multifocal neurologic deficits, exclusion of systemic inflammation or infection, demonstrating segmental arterial narrowing with cerebral angiography and leptomeningeal/parenchymal biopsy showing vascular inflammation are important criteria for diagnosis of PACNS. PACNS was diagnosed in a 57 year old woman with progressive multifocal neurologic deficits and without systemic vasculitic inflammation after stereotactic brain biopsy. Magnetic Resonans Imaging showed multiple ischemic lesions and arterial digital substraction angiogram was normal.

LookUs & Online Makale
w