ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 8 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 8 (1)
Cilt: 8  Sayı: 1 - Nisan 2002
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
Akut hemorajik strokta kompleman sistem
Complement system in acute hemorrhagic stroke
Gürdal Orhan, Şerefnur Öztürk, Şenay Özbakır
Sayfalar 1 - 7
GİRİŞ ve AMAÇ: Serebrovasküler olaylarda kompleman sistemin rolü son yıllarda artan ilgiyle tartışılmaya başlanmıştır. Hemorajik strokta kompleman sistem, koagülasyon sistemi ve enflamasyonla etkileşmekte ve değişim göstermektedir. Bu çalışmada hemorajik strokta kompleman komponentlerinden C3 ve C4 serum düzeylerinin, serum Ig düzeylerinin (IgA, G, M), lökosit sayısı ve fibrinojen düzeylerinin kontrol grubundan farklılık gösterip göstermediğini ve bu parametrelerin zamana bağlı değişimini, klinik ve CT parametreleri ile ilişkisini araştırdık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniğine 4.1999 – 11.1999 tarihleri arasında kabul edilen 87 akut hemorajik strok hastası ve 46 kontrol çalışıldı. Hastaların çalışmaya alınma kriterleri olarak akut hemorajik strokun ilk 3 gününde olmaları, kollajen doku hastalığının olmaması, son 3 ayda geçirilmiş cerrahi girişim, anjiyografi, MI, angina pektoris, travma öyküsünün olmaması, enfeksiyon bulgularının olmaması, bilinen bir malignitesinin olmaması olarak belirlendi. Kontrol grubu için de strok dışında benzer kriterler arandı. Hastaların ilk 5 ve 10. günlerinde serum C3,C4, IgA, G, M ve fibrinojen değerleri ölçüldü. Ölçülen parametrelerin klinik ve CT bulguları ile ilişkisi değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 87 akut strok hastası (yaş ort.: 59.643±10.611) ile 46 kontrol (yaş ort.: 62.043±6.596) arasında yaş ortalamaları için farklılık bulunmadı (p=0.165).
Strokun ilk 5 gününde ölçülen serum C3 düzeyleri hasta grubunda (1.341±0.544) kontrol grubundan (1.169±0.171) belirgin olarak yüksek bulundu (p=0.043). C4 düzeyleri hasta grubunda (0.387±0.223) kontrol grubundan yüksek bulundu (p=0.000). Serum IgA ve M düzeyleri ve lökosit sayısı ilk 5 günde strok grubunda yüksekti (sırasıyla p=0.016; 0.034; 0.000). Strokun 10. gününde serum C3 ve C4 düzeylerinin belirgin şekilde azaldığı izlendi (sırasıyla p=0.000; p=0.031). Buna karşılık fibrinojen düzeyinin 10. günde belirgin yükselme gösterdiğini bulduk (p=0.000). CT´de lezyon boyutu ≥ 30 cm3 olanlarda C3 düzeyi ile lezyon boyutu arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0.041). Ex olan hastalarda 10. günde ölçülen C3 düzeyi eksitus olmayanlardan istatistiksel olarak yüksek bulundu (p=0.045).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak; hemorajik strokta kompleman sistemin etkilendiği, bu etkileşmenin özellikle hiperakut dönemde belirgin olduğu ve kompleman komponentlerinin diğer immünolojik parametreler ve klinik parametrelerle ilişkisi olduğu düşünüldü.
INTRODUCTION: The role of the complement system in cerebrovascular events has recently been discussed with ever-increasing demand. In hemorhagic stroke, the complement system interacts with the coagulation system and inflammation and it shows changes. In this study we studied whether the complements components, namely C3,C4 serum levels, serum Ig levels (A,G,M), number of leukocytes, and fibrinogen levels showed any differences from the control group and studied the time based progress of these parameters and their relations with the clinical and CT parameters.
METHODS: In the study we covered 87 acute hemorrhagic stroke patients and 46 controls who were admitted in our clinic between April and November 1999. Patients were selected into the study with the conditions of being in the initial three days of acute hemorrhagic stroke, not having any collagen tissue diseases, any previous surgical operations, angiography, myocardial infarction, angina pectoris and history of trauma in the last three months and not having any infectious findings and any known malignity. Similar conditions apart from the stroke were applied to the controls as well. In the first 5th and 10th days serum C3, C4, IgA, IgG, IgM and fibrinogen levels of the patients were measured, which were later evaluated in terms of their relations with clinical and CT findings.
RESULTS: With regard to the average age, no difference was found between 87 acute hemorrhagic stroke patients and 46 controls (p= 0.165). Serum C3 levels of the patients measured in the first 5th day of the stroke were found significantly higher than the control group (1.341± 0.544 and 1.169± 0.171 respectively) (p=0.043). C4 levels were found higher than the control group (0.387±0.223, 0.223±0.118 respectively) (p=0.000). Serum IgA and M levels and number of leukocytes were higher in the stroke group for the initial 5 days (p= 0.016, 0.034, 0.000, respectively). However, we found out that fibrinogen levels raised distinctively in the 10th day (p= 0.000). In those with lesion volumes > 30 cm3 on the CT, C3 levels have no statistical importance but they were found high (p= 0.073). A positive correlation was established between C3 levels and the lesion volume (p=0.041). C3 levels measured on the 10th day in the patients who died, were found higher than those of alive (p= 0.045).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result, we think that the complement system is affected in hemorrhagic stroke and this is particularly in hyperacute period and that complement components have relations with the immunologic and clinical parameters.

2.
SPECT’in iskemik tipte stroktaki prognostik değeri
The prognostic value of SPECT in ischemic stroke patients
M. Erkan Üstün, Betigül Yürüten, Güngör Taştekin, Arzu Atcı, Olcay Eser
Sayfalar 9 - 13
GİRİŞ ve AMAÇ: SPECT’in (single photon emission computed tomography) iskemik stroktaki prognostik değerini tayin etmek amacı ile 1998-2000 yılları arasında geçirilmiş inme nedeniyle motor defisiti olan 42 hastada inmeden 72 saat sonra CT (computerize tomografi) ve/veya MRG (magnetik rezonans görüntüleme) yanısıra SPECT incelemesi yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalardan 34’ünün 4 ay ile 24 ay arasında değişen sürelerde (ortalama 10 ay) kontrol motor muayeneleri yapıldı. SPECT bulgularının hem nörolojik tablo, hem CT ve/veya MRG bulguları ile hem de takibi yapılan hastalarda prognoz ile olan ilişkisine bakıldı.
BULGULAR: SPECT’te ileri hipoperfüzyon (%60’ın üzerinde perfüzyon kaybı) gözlenen vakaların %87.5’inde ileri motor defisit olduğu ve bu defisitin hastaların %78.9’unda düzelmediği, buna karşı hafif-orta hipoperfüzyon (%60 ve altında perfüzyon kaybı) varsa hastaların %88.9’unda orta veya hafif motor defisiti olduğu ve hastaların %80’inin fonksiyonel olarak düzeldiği görüldü. SPECT’de ileri hipoperfüzyonu olan hastaların hepsinde CT ve/veya MRG’de infarkt görülürken, hafif-orta hipoperfüzyonu olan hastalarda bu oran %73.7’ye düşmekteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: SPECT bulguları ile nörolojik tablonun korelasyon gösterdiği, radyolojik görüntüleme yöntemleriyle saptanamayan lezyonların SPECT ile gösterilebileceği ve SPECT’in prognozu belirlemede önemli bir tanı yöntemi olduğu kanaatine varıldı.
INTRODUCTION: In order to evaluate the prognostic value of SPECT (single photon emission computed tomography) in ischemic stroke patients, we reviewed the neurological examinations, CT (computed tomography), MRI (magnetic rezonance imaging) and SPECT scans of 42 stroke patients which are performed between 1998 and 2000.
METHODS: All SPECT scans had been performed after 72 hours. 34 patients came back for control neurological examination. The mean time interval between the SPECT evaluation and control neurological examination was 10 months (ranging between 4 to 24 months).
RESULTS: The 87.5% of patients that had perfusion defect above 60% had severe motor deficit and 78.9% of these patients could not recover. Conversely 88.9% of the patients that had perfusion defect below 60% (mild to moderate) had mild or moderate motor deficit and 80% of these patients exhibited good recovery. All of the patients with severe hypoperfusion had positive findings in radiological examination while 73.7% of the patients with mild to moderate hypoperfusion had positive findings.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion; SPECT findings showed good correlation with neurological status and prognosis. The ischemic lesions which can not seen in CT and MRI examination, can be detected by SPECT.

OLGU BILDIRILERI
3.
Uzun süredir antikoagülan tedavisi gören olguda sıvı-kan seviyesi gösteren serebellar hematom
Fluid-blood level in cerebellar hematomas in patient receiving long-term anticoagulation therapy
Gürkan Ege, Haluk Akman, Haluk Caneroğlu
Sayfalar 15 - 17
Makale Özeti | Tam Metin PDF

4.
Hemiplejik diz altı amputede nörofizyolojik yaklaşımlı egzersizlerin ambulasyona etkisi
Effects of neurophysiological exercises to ambulation in a patient with below knee amputation and hemiplegia
Kezban Yiğiter, Kılıçhan Bayar, Fatih Erbahçeci, Gül Şener, Özlem Güven
Sayfalar 19 - 21
Birden fazla yetersizliğin aynı kişide görülmesi rehabilitasyonu çoğu zaman karmaşık ve güç bir süreç haline dönüştürür. Hemiplejiyi takiben yapılan amputasyonlar bu çoğul yetersizliklere iyi bir örnek oluşturur. 25 yıllık sol hemipleji hikayesi olan 63 yaşındaki erkek olgu Diabetes Mellitus’a bağlı sol diz altı amputasyonu geçirmiştir. Amputasyon öncesinde mobilizasyonunu baston desteği ile sağlarken, amputasyon sonrasında tekerlekli sandalyeye bağımlı hale gelmiştir. Amputasyonu takiben yaklaşık 2 ay sonra tedavisine başlanılan olgu nörofizyolojik yaklaşımlar ile hemiparezi yönünden tedavi edilirken, aynı zamanda ampüte rehabilitasyon açısından da eğitim verilmiştir. Olgumuza yapılan protez ile 3 haftalık prtotez eğitimi verilmiştir. Protez eğitimini takiben baston ile desteksiz olarak ambulasyonunu gerçekleştirebilmiştir.
Rehabilitation process becomes very complex when a patient is presented with multiple disabilities such as amputation of a hemiplegic extremity. The patient presented here was a sixty three years old left hemiparetic man who underwent amputation surgery due to diabetes mellitus 25 years after the development of hemiplegia. While he had a typical hemiplegic gait before the amputation, he became wheelchair dependent following the amputation. Physiotherapy programme was started two months after the surgery. Neurophysiological approaches and prosthetic rehabilitation were applied for 3weeks. Finally,the patient reached afunctional level of walking with the aid of a cane.

5.
Torasik outlet sendromunda kafa rotasyonu sırasında oluşan vertebrobaziler yetmezlik: olgu sunumu
Vertebrobasilar insufficiency during head rotation in thoracic outlet syndrome: a case report
Mustafa Gürelik, H. Murat Göksel, Özen Karadağ, Ünal Özüm
Sayfalar 23 - 25
Torasik çıkış sendromunun nadiren vertebrobaziler yetmezliğe yol açtığı bildirilmiştir. Bu hastalar başlarını döndürdükleri zaman ortaya çıkan vertebrobaziler yetmezlik bulgularına sahiptirler. Başın rotasyonu sırasındaki anjiografi ile vertebral arterdeki oklüzyonu göstermek mümkündür. Sol torasik çıkış sendromu bulgularına sahip olan genç erkek hastanın Adson manevrası sırasında başını sola döndürdüğünde ortaya çıkan çift görme şikayeti vardı. Anjiografide, başın rotasyonu sırasında vertebral arterde okluzyon olduğu ortaya konuldu. Hem nötral hem de başın rotasyonu sırasında beyin sapı işitsel uyarılmış potansiyel çalışması yapıldı ve başın rotasyonu sırasında beyin sapı iskemi bulgularının ortaya çıktığı gösterildi. Cerrahi tedaviden sonar hasta yakınmalarının tam olarak düzeldiğini ifade etti. Geç postoperatif beyin sapı uyarılmış potansiyel çalışması iskemi bulgularının düzeldiğini gösterdi. Bu bulgular bize vertebrobaziler yetmezlik ve torasik çıkış sendromu olgularının değerlendirilmesinde, başın rotasyonu sırasında anjiografi yapılmasının ve beyin sapı işitsel uyarılmış potansiyel çalışmasının önemini ortaya koydu.
Thoracic outlet syndrome leading to vertebrobasilar insufficiency had been reported very rarely. These patients have signs of vertebrobasilar insufficiency when they rotate their heads. It is possible to demonstrate occlusion of vertebral artery with angiography during head rotation. A young man with left sided symptoms of thoracic outlet syndrome had also complained of diplopia when his head had turned to the left side during Adson maneuver. Angiography revealed occlusion of vertebral artery during head rotation. Brain stem auditory evoked potential study performed in both neutral and rotated head position and evidences of brainstem ischemia has been demonstrated during head rotation. The patient reported a complete improvement of his symptoms after surgical therapy. Late post-operative brain stem auditory evoked potential study revealed lack of abnormal findings. These findings led us to emphasize the importance of performing the vertebral angiography while the head rotated; and the possible role of brain stem auditory evoked potential study in evaluation of vertebrobasilar insufficiency and thoracic outlet syndrome cases.

LookUs & Online Makale
w