ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 9 Issue : 2 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 9 (2)
Cilt: 9  Sayı: 2 - Ağustos 2003
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
Perimezensefalik anevrizmal olmayan subaraknoid kanamalar
Perimesencephalic nonaneurysmal subarachnoidal hemorrhage
Selçuk Peker, Deniz Konya, Türker Kılıç, M. Necmettin Pamir
Sayfalar 47 - 50
GİRİŞ ve AMAÇ: Perimezensefalik anevrizmal olmayan subaraknoid kanamalar, subaraknoid kanamaların özel bir şekli olup iyi huylu seyreden bir klinik durumdur.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu yazıda kliniğimizde 1986-2001 yılları arasında tanısı konulup tedavisi yapılan 7 perimezensefalik subaraknoid kanama olgusu sunulmuştur. Olguların tümü WFNS Grade I kliniği ile başvurmuşlardır. Nöroradyolojik tetkiklerinde kanama nedeni olabilecek bir vasküler anomali saptanmamıştır. Tüm olgular medikal tedavi görmüşler, klinik bulguları komplikasyonsuz seyretmiş ve kanama öncesi durumlarına dönmüşlerdir.
BULGULAR: Perimezensefalik subaraknoid kanamalarda klinik seyrin diğer subaraknoid kanamalara göre daha iyi olduğu, komplikasyon görülme oranının çok daha az olduğu ve tekrarlayan kanama oranının düşük olduğu bilinmeli ve hastalar bu şekilde bilgilendirilmelidir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: .
INTRODUCTION: Perimesencephalic nonaneurysmal subarachnoidal hemorrhages (PMSAH) are distinct form of subarachnoidal hemorrhages and are benign in nature.
METHODS: 7 patients with PMSAH which were treated in our institution between 1986-2001 are presented in this report. All patients neurological exams revealed WFNS Grade I subarachnoidal hemorrhage. No vascular anomalies was found in neuroradiological examinations. Clinical situation of the all of the patients were without complications and after the conservative treatment they returned to their normal premorbid lifestyle.
RESULTS: The benign nature and lower complication rate of this disease should be known and the patients should be informed.
DISCUSSION AND CONCLUSION: .

2.
Normal ortak-internal karotis ve vertebral arterlerde ölçüm ve Doppler parametrelerinde gözlemciler arası uyum ve değişkenlik
Inter-observer correlation and variability in measurements and Doppler parameters of normal carotis communis-interna and vertebral arteries
Baki Adapınar, Nevbahar Akçar, Mahmut Kebapçı, Kadriye Bilge Aslan, Tamer Kaya
Sayfalar 51 - 56
GİRİŞ ve AMAÇ: İdeal bir tanısal testin en önemli özelliği sonuçlarının yeniden üretilebilirliğidir. İki farklı uygulayıcının normal olarak saptadıkları ortak ve internal karotis (OKA ve İKA) vertebral arterde (VA) Doppler US ölçüm sonuçlarını değerlendirerek, aralarındaki uyum ve değişkenlik oranlarını araştırmayı, dolayısıyla bu arterlerde Doppler US incelemesinde elde edilen sonuçların tutarlılıklarını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Toplam 20 normal olguda bilateral OKA, İKA ve VA’de kan akım hızları ve damar çap ve lümen alanları ölçüldü. Elde edilen iki ayrı veri setinde uyum katsayıları, değişkenlikler ve değişkenlik katsayıları hesaplandı.
BULGULAR: Akım hızı ölçümlerinde uyumluluk değerleri VA, İKA ve OKA da sırasıyla ortalama 0.745, 0.632 ve 0.468 r değerleri ile çok iyi, iyi ve orta düzeyde bir uyumluluk katsayılarına ulaşıldı. Çap ölçüm değerlerinin uyumluluk katsayılarına bakıldığında VA, OKA ve İKA da r değerleri sırasıyla 0.646, 0.461, 0.343 saptandı. Alan ölçümlerinde uyum katsayıları OKA ve İKA da 0.437-0.546 aralığında hesaplandı. Pulsatilite indeksi A/B ve RI oranları için VA de ortalama uyum katsayısı 0.672, İKA için uyumluluk katsayısı ortalama 0.545, OKA’da ise ortalama 0.479 olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Doppler US ölçümlerinde uygulayıcılar arası değişkenlik kaçınılmazdır. Farklı aygıtlarda, farklı uygulayıcıların, farklı zamanlarda yaptıkları Doppler US uygulamalarında yapılan ölçümlerde tam bir tutarlılık sağlanamayacağından takip gereken olgularda aynı uygulayıcı ve aygıtların kullanılması incelemeler arasında uyumu arttırıcı bir yaklaşım olabilir.
INTRODUCTION: Reproducibility of results is an important feature of a diagnostic examination. We aimed to investigate correlation and variability of the Doppler measurement results of carotid communis (CC), carotid interna (CI) and vertebral arteries (VA), that were evaluated to be normal, which were performed by two observers.
METHODS: Doppler sonographies of CC, CI and VA were carried in 20 patients. Correlation, variability ratios were calculated for blood velocities, vessel diameters, cross sectional areas and Doppler parameters.
RESULTS: “r” ratios for blood velocities in VA, CI and CC were respectfully 0.745, 0.632, 0.468. Correlation ratios for diameter were 0.646, 0.461, and 0.343 respectfully for VA, CC and CI. Correlations for CC and CI cross sectional area were found to be in between 0.437-0.546. Average for pulsatility index; A/B and RI values were 0.672 in VA, 0.545 in CI and 0.479 in CC.
DISCUSSION AND CONCLUSION: For variability between observers in Doppler US measurements is unavoidable, it is impossible to obtain consistency in measurements that were performed in different US equipments, at different times by different observers. It could be made useful to utilize same equipment and operator in follow-up examinations.

3.
305 vakada 347 intrakranial anevrizmanın cerrahi sonuçları
Outcome of surgical management of 347 intracranial aneurysms in 305 cases
İhsan Solaroğlu, Erkan Kaptanoğlu, Özerk Okutan, Etem Beşkonaklı, Yamaç Taşkın
Sayfalar 57 - 61
GİRİŞ ve AMAÇ: İntrakranial anevrizma rüptürüne bağlı subaraknoid kanama yüksek mortalite ve morbidite oranına sahiptir. İntrakranial anevrizmaların tedavi sonuçları birçok faktör tarafından etkilenir ve anevrizma cerrahisinde sonuçları önceden tahmin etmek hastaların değişken özelliklerinden dolayı güçtür.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada 1992-2001 yılları arasında intrakranial anevrizma cerrahisi uygulanmış 305 hastada başvuru WFNS skoru ve Fisher grade’i ile tedavi sonuçları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.Beraberinde başvuru Fisher grade’i ile vazospazm ilişkisi analiz edilmiştir.
BULGULAR: .
TARTIŞMA ve SONUÇ: .
INTRODUCTION: Subarachnoid hemorrhage as a result of intracranial aneurysm rupture has high mortality and morbidity rate. Overall management results in intracranial aneurysm management influence by several factors and predicting the outcome in aneurysm surgery is difficult because of variable characteristics of patients.
METHODS: In this study we aimed to investigate the relationship between initial WFNS and Fisher grade and outcome in 305 patients that underwent intracranial aneurysm surgery between 1992-2001. Relationship between initial Fisher grade and vasospasm is also analyzed.
RESULTS: .
DISCUSSION AND CONCLUSION: .

4.
Gebelik ve loğusalıkta akut serebrovasküler olaylar
Acute stroke in pregnancy and puerperium
Zekeriya Alioğlu, Vidan Altunayoğlu, Cavit Boz, Mehmet Özmenoğlu
Sayfalar 63 - 66
GİRİŞ ve AMAÇ: Gebelik ve loğusalıkta görülen serebrovasküler olayların insidansı, nedenleri ve prognozu net olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, servisimizde takip edilen gebelikle ilişkili strokların tipini, nedenlerini, prognozunu ve gebelik dönemlerini belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 1987 – Şubat 2002 yılları arasında KTÜ Nöroloji bölümünde akut serebrovasküler olay tanısı ile takip edilen 15-45 yaşları arasındaki 168 genç kadın hasta içinde gebelik ve loğusalık döneminde olan 22 hasta, retrospektif olarak tarandı.
BULGULAR: Dokuz hastada iskemik strok, 11 hastada serebral kanama, 2 hastada dural sinus trombozu tespit edildi. İskemik strok, 7 olguda 3.trimester ve postpartum dönemde gelişti. Serebral hemorajili olgularda intraparankimal kanama 3. trimesterde, subaraknoid kanama ise 2. trimesterde daha fazla gözlendi. Eklampsi/preeklampsi iskemik stroklu ve serebral hemorajili olgularda en sık nedendi. İntraparankimal hematomlu 3 hasta, dural sinus trombozlu bir hasta takip edildikleri dönemde öldüler. İskemik stroku olan hastalarda ölüm gözlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Serebrovasküler olaylar gebeliğin nadir komplikasyonlarından olmakla birlikte maternal mortaliteye neden olabilmektedir. Gebelikte serebrovasküler olaylar sıklıkla 3. trimester ve postpartum dönemde gelişmektedir.
INTRODUCTION: The incidence, causes, and prognosis of the stroke that develops during pregnancy and puerperium are poorly identified. The aim of this study was to determine the types, causes, prognosis, and gestational period of pregnancy related stroke in our clinic.
METHODS: Twenty-two patients with the diagnosis of stroke during pregnancy and puerperium were studied retrospectively among the group of 168 young female acute stroke patients aged 15 to 45 years, from January 1987 to February 2002 in KTU Medical School Department of Neurology.
RESULTS: Nine patients with ischemic stroke, 11 with cerebral hemorrhage, and 2 with cerebral venous thrombosis were identified. Ischemic stroke was appeared in seven patients during 3rd trimester and puerperium. In patients with cerebral hemorrhage, intraparenchymal hemorrhage was observed in 3rd trimester, subarachnoid hemorrhage in 2nd trimester. Eclampsia/preeclampsia was the major cause in ischemic and hemorrhagic stroke. Three patients with intraparanchymal hemorrhage and one patient with dural sinus thrombosis have died during follow up. Mortality was not observed in ischemic patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Cerebrovascular diseases are the uncommon complications of pregnancy but may cause the maternal and fetal mortality. Strokes in pregnancy usually occur during 3rd trimester and puerperium.

5.
Aspirin veya tiklopidin ile sekonder profilaksi sırasında trombosit fonksiyonları; bir ön çalışma
Platelet functions during secondary prevention with aspirin or ticlopidine: a preliminary study
Canan Togay Işıkay, Cenk Akbostancı, Aylin Yaman, Nermin Mutluer, Sema Yavuzer
Sayfalar 67 - 70
GİRİŞ ve AMAÇ: Her bireyin trombosit fonksiyonlarının inhibisyonu için gerekli olan aspirin dozu farklıdır ve aynı dozda aspirin her hastada sürekli aynı antitrombotik etkiyi göstermez. Bazı hastalarda giderek artan aspirin dozuna gereksinim olur ve bu durum aspirin direnci olarak isimlendirilmektedir. Benzer bir gereksinimin tiklopidin için var olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Bu çalışmanın amacı, aspirin ve tiklopidinin zaman içinde trombosit fonksiyonları üzerine olan etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, minör strok veya geçici iskemik atak öyküsü olan 10 hasta (6’sı erkek, 4’ü kadın, yaşları 42 ve 79 arasında olan) alınmıştır.
BULGULAR: Beş hastaya aspirin, beş hastaya ise tiklopidin başlanmıştır. Aspirin veya tiklopidin tedavisi başlanmadan önce ve başlandıktan sonra 40 ve 90. günlerde maksimum trombosit agregasyon hızları (MRPA) ve şiddeti (MIPA) ile ATP salınımı (herbiri kollajen ve ADP ile olmak üzere) değerlendirilmiştir. Trombosit agregasyonları ve ATP salınımı 40. günde tedavi öncesine göre her iki tedavi grubunda da anlamlı olarak azalmıştır (p<0.01). Kırkıncı ve 90. günler arasında MIPA ve MRPA değerlerindeki artış aspirin grubunda (%66.4), tiklopidin grubundan (%5.7) anlamlı olarak fazla bulunmuştur (p<0.01).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlar aspirin alan hastalarda gösterilmiş olan ilaç direncinin tiklopidin alan hastalarda çalışma süresince gelişmediğini göstermiştir. Bu çalışma, aspirinin antiagregan etkisinin stabil olmadığını ve kısa süre içinde azaldığını göstermektedir. Biz, bu nedenle, aspirin ile profilaktik tedavi alan hastalarda trombosit fonksiyonlarının aralıklı olarak kontrol edilmesi gerektiğine ve bu kontrollerin yapılamadığı hastalarda tiklopidinin iyi bir seçenek olduğuna inanıyoruz.
INTRODUCTION: Different subjects require different aspirin dosages to achieve complete inhibition of platelet functions and the antiplatelet effect of a fixed dose aspirin is not constant over time in every patient. Some patients develop a progressively increasing dosage requirement, which is called “aspirin resistance”. The debate still goes on for a similar effect of ticlopidine. The purpose of this study was to compare the effects of aspirin and ticlopidine on platelet functions over time.
METHODS: Ten patients (6 males, 4 females, ages between 42 and 79) with a history of minor stroke or transient ischemic attack were included in the study.
RESULTS: Five patients were on aspirin and five were on ticlopidine treatment. Maximum intensity and maximum rate of platelet aggregation (MIPA and MRPA) and ATP release (all with collagen and ADP) were evaluated before the initiation of aspirin or ticlopidine and during treatment on the 40th and 90th days. The platelet aggregation and ATP release values were found significantly reduced on the 40th day in both groups (p<0.01). The increase in MIPA and MRPA between the 40th and 90th days was found significant in aspirin group (66.4%) than in the ticlopidine group (5.7%) (p<0.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results show that the resistance detected previously in patients on aspirin is not the case for patients on ticlopidine in the study period. Our data suggest that the antiaggregant efficacy of aspirin is not stable over time and may show decrease in a short period. We believe, therefore, periodical monitoring of platelet functions may be valuable in patients on aspirin prophylaxis and ticlopidine may be a good choise in patients, whose platelet aggregation tests cannot be evaluated properly.

6.
Strok sonrası hastaların yaşam kalitesi ve fonksiyonel durumda zaman içinde meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesi
Assessment of the changes in the quality of life and functional status of stroke patients with time
Onur Armağan, Funda Taşçıoğlu, Cengiz Öner
Sayfalar 71 - 75
GİRİŞ ve AMAÇ: Strok sonrası mortalite oranının azalması ve ortalama yaşam süresinin artması gibi nedenlerle, klinik çalışmalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmamızın amacı strok sonrası geçen sürenin, hastaların yaşam kalitesi ve fonksiyonel durumları üzerindeki etkisini değerlendirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Vasküler orijinli hemiparezi gelişen 18 kadın, 21 erkek 39 hasta çalışmaya alındı. Strok sonrası geçen süre dikkate alınarak hastalar iki gruba ayrıldı. Hastalık süresi 6 aydan daha az olan 21 hasta 1. grubu, 12 ay ve üzerinde olan 18 hasta ise 2. grubu oluşturdu. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesi Medical Outcomes Study 36-Item Short-Form Health Survey (SF-36) ile değerlendirildi. Fonksiyonel durumu değerlendirmek için ise Barthel indeksi ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ölçekleri kullanıldı.
BULGULAR: Strok tipi, tutulan taraf, yaş ve cinsiyet açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Barthel ve FBÖ skorları dikkate alındığında gruplar arasında yine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamakla birlikte (p>0.05), SF-36’nın bazı alt skalalarından (fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon ve mental sağlık) elde edilen sonuçlar, hastalık süresi uzun olan 2. gruptaki hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düük bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlarımız, hastalık süresi arttıkça fonksiyonel durumun değişmemesine rağmen sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin bazı alanlarında bozulma olduğunu göstermiştir.
INTRODUCTION: As mortality from stroke decreases and mean survival time increases, it has become increasingly important to assess health-related quality of life in clinical trials. We aimed to investigate the influence of time on the health-related quality of life of hemiplegic patients.
METHODS: Thirty-nine patients with hemiparesis of vascular origin, 18 women and 21 men participated in this study and they were assigned to two groups according to time after stroke. The duration after stroke was shorter than 6 months in the first group which was consisting of 21 patients and eighteen patients in the second group had a stroke duration more than 12 months. Health-related quality was assessed by the Medical Outcomes Study 36-item Short-Form Health Survey (SF-36). Disability was evaluated by using the Barthel index and Functional Indepence Measure (FIM).
RESULTS: There were no significant differences in age, gender, lesion laterality distribution, and type of stroke between the two groups. There was no statistically significant difference in Barthel and FIM scores between the two groups. However, mental health, physical and social functioning subscales of the SF-36 were significantly lower in the second group (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: These results suggested that, despite stable functional status, health-related life quality might be deteriorated over time.

OLGU BILDIRILERI
7.
Fahr’s Hastalığı (ilerleyici idyopatik strio-pallido-dentat kalsinozis): Olgu sunumu
Fahr’s Disease (progressive idiopathic strio-pallido-dentate calcinosis): Case report
Ali İhsan Ökten, Rüçhan Ergün
Sayfalar 77 - 79
Fahr’s hastalığı (ilerleyici idyopatik strio-pallidodentat kalsinozis), patolojik olarak bazal ganglionlar, serebral hemisfer beyaz cevherinde ve serebellumun dentat nükleuslarında bilateral damarsal nonarteriosklerotik kalsifikasyonlar ile karakterizedir. Klinik tablo değişkenlik göstermekle birlikte hastaların çoğunda nöropsikiyatrik semptomlar, nöbet, konuşma bozuklukları, demans ve ekstrapiramidal veya serebellar disfonksiyon gibi durumlar görülebilir. Bu yazıda zeka geriliği ve epileptik status ile karakterize Fahr’s hastalığı olgusu sunulmuştur.
Fahr’s disease (Progressive idiopathic strio-pallidodentate calcinosis) is characterized with bilateral vascular, non-arteriosclerotic, pathological calcifications in white matter of cerebral hemispheres and cerebellar dentate nucleus. Although clinical symptoms are variable, seizures, speech disorder, neuropsychiatric symptoms, cerebellar and extrapyramidal disfunctions are mostly seen. In this manuscript, a Fahr’s disease case with mental retardation and status epilepticus will be reported.

LookUs & Online Makale
w