ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 28 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 28 (1)
Cilt: 28  Sayı: 1 - Nisan 2022
1.
Kapak
Cover

Sayfalar I - VI

TIP HABERI
2.
Türkiye'de akut inme yönetimi: Mevcut durum ve gelecek projeksiyonu
Acute stroke management in Turkey: Current situation and future projection
Mehmet Akif Topçuoğlu, Atilla Özcan Özdemir
doi: 10.5505/tbdhd.2022.92668  Sayfalar 1 - 13
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
3.
Orta serebral arterin M1 segment tıkanıklığı için hassas bir klinimetrik araç olarak hemiplejinin zamana bağlı kalibrasyonu
Time dependent calibration of hemiplegia as a sensitive clinimetric tool for occlusion of M1 segment of the middle cerebral artery
Sohail Adnan, Mubasher Shah, Syed Fahim Shah, Akhtar Ali, Fahad Naim, Muhammad Hamid
doi: 10.5505/tbdhd.2022.59672  Sayfalar 14 - 22
GİRİŞ ve AMAÇ: Serebral büyük damarlarının tıkanması belirgin derecede konuşma, hareket ve kognisyon yitimine neden olur. Bu araştırmada orta serebral arterin (MCA) proksimal segment oklüzyonunu öngörmede hızlı ve güvenilir olma potansiyeline sahip H3H olarak adlandırılan hemiplejinin zamana bağlı klinimetrik bir ölçeğini sunulmaktadır. Ek olarak H3H performansı Ulusal Sağlık İnme Ölçeği (NIHSS), Los Angeles Motor Ölçeği (LAMS) ve Vizyon, Afazi, İhmal Ölçeği (VAN) ile karşılaştırılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, 170 akut MCA sahası inmesi olan hastada yapılan prospektif ve gözlemsel bir çalışmadır. Proksimal M1 segment ve dal oklüzyonları Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (CT) ile takipte doğrulandı. Her bir ölçeğin M1 segmenti oklüzyonu için tahmin doğruluğu, BBT’nin duyarlılık, özgüllük ve doğruluk oranları ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: 170 hastanın %60'ı erkek, %40'ı kadındı. Ortalama yaş 63±6.1 yıl idi. Kırk hastada geniş M1 segment enfarktı, 130 hastada ise MCA dal enfarktı vardı. H3H ölçeğinin M1 oklüzyonunu tahmin etmedeki doğruluğu (Duyarlılık: %100, Özgüllük: %86), VAN (Duyarlılık: %100, Özgüllük: %81) ve LAMS (Duyarlılık: %100, Özgüllük: %77)'i geçmiş olup NIHSS'den de daha iyi (Duyarlılık: %100, Özgüllük: %72) bulunmuştur. Negatif prediktif değer tümü için %100 idi. Bir hasta için H3H ölçeğini tamamlamak sadece 11±2.7 saniye sürmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut hemiplejinin zamana bağlı kalibrasyonu bize hızlı ve basit olan yeni bir olarak H3H ölçeğini sunmaktadır. H3H’nin MCA'nın M1 segment tıkanıklığının tahmini için doğruluğu diğer ölçeklerle rekabet edebilecek seviyededir.
INTRODUCTION: Large vessel’s occlusion of the brain produces significant disability of speech, mobility and cognition. In this paper, we present a time-dependent clinimetric scale of hemiplegia, denoted as H3H, that’s fast and reliable in predicting large segment’s occlusion of the middle cerebral artery (MCA). We have also compared its performance to the National Institute of Health Stroke scale (NIHSS), Los Angeles Motor scale (LAMS) and Vision, Aphasia, Neglect scale (VAN).
METHODS: This is a prospective observational study in 170 patients of acute ischemic stroke of MCA. Occlusions of large M1 segment and focal branches of MCA were confirmed on computed tomography (CT) scan of the brain. Predictive accuracy of each scale for M1 segment’s occlusion was compared to the brain CT to calculate its sensitivity, specificity and accuracy.
RESULTS: Of the 170 patients, 60 % were males and 40 % were females. Average age was 63 years ± 6.1. Forty patients had infarctions of large M1 segment while 130 patients had focal infarctions of MCA. Predictive accuracy of H3H scale (Sensitivity: 100%, Specificity: 86%) exceeded VAN [Sensitivity: 100%, Specificity: 81%] and LAMS [Sensitivity: 100%, Specificity: 77%] and was better than NIHSS [Sensitivity: 100%, Specificity: 72%]. The negative predictive value was 100% for all. It took only 11 ± 2.7 seconds to conclude H3H scale for a patient.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Time- based calibration of hemiplegia gives us a novel H3H scale that has speed and simplicity. Its predictive accuracy for occlusion of M1 segment of MCA is competitive to other scales.

4.
COVID-19 hastalarında iskemik inme: Tek merkezin bir yıllık tecrübesi
Ischemic stroke in COVID- 19 patients: Single center, one year experience
Taylan Altıparmak, Can Çubuk, Hazal Selvi Çubuk
doi: 10.5505/tbdhd.2022.27879  Sayfalar 23 - 30
GİRİŞ ve AMAÇ: COVİD-19’un klinik özellikleri değişkenlik göstermektedir. Hastalık sıklıkla solunum sistemi semptomları ile prezente olmakla birlikte hastalığın inflamatuar doğası sonucu tromboembolik olaylar da tetiklenebilmektedir. Çalışmamızda bir yıl içerisinde merkezimizde tanı alan ve COVİD-19 ile birliktelik gösteren iskemik inme hastalarının klinik özelliklerini tanımlamayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde bir yıl boyunca iskemik serebrovasküler hastalık tanısı konulan toplam 258 hasta geriye dönük olarak tarandı. Bu hastaların klinik, laboratuar ve görüntüleme bulguları retrospektif olarak değerlendirildi. Toplam 25 hasta COVİD-19 tanısı almış olup, çalışmaya dahil edilmiştir.
BULGULAR: Hastalardan 18'inin COVID-19 RT-PCR sonucu pozitif olarak, 7'sinin ise negatif olmasına rağmen toraks BT'lerinde tipik COVID-19 pnömoni bulguları olması nedeniyle klinik ve radyolojik olarak tanı konulmuştur. Hastaların çoğunluğunda anterior dolaşımda, geniş damar oklüzyonu sonucu enfarkt oluşumu gözlenmiştir. En sık eşlik eden hastalıklar hipertansiyon (%56), diyabet (%44) ve atriyal fibrilasyon (%44) olarak belirlenmiştir. On üç hastada kardiyoembolizm, 9 hastadaysa ateroskleroz inme etyolojisi olarak tespit edilmiştir. NIHSS skoru 10’un üzerinde olan 14 hastadan 13’ü mortal seyretmiştir. CRP (13/25), D-Dimer (15/25) ve Ferritin (14/25) düzeyleri yüksek olan hastalarda mRS>3 bulunmuştur. Hastaların çoğunda (19/ 25) Toraks BT görüntüleme bulgusu CORADS 5 olarak değerlendirilmiştir. Taburculuk döneminde iki hastada mRS 4-5, 9 hastada mRS 0-3 şeklindedir. Toplamda 14 hasta ise mortal seyretmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Prognozu belirlemede önemli parametrelerden biri ilk değerlendirmedeki NIHSS skorları olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, ileri yaş, kadın cinsiyet, beyin görüntülemede geniş damar oklüzyonu varlığı, yüksek CRP, Ferritin, D-dimer seviyeleri, COVID-19 RT-PCR pozitifliği, hipertansiyon ve atriyal fibrilasyon komorbiditeleri olan hastaların prognozu kötü seyretmiştir.
INTRODUCTION: The clinical presentation of COVID-19 varies greatly. Even though, disease cause predominantly respiratory manifestations, because of the inflammatory nature of the disease, it also triggers thromboembolic conditions. We aim to describe the features of COVID-19 positive ischemic stroke patients of 1-year experiences of a single center.
METHODS: A total of 258 patients, diagnosed with ischemic cerebrovascular disease (25 patients of with strokes had respiratory symptoms at initial presentation and COVID-19 diagnosis), were evaluated retrospectively during the study period.
RESULTS: A majority of these patients strokes were in anterior circulation territory and most of them were large vessel occlusion. Eighteen of the patients had positive COVID-19 RT-PCR results, while 7 of the patients had negative results but their thorax CTs made the diagnosis of COVID-19. Hypertension (56%), diabetes (44%), and atrial fibrillation (44%) were the most comorbidities. Thirteen patients stroke etiology was cardioembolism, 9 had atherosclerosis. Fourteen of the patients NIHSS were >10, and 13 of them died. Patients with high levels of CRP (13/25), D-Dimer (15/25) and Ferritin (14/25) had mRS>3 at admission. Most of the patients (19/ 25) had CO- RADS 5 scores at admission. Two patients had mRS 4-5, 9 patients had mRS 0-3 at the discharge period. Fourteen patients died at the hospital period.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The admission NIHSS scores determined significantly the prognosis. Moreover, higher age, women gender, LVO in neuroimagining, high CRP, Ferritin, D-dimer levels, COVID-19 RT-PCR positivity, presence of hypertension and atrial fibrillation comorbidities showed poor outcome.

5.
Serebral venöz trombozlarda, eritrosit dağılım genişliğinin (RDW) tanısal ve prognostik değeri
The diagnostic and prognostic value of red cell distribution width (RDW) in cerebral venous thrombosis
Hale Zeynep Batur Caglayan, Aslı Akyol Gürses, Havva Meltem Mutlucan, İlker Arslan, Zuhre Kaya, Murat Uçar, Bijen Nazliel
doi: 10.5505/tbdhd.2022.04880  Sayfalar 31 - 37
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, üçüncü basamak bir merkezde serebral venöz tromboz (SVT) olan hastalarda tam kan sayımından elde edilen kolay erişilebilir bir parametre olan eritrosit dağılım genişliğinin (RDW) tanısal ve prognostik değerinin değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde takip edilen serebral ven trombozu olan 69 hastanın tıbbi kayıtları incelendi. Demografik özellikler, biyokimyasal parametreler, hemogram parametreleri, etkilenen venöz yapıların lokalizasyonu, başvuru NIHSS skorları ve taburculuk mRS skorları kaydedildi. Ayrıca 60 yaş-cinsiyet uyumlu sağlıklı yetişkinin demografik özellikleri ve hemogram değerleri kaydedildi.
BULGULAR: RDW'nin hasta grubunda(14,58±2,33) kontrollere (12,99±0,76) göre anlamlı derecede yüksek olduğu gösterildi (p<0,001*). Ayrıca hastaların ortalama hemoglobin ve hematokrit değerleri kontrollere göre daha düşük bulundu (p<0.05). ROC eğrisi analizinde, >%13,11'lik bir RDW değerinin, SVT tanısı için %73.9 duyarlılık ve %61.7 özgüllüğe sahip olduğu bulundu (AUC: 0.746 %95 CI: 0.662-0.829, p<0.001). RDW, mRS puanları ile anlamlı bir pozitif korelasyon gösterirken, NIHSS puanları ile ilgili herhangi bir korelasyon tespit edilmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, RDW ile SVT varlığı arasında bağımsız bir ilişki olduğunu göstermektedir. RDW, rutin hemogram incelemelerinden elde edilen basit ve kolay erişilebilir bir belirteçtir ve sonuçlarımız, SVT hastalarında tanısal ve prognostik amaçlar için kullanımını desteklemektedir.
INTRODUCTION: This study aimed to assess the diagnostic and prognostic value of red cell distribution width (RDW)which is an easily accesible parameter obtained from complete blood count in patients with cerebral venous thrombosis (CVT) in a single tertiary center.
METHODS: Medical records of 69 patients with cerebral venous thrombosis who were followed in our clinic were reviewed. Demographic characteristics, biochemical parameters, hemogram parameters, localization of the affected venous structures, admission NIHSS scores and mRS scores at discharge were recorded. Demographic characteristics and hemogram values of 60 age-sex matched healthy adults were also recorded.
RESULTS: RDW was demonstrated to be significantly higher in patient group(14.58± 2.33) when compared to controls(12.99± 0.76) (p<0.001*). Besides, mean hemoglobin and hematocrit values of patients were found to be lower than controls (p<0.05). In ROC curve analysis, an RDW value of >13.11% was found to have a sensitivity of 73.9% and specificity of 61.7% for diagnosis of CVT (AUC: 0.746 95% CI: 0.662-0.829, p<0.001). RDW demonstrated a significant positive correlation with mRS scores whilst no correlation was detected regarding NIHSS scores.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study demonstrates an independent association between RDW and presence of CVT. RDW is a simple and easily accessible marker obtained from routine hemogram examinations and our results support its use for diagnostic, as well as prognostic purposes in CVT patients.

6.
Yeni kuşak oral antikoagülan kullanırken akut iskemik inme gelişen hastalarda mekanik trombektomi sonuçlarının değerlendirilmesi
Evaluation of mechanical thrombectomy results in patients who developed acute ischemic stroke while using new generation oral anticoagulants
Özlem Aykaç, Atilla Özcan Özdemir, Fatma Ger Akarsu, Zaur Mehdiyev, Fergane Memmedova, Fatma Altuntaş Kaya, Ezgi Sezer Eryıldız
doi: 10.5505/tbdhd.2022.63825  Sayfalar 38 - 45
GİRİŞ ve AMAÇ: Direkt oral antikoagülanların, serebrovasküler hastalıkları önlemede etkinlik ve güvenirlikleri gösterilmiştir. DOAC alırken majör damar tıkanıklığı olan hastalarda mekanik trombektominin güvenliğini ve etkinliğini araştırmayı ve hastaların klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2015 ile Aralık 2019 tarihleri ​​arasında Osmangazi Üniversitesi kayıtlarından elde edilen verilere dayalı olarak prospektif toplanan verilerin retrospektif analizi yapıldı. Tüm hastalarda inme etyolojisi kardiyoembolikti. Hastaların demografik bilgileri, klinik ve beyin görüntülemesini ve inme etiyolojisini topladık. İyi klinik sonlanım, üç aylık takipte modifiye Rankin Skalası (mRS) skoru ≤0-2 olarak tanımlandı.
BULGULAR: Çalışmaya140 hasta dahil edildi. Hastalar başvuruda DOAC alma durumuna göre sınıflandırıldı ve gruplar karşılaştırıldı. İki grup arasında temel demografik özellikler, klinik özellikler ve vasküler risk faktörleri açısından fark yoktu, DOAC alan toplam 23 hasta vardı, 2 hasta dışında tüm hastalar düzenli olarak DOAC kullanıyordu. DOAC alan hastaların %69,6'sı ve diğer grubun %84,3'ü tamamen rekanalize edildi (TICI 2b-3) (p=0,18). DOAC olan ve olmayan hastalar arasında intrakraniyal kanama, The Trombolysis in Cerebral Infarction (TICI) skoru ve mortalite açısından anlamlı bir fark gözlenmedi. mRS ≤0-2 olan hastalar DOAK grubunda %26.1, diğer grupta %53,8 idi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.02).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Benzer rekanalizasyon oranlarına rağmen DOAK alan hastalarda 3. ay mRS skorları daha kötüydü. Sonuç olarak, klinik durumun karmaşıklığı göz önüne alındığında, endovasküler tedavinin geliştirilmesi için standart protokoller oluşturmak faydalı olacaktır.
INTRODUCTION: Direct oral anticoagulants have demonstrated efficacy and safety in cerebrovascular prevention. We aimed to investigate the safety and efficacy of mechanical thrombectomy in patients with major vascular occlusion while receiving DOAC, and to evaluate the clinical characteristics and treatment outcomes of patients.
METHODS: A retrospective study of prospectively collected data based on data from the registry of the Osmangazi University was performed between January 2015 and December 2019. All patients have cardioembolic etiology. We collected the demographics, clinical and brain imaging, and stroke etiology. A good outcome was defined as a modified Rankin Scale (mRS) score ≤0-2 at three months follow-up.
RESULTS: 140 patients were included. Patients were classified and compared into two study groups according to DOAC at admission. There were no differences in basic demographics, clinical characteristics, and vascular risk factors between the two groups, A total of 23 patients adherent with DOAC were admitted, All patients, except 2, were using DOAC regularly. 69.6% of the patients receiving DOAC and 84.3% of the other group were fully recanalized (TICI 2b-3) (p=0.18). No significant difference was observed in intracranial hemorrhage, The Thrombolysis in Cerebral Infarction (TICI) score, and mortality between patients with and without DOAC. The patients with mRS ≤0-2 were 26.1% in the DOAC group and 53.8% in the other group. This difference was statistically significant (p=0.02).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Despite similar recanalization rates, 3rd-month mRS scores were worse in patients receiving DOAC. In conclusion, given the complexity of the clinical situation, it would be beneficial to establish standardized protocols for the development of endovascular treatment.

7.
Karotis renkli Doppler ultrasonografide anlamlı darlığı olan hastaların asetilsalisilik asit ve klopidogrel direnç sonuçlarının değerlendirilmesi
Assessment of acetylsalicylic acid and clopidogrel resistance results of the patients with significant stenosis on carotid color Doppler ultrasonography
Fatma Yılmaz Can, Beyza Nur Çetin
doi: 10.5505/tbdhd.2022.57805  Sayfalar 46 - 53
GİRİŞ ve AMAÇ: Asetilsalisilik asit-klopidogrel direnci, antiagregan tedavi almasına rağmen trombosit reaktivitesinin referans aralığından daha yüksek olmasıdır. Antitrombotik ilaçların kullanımına rağmen trombotik olayların devam etmesi antitrombotik direnç kavramına yol açmıştır. Yeteri kadar antitrombotik etki sağlayamama daha yüksek iskemik olayla ilişkilendirilmiştir. Bu çalışma, karotis renkli Doppler ultrasonografide anlamlı stenoz yada oklüzyonu olan hastalarda asetilsalisilik asit-klopidogrel direnç sıklığını ve dirençle ilişkili risk faktörlerini belirlemeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz nöroloji kliniğinde 2019-2021 tarihleri arasında İskemik inme, transiskemik atak tanılarıyla hospitalize edilen hastaların dosyaları tarandı. Karotis renkli Doppler ultrasonografide anlamlı (≥%50) darlığı olan ve asetilsalisilik asit-klopidogrel direnç testi yapılan 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, risk faktörü olabilecek hastalıkları, laboratuar sonuçları, kullandıkları ilaçlar, asetilsalisilik asit-klopidogrel direnç test sonuçları değerlendirildi, direnç sıklığı belirlendi. Yaş, cinsiyet, obesite, diyabet, hipertansiyon, stenoz derecesi, ilaç kullanım süresi, HbA1c, kreatinin, düşük dansiteli lipoprotein, hemoglobin değeri, platelet sayısı, sigara ve alkol kullanımı ile direnç arasında ilişki olup olmadığı araştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 60 hastanın %28,3’ü kadın, %71,7’si erkekti. Yaş ortalamaları 68’di. Hastaların % 65’inde diyabet, %71,7’sinde hipertansiyon, %63,3’ünde düşük dansiteli lipoprotein, %75’inde HbA1c yüksekliği bulundu. 11 hastada (%18,3) asetilsalisilik asit, 12 hastada (%20) klopidogrel direnci saptandı. Asetilsalisilik asit direnci; yüksek yaş grubu (≥67) ve düşük hemoglobin değeri olan (≤12,4) hastalarda anlamlı olarak fazlaydı (sırayla p=0,042 ve p=0,014). Klopidogrel direnci ise kadın cinsiyette anlamlı olarak fazlaydı (p=0,027).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastalarının büyük çoğunluğunda iskemik inme için ikili yada üçlü risk faktörü varlığı görüldü. Öncelikle risk faktörlerine yönelik uygun koruyucu tedaviyle, inme geçirme riskinin düşürülmesi esas hedef olmalıdır. İkinci olarak dirençle ilişkili olduğu saptanan; 67 yaş üzeri hastalar ve kadın hastalarda direnç konusunda daha titiz davranılması gerektiğini; hemoglobin düşüklüğü gibi tedavi edilebilir risk faktörlerinin tedavi edilmesi gerektiğini vurgulamak isteriz.
INTRODUCTION: Acetylsalicylic acid resistance and clopidogrel resistance occur when platelet reactivity is higher than the reference range despite receiving antiaggregant therapy. The continuation of thrombotic events despite the use of antithrombotic drugs has led to the concept of antithrombotic resistance. This study aimed to determine the frequency of acetylsalicylic acid-clopidogrel resistance and risk factors associated with resistance in the patients with significant stenosis or occlusion on carotid color Doppler ultrasonography.
METHODS: The files of the patients who were hospitalized in our hospital's neurology clinic between 2019-2021 due to the diagnosis of ischemic stroke and transischemic attack were scanned. A total of 60 patients with significant (≥50%) stenosis on carotid color Doppler ultrasonography. and who had acetylsalicylic acid-clopidogrel resistance test were included in the study. Age, gender, obesity, diabete, hypertension, stenosis level, drug use period, HbA1c, creatinine, low-density lipoprotein, haemoglobin value, platelet count, smoking and alcohol, and their relationships with resistance were examined.
RESULTS: 28,3% of 60 patients were included in the study were female and 71,7% of them were male. The mean age was found to be 68 Diabetes was determined in 65% of the patients, hypertension was determined in 71,7% of them, elevated low-density lipoprotein was determined in 63,3% and elevated HbA1c was determined in 75%. Acetylsalicylic acid resistance was found in 11 patients (18,3%), and clopidogrel resistance was identified in 12 patients (20%). Acetylsalicylic acid resistance was significantly higher in the patients with older age (≥67) and with low haemoglobin value (≤12,4) (p=0,042 and p=0,014, respectively). Clopidogrel resistance was significantly higher in females (p=0,027).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Firstly, the main goal should be reducing the risk of stroke with appropriate preventive treatment for risk factors. Patients over the age of 67 and female patients need to be more careful about resistance. We would like to emphasize that low haemoglobin levels should be treated.

KISA RAPOR
8.
Kapsüler uyarı sendromu
Capsular warning syndrome
Özge Türk, Vedat Ali Yürekli, Nihat Şengeze
doi: 10.5505/tbdhd.2022.96977  Sayfalar 54 - 58
Kapsüler uyarı sendromu (KUS), tekrarlayan geçici bir laküner sendrom olarak tanımlanan, nadir görülen bir klinik sendromdur. Patofizyolojisi hala yeterince anlaşılamayan bu sendromun en etkili tedavi konusu da belirsizliğini korumaktadır. Kliniğimizde takip edilen üç olgumuzda farklı tedavi protokolleri ile izlenmiş olup nadir görülmesi ve yönetimin zor olması nedeniyle sunmayı amaçladık.
Capsular warning syndrome (CWS) is a rare clinical syndrome, which is defined as a recurrent transient lacunar syndrome. Because of its pathophysiology remains unclear, most effective treatment still cannot be defined. Here, we purposed to discuss three patients who presented with CWS followed with different treatment protocols.

OLGU BILDIRILERI
9.
Talamik hematoma bağlı gelişen akut başlangıçlı hemiballismus: Olgu sunumu
Acute-onset hemiballismus due to thalamic hematoma: A case report
Recep Baydemir, Şeyma Benli, Murat Gültekin
doi: 10.5505/tbdhd.2021.34866  Sayfalar 59 - 62
Akut inme sonrasında hareket bozukluğu nadirde olsa bildirilmiştir. İnme sonrasında en çok bildirilen hareket bozukluğu hemikore-hemiballismustur. Hemikore; vücudun bir yarısını içine alan ani, spazmodik, düzensiz, kısa süreli, parmak, el, kol, yüz, dil veya baş hareketleridir. Ballismus kavramı ise yüksek amplitüdlü, şiddetli, savurma ya da atma şeklindeki hareketleri tanımlar. Hemikore-hemiballismus; kontralateral bazal gangliyonlar, subtalamik nükleus ve talamus gibi lokalizasyonlardaki hasarlar sonucu ortaya çıkabilmektedir. Etyolojisinde nörodejeneratif hastalıklar, vasküler sebepler, metabolik bozukluklar ve genetik hastalıklar araştırılmalıdır. Bu vakada talamik hemoraji sonrasında gelişen ve haloperidol ile tedavi edilen hemiballismus olgusu sunulmuştur.
Rapidly onset movement disorders after acute stroke not very commonly reported. The most commonly reported movement disorder after stroke is hemichorea-hemiballismus. Hemichorea; is sudden, spasmodic, irregular, short-term movements of fingers, hands, arms, face, tongue or head involving one half of the body. Ballismus means high amplitude, violent, tossing or throwing movements. In general, hemichorea-hemiballismus; may occured as a result of damage in localizations such as contralateral basal ganglia, subthalamic nucleus and thalamus in central nervous system. Neurodegenerative diseases, vascular causes, metabolic disorders and genetic diseases should be investigated for its etiology. In this paper, a hemiballismus case that developed acutely after thalamic hemorrhage and successfully responded to haloperidol treatment is presented.

10.
İnfektif endokardite bağlı septik embolide intravenöz trombolitik tedavi uygularsak ne olur? Olgu sunumu
What happens when you treat septic cerebral emboli with intravenous thrombolytic treatment ? A case report
Gülsüm Saruhan, Ayse Güler, Hadiye Şirin, Neşe Çelebisoy
doi: 10.5505/tbdhd.2021.31549  Sayfalar 63 - 67
İnfektif endokardit (İE), endokardın bakteriyel, viral veya fungal mikroorganizmalara bağlı gelişen enfeksiyonudur. Tipik bulguları üfürüm, splenomegali, osler nodülleri, splinter hemoraji, janeway lezyonlarıdır. Bu yazıda ateş yüksekliği sonrasında akut inme ile prezente olan IV rtPA uygulanan multipl serebral-serebellar hemoraji gelişen bir İE olgusunun sunulması amaçlanmıştır. 35 yaşında bilinen DM ve HT öyküsü olan erkek hasta multipl serebral ve serebellar hemoraji nedeni ile kliniğimize yatırıldı. Öyküsünde 2 hafta önce ateş yüksekliği (39-40 derece) gelişmesi üzerine farenjit tanısı ile antibiyotik tedavisi aldığı, ateş yüksekliğinden 1 hafta sonra sağ yan güçsüzlüğü geliştiği öğrenildi. Sağ yan güçsüzlüğü ile başvurduğu merkezde çekilen Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Beyin Magnetik Rezonans Görüntüleme (MRG) normal saptanan hastaya akut iskemik inme tanısı ile İntravenöz-Alteplaz (IV rtPA) uygulanmış. Çekilen kontrol beyin BT de multipl serebral ve serebellar hemoraji odakları saptanması ve hastanın nörolojik skorunda kötüleşme gelişmesi üzerine hastanemize sevk alındı. Ateş yüksekliği etyolojisi net aydınlatılamamış olan ve multipl hemorajik odağı olan hastada infektif endokardite sekonder septik emboli düşünülerek kardiyoloji tarafından ekokardiografi (EKO) yapıldı. EKO sonucunda mitral kapak anteriorunda 1,1x0.7 cm vejetasyon izlenmesi üzerine uygulanan Transözefageal EKO de 1,9x0,9 cm vejetasyon saptandı. Enfeksiyon hastalıkları tarafından antibiyotik tedavisi düzenlendi. Kalp Damar Cerrahisine operasyon açısından danışıldı. Operasyon sırasında yüksek doz heparin kullanımı gerekeceği için hematom rezorpsiyonuna kadar operasyon planlanmadı. İzleminde ateş yüksekliği olmayan kontrol EKO larında vejetasyon boyutlarında küçülme izlenen hastanın izlem kranial BT lerinde hemorajilerinde rezorpsiyon izlendi. Acil servise yüksek ateş ve nörolojik defisit ile başvuran hastalar değerlendirilirken, septik embolizm öncelikle akla getirilmelidir ve ileri inceleme için görüntüleme yöntemleri kullanılmalıdır.
Infective endocarditis (IE) is the infection of the endocardial surfaces of the heart and intracardiac foreign bodies, and is caused by various microorganisms such as bacteria, fungus and viruses. Most common findings of IE include cardiac murmur, splenomegaly, Osler nodes, splinter hemorrhages, and Janeway lesions. Here, we aimed to present a IE case which was misdiagnosed as thromboembolic stroke, treated with intravenous (IV) thrombolytic treatment and developed multiple cerebral and cerebellar hemorrhages. A 35-year-old man with a history of diabetes mellitus (DM) and hypertension (HT) was admitted to our clinic with multiple cerebral and cerebellar hemorrhages. It was found out that the patient was given an antibiotic treatment due to high fever (39-40 oC) and pharyngitis two weeks before admission to our clinic, and a week later he developed right side weakness. As computerised tomography (CT) and diffusion-weighted magnetic resonance imaging (MRI) were normal at the clinic the patient applied with right sided weakness, he was diagnosed with acute ischemic stroke and was given intravenous thrombolytic treatment-alteplase (IV rTPA). Patient was referred to our clinic due to persistent fever, clinical worsening and multiple cerebral and cerebellar hemorrhages in follow-up CT scan. The patient was referred to the Cardiology clinic with the preliminary diagnosis of infective endocarditis. Echocardiography (ECO) showed a thrombotic vegetation measuring 1.1 x 0.7 centimeters (cm) on the anterior mitral valve, and transoesophageal ECO showed a thrombotic vegetation measuring 1.9 x 0.9 on the mitral valve. The patient was referred to Infctious Diseases clinic for initiation of antibiotherapy, and Cardiovascular Surgery clinic regarding the need for surgery. Yet, as the surgery required high-dose heparin application, an operation was not performed. After the treatment, hemorrhage areas were seen to be regressed in follow-up brain CT scan. While evaluating patients who admit to the emergency with high fever and neurological deficits, septic embolism should also be kept in mind at the first visit and imaging methods should be used for further evaluation.

LookUs & Online Makale
w