ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 13 Issue : 3 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 13 (3)
Cilt: 13  Sayı: 3 - Aralık 2007
HABER
1.
İNME BAKIMINDA 2015 YILI HEDEFLERİ: Avrupa İnme Stratejileri (Helsinborg Konsensus Konferansı)
YEAR 2015 TARGETS IN STROKE MANAGEMENT: European Stroke Strategies (Helsinborg Consensus Conference)
Zeliha TÜLEK, Sakine MEMİŞ
Sayfalar 67 - 73
nme önlenebilir en önemli nörolojik hastalık ve en sık rastlanan nörolojik acildir. Daha organize bir bakım ile inmede hasta sonuçlarının daha iyiye gideceği gerçeğinden yola çıkan birçok organizasyon, inme tedavi ve bakımını standardize etmeye çalışmaktadır. İnme tedavi ve bakımına Avrupa perspektifinden odaklanacak olan bu yazıda, Avrupa ülkelerinin, inme tedavi ve bakım stratejilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirdikleri konsensus toplantılarına ilişkin bilgi verilecektir.
Stroke is the most important preventable neurological disease and also most common neurological emergency. Many organizations starting out from the fact that stroke patients’ outcomes will be better with a well-organized care have been trying to standardize stroke treatment and care. In this article which will focus on stroke treatment and care from Europe perspective, we will give information about stroke consensus conferences that were held for determining strategies for stroke care and treatment by European countries.

DERLEME
2.
TORASİK ÇIKIŞ SENDROMUNUN KONSERVATİF TEDAVİSİ
CONCERVATİVE TREATMENT OF THORASİC OUTLET SYNDROME
Onur ARMAĞAN
Sayfalar 75 - 79
Torasik çıkış sendromu (TÇS), torakal çıkış bölgesinde brakial pleksus ve/veya subklavian damarların kompresyonunun sonucu olarak ortaya çıkan nadir görülen bir klinik durumdur. Torasik çıkış sendromu tıpta en tartışmalı konulardan biridir. Torasik çıkış sendromlu hastalar farklı bölgelerde tuzaklanma veya bası gelişebilmesi ve arter, ven, sinir ve kas gibi değişik dokuların etkileyebilmesi nedeniyle klinik açıdan farklılık gösterir. Yazarlar arsında sendromun nasıl sınıflanacağı, değerlendirilip ve tedavi edileceğine dair fikir birliği yoktur. Torasik çıkış sendromunda konservatif tedavi sıklıkla tavsiye edilir. Bu derlemede TÇS nun konservatif tedavisi ele alınmıştır.
Thoracic outlet syndrome (TOS), a rare clinical condition develops as a consequence of compression of the brachial plexus and/or subclavian vessels in the thoracic outlet area. Thoracic outlet syndrome is one of the most debated clinical topics in medicine. Patients with thoracic outlet syndrome present variable clinical aspects due to the variety of tissues that can be involved such as arteries, veins, nervous, and musculer tissue and the different sites in which compression or enterapment can ocur. There is no among authors on how to classify, evaluate, and treat this syndrome. Conservative treatment of thoracic outlet syndrome is frequently recommended This article reviews the concervative treatment of TOS.

ORIJINAL ARAŞTIRMA
3.
HEMİSFERİK ENFARKTLI HASTALARDA KALP HIZI DEĞİŞKENLİĞİNİN TİLT TESTİ SIRASINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
EVALUATION OF HEART RATE VARIABILITY DURING TILT TEST IN PATIENTS WITH HEMISPHERIC INFARCTS
Ebru MIHÇI, Fırat KARDELEN, Nurgül YILMAZ, Babür DORA, Sevin BALKAN
Sayfalar 81 - 85
AMAÇ: Akut inme sonrası azaldığı bilinen kalp hızı değişkenliği, kardiak otonomik disfonksiyonu göstermek amacıyla farklı yöntemlerle değerlendirilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı insüler korteks lezyonu olan hemisferik enfarktlı hastalarda kalp hızı değişkenliğinin(KHD) tilt testi sırasında frekansa ve 24 saatlik EKG kaydı ile zamana dayalı spektral analizi ile değerlendirilmesi ve enfarkt lateralizasyonun KHD’ne etkisini araştırmak idi. METOD: Zamana dayalı kalp hızı değişkenliği analizi, orta serebral arter(OSA) enfarktı olan 22 hasta ve yaş ve cinsiyet uyumlu 15 sağlıklı kontrolde ve tilt testi sırasında frekansa dayalı kalp hızı değişkenliği analizi ise 18 OSA enfarktı olan hastada yapıldı. BULGULAR: Zamana dayalı KHD’i analizi sonuçlarında, hasta grubunda SDNN(ardışık normal R-R aralıklarının standart sapması), SDANN(5 dakikalık 288 R-R aralığının ortalamalarının standart sapması) anlamlı olarak düşük saptandı (p=0,011, p=0,004). Frekansa dayalı analizde; hasta grubunda DF(düşük frekans) anlamlı olarak düşük bulundu. Sağ OSA enfaktı olan hastalarda DF değerleri sol OSA enfarktı olan hastalara göre istirahat halinde iken ve tilt testinin ilk 5 ile 15-20. dakikalarında düşük saptandı. DF/YF oranı sağ OSA enfaktı olan hastalarda tilt testinin ilk beş dakikasında düşük bulundu. SONUÇ: OSA enfarktı olan hastalarda zamana dayalı KHD’i analizinin düşük olması kardiak otonomik disfonksiyonu göstermiştir. Stroke lateralizasyonunun kardiak otonomik disfonksiyon uzerine etkisi, tilt testi sırasında frekansa dayalı KHD’i analizi ile daha kolay saptanabilir.
Background and purpose: Heart rate variability(HRV) which reduced after ischemic stroke, for the purpose of indicating cardiac autonomic dysfunction, could be evaulated by different methods. The present study was performed to evaluate frequency domain analysis of HRV during the tilt test and time domain analysis during 24-hour ECG recordings and to investigate the effect of stroke lateralisation on HRV analysis. Methods: We analysed the time domain measures of HRV in 22 patients with middle cerebral arter(MCA) infarction and in 15 age- and sex-matched healthy control subjects and frequency domain measures of HRV analysis during the tilt test in 18 patients with MCA infarction. Results: Results of time domain measures of HRV; in patients groups, SDNN(Standart deviation of all normal-to-normal), and SDANN(Standart deviation of the average NN intervals) were found significantly low(p=0,011, p=0,004). In the results of frequency domain measures of HRV; LF(Low frequency) was found low in patients group. LF was lower in patients with right MCA infaction than those of the patients with left MCA infaction during rest and first 5 minutes and 15-20. minutes of the tilt test. LF/HF ratio was found low during 5 minutes of the tilt test in patients with right MCA infaction Conclusion: Reduced time domain measures of HRV analysis to indicate that cardiac autonomic dysfunction in patients with MCA infarction. The effect of stroke lateralisation on cardiac autonomic dysfunction can be more easly detected with the use of frequency domain analysis of HRV during the tilt test.

4.
İNTRASEREBRAL KANAMALARDA RİSK FAKTÖRLERİ PROFİLİ VE MR-ANJİOGRAFİ BULGULARI
RISK FACTORS IN INTRACEREBRAL HEMORRHAGES AND MR- ANGIOGRAPHY FINDINGS.
Şebnem BIÇAKCI, Ali ÖZEREN, Kenan BIÇAKCI, M. Taylan PEKÖZ, Cansel KARAYALÇIN
Sayfalar 87 - 90
İntraserebral kanamaların (İSK) risk profili iskemik inmelerden farklılık gösterir. Özellikle aterotrombotik iskemik inmelerde ekstra ve intrakranyal aterosklerozun varlığı ve bu zemini hazırlayan risk faktörleri sıklıkla tesbit edilir. Bu bağlamda, bu aterosklerotik lezyonların gösterilmesinde MR-anjiyografi (MR-A) önemli bir tanı aracı haline gelmiştir. İSK’nın en sık nedeni hipertansiyondur. Bunu amiloid anjiyopati, vasküler malformasyonlar, ilaç kullanımı ve hematolojik hastalıklar izler. İskemik inmeli olguların etyolojik sınıflandırılması amacıyla sıklıkla araştırılan intra ve ekstrakranyal aterosklerotik patolojiler, İSK’lı olguların takibi sırasında rutin olarak araştırılmamaktadır. Bu çalışmada spontan İSK’lı olgularda inme risk faktörleri ve servikal ve serebral MR-A ile olası aterosklerotik patolojilerin sıklığı araştırılmıştır. 2005-2006 yılları içerisinde yoğun bakım ünitemizde izlediğimiz olgulardan bilinç durumuna göre kendilerinden ya da birinci derece yakınlarından onay alınmış 34 olgu çalışmaya alınmış, anamnestik ve klinik ve laboratuvar bulguları ile inme risk faktörleri tespit edilmiş, ayrıca bu olgulara 0.1 mmol/ kg gadolinyum bileşiği uygulanarak ekstra ve intrakranyal vasküler patolojileri saptamak üzere servikal ve serebral MR-A incelemesi yapılmıştır. Yaş ortalaması 60.5 (48-84) olan olguların 19’u (% 55.9) kadın, 15’i (% 44.1) erkektir. Olgularda sırasıyla hipertansiyon % 94.1 (32), diabetes mellitus % 14.7 (5 ), iskemik ve/veya kalp kapak hastalığı %76.5 (26), geçirilmiş inme öyküsü 4 (% 11.8) saptanmıştır. MR-A 13 olguda (% 38.3) karotid ve/veya vertebrobaziler sisteme ait aterosklerotik patolojiler belirlenmiştir. Bu lezyonların % 84.6’sı intrakranyal, % 15.4’ü ekstrakranyal olup, % 53.8’i vertebrobaziler, % 46.2’si karotid sistemde tespit edilmiştir. İSK’lı olguların risk profili –hipertansiyonun baskın sıklığı dışında– iskemik inmeli olgularda önemli bir benzeşim göstermektedir. Özellikle iskemik ve kalp kapak hastalığı sıklığının rölatif yüksekliği ve MR-A ile olguların 1/3’ünden fazlasında aterosklerotik lezyonların saptanması, bu olguların İSK’nın yanı sıra, iskemik inme adayı da oldukları düşüncesini doğurmaktadır. Bu durum aynı zamanda, sekonder korunmanın dizaynı (antiagregan tedavinin ne zaman başlanacağı gibi) ile ilgili soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir.
The risk profile of intracerebral hemorrhages differs from ischemic stroke. The presence of extra and intracranial atherosclerosis and risk factors for atherothrombotic ischemia are frequently detected. In this context, MR angiography (MRA) has emerged as a powerful tool for the diagnosis of the atherosclerotic lesions. Hypertension is the most common cause of intracerebral hemorrhage, followed by amiloid angiopathy, vascular malformations, use of medication and hematologic diseases. Intracranial and extracranial atherosclerotic pathologies are not routinetly investigated in intracerebral hemorrhages in contrast to ischemic stoke. In this study, we investigated the stroke risk factors and atherosclerotic pathologies by cervical and cerebral MR-A. 34 patients, who were followed in our intensive care unit, enrolled in the study. Stroke risk factors of the patients were identified by history, clinical and laboratory findings. Cervical and cerebral MR-A was performed using 0.01 mmol/kg gadolinium compound intravenously. Mean age was 60.5 years (48-84 yrs). There were 19 female and 15 male patients. Hypertension (94%), diabetes (14.7%), ischemic and/or valvular heart disease (76,5%) and history of a previous stroke (11,8%) were founded in the patients. Atherosclerotic lesions of the carotid and /or vertebrobasilar systems were revealed in 13 patients (38.3%) by MR-A. Of these, 84.6% were intracranial and 15.4% were extracranial. 53.8% of the lesions were in the vertebrobasilar system and 46.2% were in the carotid system. The risk profile of patients with intracerebral hemorrhage has significant similarities to the patients with ischemic stroke, except the frequency of hypertension. The relatively higher incidence of ischemic and valvular heart disease and atherosclerotic lesions detected by MR-A in more than 33% of patients suggest that these patients are also candidates for ischemic stroke beside intracerebral hemorrhage.

OLGU SUNUMU
5.
PROTEİN KAYBETTİREN ENTEROPATİ; GENÇ BIR OLGUDA SEREBRAL INFARKTIN NADİR BİR NEDENİ
PROTEIN LOSING ENTEROPATHY; A RARE CAUSE OF CEREBRAL INFARCTION IN YOUNG PATIENT
Murat DEMİR, Süleyman KUTLUHAN, Mehmet Cem DÖNMEZ, Mehmet Tuğrul SEZER, Mustafa YILDIZ, Mehmet İŞLER
Sayfalar 91 - 92
Genç yetişkinlerde gelişen iskemik inmeler seyrek görülmekle birlikte, etyolojilerinin çoğunun tedavisi mümkündür. Bu olgularda, iskemik inmenin olası nedenini belirlemek sekonder korunmada önem kazanmaktadır. Burada serebral infarkt gelişen ve “teknesyum-99 ile işaretlenmiş insan albümini kullanılarak elde edilen barsak sintigrafisi” ile protein kaybettiren enteropati tanısı konan genç bir olgu sunulmaktadır.
Although ischemic stroke is seen rarely in young adults, the most of them have treatable etiologies. Defining potential causes of ischemic stroke is important in these patients for secondary prevention. A young case, developed cerebral infarction and diagnosed protein losing enteropathy by tc-99m-human serum albumin scintigraphy, is presented here.

6.
VI. SİNİR PARALİZİSİ İLE GELEN A 2 SEGMENT ANEVRİZMASI
A2 SEGMENTAL ANEURYSM PRESENTED BY VI. CRANIAL NERVE PARALYSIS
Murat BALOĞLU, Erdal YAYLA, Serdar ATAİZİ, Ahmet ÇEREZCİ, Zafer ÇANAKÇI
Sayfalar 93 - 96
Anterior serebral arterin distal bölgesinde yerleşik A2 segment ya da diğer ismiyle perikallozal arter anevrizmaları , tüm anevrizmaların % 2.1 – 9.2 (ortalama % 5) ini oluşturmaktadır. Anterior serebral arterin distalinde en sık , perikallozal ve kallozomajinal bifurkasyonunda yerleşirler. Subaraknoid kanama genelde interhemisferik fissürün derinliklerine olur. Subaraknoid kanamalara sebep olan ve en çok VI. Sinir felcine sebep anevrizmalar kavernöz segment anevrizmalarıdır. Olgumuzu burada anevrizmalar ve subaraknoid kanamalar ışığında tartışmak istedik.
The ratio of A2 segment or pericallosal artery aneurysms, that are located on the distal part of anterior cerebral artery, amongst all aneurysms is 2.1%-9.2% (mean 5%). They usually locate on pericallosal and callosomarginal bifurcations. SAH usually have seen in deep of interhemspheric fissur. The aneurysms which cause SAH and VI. nerve palsy are cavernous segment aneurysms. We aimed to discuss our case by means of aneurysms and SAH.

7.
BEYİN SAPI TUTULUŞU BULUNAN VE BULUNMAYAN İKİ VERTİKAL BAKIŞ PAREZİSİ OLGUSU
TWO CASES OF VERTICAL GAZE PALSY: ONE WITH AND THE OTHER WITHOUT MIDBRAIN INVOLVEMENT
Emine GENÇ, Ebru APAYDIN DOĞAN, Aysun Hatice AKÇA, Süleyman İLHAN
Sayfalar 97 - 100
Rostral interstisyal medial longitüdinal fasikül, Darkschewitsch nükleusu, Cajal’ın interstisyal nükleusu ve posterior komisura mezansefalik retiküler formasyon içerisinde bulunan ve lezyonları vertikal bakış parezisine yol açan oluşumlardır. Oysa ki, vertikal bakış parezisi bulunan bazı olgularda MR ile mezansefalonda lezyon olmaksızın talamusta infarkt bulunduğunun gösterilmesi vertikal bakışın kontrolünde talamusun da rol aldığını düşündürmektedir. Burada, birisinde vertikal bakış parezisine mezansefalik bir infarktın eşlik edip diğerinde etmediği iki talamik infarktlı hasta sunulmuş, klinik ve MR bulguları ile birlikte tartışılmıştır.
Vertical gaze palsies are known to be resulted from lesions of the rostral interstitial medial longitudinal fasciculus, nucleus of Darkschewitsch, interstitial nucleus of Cajal and posterior commisure, all of which are located in the mesencephalic reticular formation. However, in some cases with acute vertical gaze palsy MRI revealed thalamic infarction without midbrain involvement indicating that thalamus also is involved in the control of vertical gaze. In this report two cases with vertical gaze palsy, one with and the other without associated midbrain involvement were presented and discussed with their clinical and MRI findings.

LookUs & Online Makale
w