ISSN 1301-1375 | e-ISSN 2146-9113
Volume : 20 Issue : 1 Year : 2022


Türk Beyin Damar Hastalıkları Dergisi - Türk Beyin Damar Hast Derg: 20 (1)
Cilt: 20  Sayı: 1 - Nisan 2014
DERLEME
1.
İnmede birincil ve ikincil korunma: Diabetes mellitus olgularına yaklaşım
Primary And Secondary Prevention In Stroke: Approact To Diabetes Mellitus Cases
Derya Uludüz, Taşkın Duman
doi: 10.5505/tbdhd.2014.83803  Sayfalar 1 - 6
Diabetes mellitus olgularında metabolik bozulma sonucu ateroskleroza yatkınlığın artması ile mikroanjiyopati ve makroanjiyopati indüklenir. İskemik inme olgularında diabetes mellitus prevalansı %15-33 arasındadır. Diabetes mellitus, özellikle inme için bağımsız bir risk faktörüdür ve ilk inme için rölatif riski (RR) 1.8-6 kat artırabilir. İskemik inme riski diabetli olan kadın olgularda daha yüksektir. Diabetes mellitus olgularında glisemik hedefler kişiye göre ayarlanır; ancak inme veya GİA öyküsü varlığında mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonların azaltılması için HbA1C seviyesi ≤%7.0 olacak şekilde tedavinin düzenlenmesi önerilmektedir. HbA1C seviyesinin ≤%7.0 olması için olgularda, açlık hedef plazma glukoz düzeyleri 4.0-7.0 mmol/L, postprandiyal 2. saatte hedeflenen plazma glukoz düzeyleri 5.0-10.0 mmol/L arasında olmalıdır. Günlük fiziksel aktivite, kilo kontrolü, tansiyon kontrolü, lipid kontrolü ve yaşam şekli değişikliklerine yönelik adımlar tüm diyabet hastalarına tavsiye edilmektedir. Hedeflenen HbA1c seviyesi için sıklıkla medikal tedavi de gerekli olur.
Diabetli olgularda inme riskinin azaltılmasına yönelik olarak Metformin ilk basamakta etkin bir farmakoterapidir. Fibrat ile monoterapi de düşünülebilir. Kapsamlı bir kardiyovasküler risk-azaltımı programının bir parçası olarak diabetes mellitus olgularında kan basıncının ACEI veya ARB hipertansiyon tedavisi ile <130/80 mmHg olması hedeflenir. İlave risk faktörlerine sahip diyabetik erişkinlerin statinler ile tedavisi, ilk inme riskinin azaltılması açısından tavsiye edilmektedir. Diyabetik hastalarda inme riskinin azaltılmasında antiagregan kullanımının yararı henüz net değildir, ancak yüksek kardiyovasküler olay riski olan hastalarda aspirin kullanımı uygun olabilir.
Microangiopathy and m acroangiopathy are induced by increased the tendency of atherosclerosis caused by metabolic impairment. The prerevalance of diabetes mellitus is 15 - 33 % in cases with ischemic stroke. Diabetes mellitus is an independent risk factor especially for stroke an d it can increase the relative risk (RR) 1.8 - 6 times for initial stroke. The risk of ischemic stroke is higher in women with diabetes. Individual adjustment of glycemic targets is performed but treatment regulation as to set ≤ 7.0 % of HbA1C is recommended for decreasing the microvascular and macrovascular complications if the history of stroke or TIA are present. The targeted fasting plasma glucose levels should be ranged from 4.0 to 7.0 mmol/L and the targeted plasma glucose levels at postprandial second hour should be ranged from 5.0 to 10.0 mmol/L. Daily physial activity, weight control, blood pressure control, lipid control and life style changes are recommended to all diabetic patients. Also, medical treatment is commonly needed for targeted HbA1C levels. In diabetic patients, Metformin is an effective first - line pharmacotherapy to decrease the stroke risk. Also, monotherapy with fibrates can be considered. It is proposed to set the blood preassure at < 130/80 mmHg with AC EI or ARB hypertension treatments in diabetic patients. Diabetic adults with additionally risk factors should be treated with statins to decrease the risk of initial stroke. The benefit of antiagregant usage to decrease the stroke risk is not clear yet, ho wever aspirin usage can suitable in diabetic patients with increased cardiovascular event risk.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
2.
Seksen ve üstü yaştaki iskemik inmeli hastalarda ölümle ilişkili faktörler
Mortality-related factors in ischemic stroke patients 80 years of age and older
Yüksel Kaplan, Özden Kamışlı, Suat Kamışlı, Cemal Özcan
doi: 10.5505/tbdhd.2014.92400  Sayfalar 7 - 12
AMAÇ: Bu çalışmada amacımız, 80 ve üstü yaştaki iskemik inmeli hastalarda ölümle ilişkili olabilecek faktörleri araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Ocak 2010-Ocak 2012 tarihleri arasında kliniğimizde yatırılarak izlenen 80 yaş ve üstü 110 iskemik inmeli hasta çalışmaya alındı. Veritabanına kaydedilmiş olan hasta bilgileri retrospektif olarak incelendi. Hastalar ölen ve yaşayanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Yaş, cinsiyet, tekrarlayan inme varlığı, risk faktörleri, klinik sendrom, inme etyolojisi, radyolojik lokalizasyon, yatış süresi ve sistemik komplikasyon varlığı ölümle ilişkili faktörler olarak değerlendirmeye alındı. İki grup bu prognostik faktörler yönünden karşılaştırıldı.
BULGULAR: Klinik izlem sonunda 58 (%52.7) hasta ölmüştü. Hastaların %65.5’i nörolojik nedenlerle, %31’i sistemik komplikasyonlara bağlı ölmüştü.
Yaş ortalaması, cinsiyet, daha önce inme geçirme oranı, risk faktörlerinin görülme sıklığı ve inme etyolojisi yönünden ölen ve yaşayan hastalar karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark yoktu (p>0.5).
Ölen hastalarda, klinik sendromun total anterior sirkülasyon infarktı olması, total MCA infarktı ve hastanın yattığı süre içinde sistemik komplikasyon gelişme oranı yaşayan hastalardan daha yüksek orandaydı ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).

SONUÇ: Bu güne kadar inmeli hastalarda erken ve geç dönem prognozu etkileyen bir çok değişken ortaya konmuştur. Bunların çoğu, ileri yaş gibi değiştirilemeyen faktörlerdir. İleri yaşta olan bir hasta ile karşılaşıldığında bağımlılık ve ölüm oranları üzerine etkili olan değiştirilebilen veya değiştirilemeyen faktörleri ortaya koymak ve bundan yola çıkarak uygun tedavi ve bakım girişimlerine en kısa zamanda başlamak oldukça önemlidir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to investigate mortality-related factors in ischemic stroke patients 80 years of age and older.
METHODS: We reviewed all ischemic stroke patients admitted to our clinic between January 2010 and January 2012. The patients’ database information was retrospectively analyzed. One hundred and ten patients aged older than 80 years with ischemic stroke were included in the study. The patients were divided into two groups based on survival. Age, gender, recurrent stroke, risk factors, clinical syndrome, etiology, radiographic localization, duration of hospitalization, and presence of systemic complications were accepted as mortality-related prognostic factors. The groups were compared according to these prognostic factors.
RESULTS: In the clinical follow-up, 58 (52.7%) patients died; 65.5% died of neurological causes, and 31% died of systemic complications. No significant differences existed between the two groups in age, gender, risk factors, recurrent stroke, or etiology. The frequency of total anterior circulation infarct syndrome was much higher in deceased than living patients (50% and 36.5% respectively;p<0.05). Deceased patients had a statistically significantly higher incidence of total MCA infarct and systemic complications than did living patients (p<0.05).
CONCLUSION: To date, many variables that affect the early and late prognosis in stroke patients have been reported. Many of these factors cannot be changed, such as oldest age. It is important to determine the changeable and non-changeable factors related to disability and death in the oldest age groups. Starting appropriate treatment and care initiatives as soon as possible is also very necessary in the oldest stroke patients.

3.
İnmede dekompresif cerrahi
Decompressive surgery in stroke
Refik Kunt, Erdem Yaka, Vesile Öztürk, Ercan Özer, Kürşad Kutluk
doi: 10.5505/tbdhd.2014.03753  Sayfalar 13 - 17
AMAÇ: Merkezimizde dekompresyon cerrahisi uygulanan akut inme olgularını sunmak ve sonuçları son literatür bilgileriyle birlikte tartışmak.
YÖNTEMLER: Ağustos 2010 – Şubat 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi Nöroloji servisinde izlenen ve 1-11 gün içinde medikal tedaviye rağmen klinik progresyon gelişen 4 kadın, 4 erkek toplam 8 hastaya dekompresyon cerrahisi uygulandı. Hastaların altısına geniş hemikraniektomi + duraplasti, ikisine suboksipital kraniektomi operasyonu yapıldı.
BULGULAR: Orta serebral arter enfarktı olan bir olgu, gelişen yaygın arka sistem enfarktı nedeniyle, bir olgu ise operasyon sonrası gelişen enfeksiyon nedeniyle kaybedildi. Postoperatif izlem süresi 35-95 gün olan diğer hastalarda mRS; iki hastada 2, iki hastada 4 ve birer hastada 3 ve 5 olarak değişiklik gösterdi.
SONUÇ: Olgu sayımız sınırlı olsa da, sonuçlarımız, cerrahi tedavinin hem mortaliteyi azalttığı, hem de bazı hastalarda fonksiyonel iyileşmeyi sağladığını göstermektedir.
OBJECTIVE: Our aim was to present the acute stroke cases carried out decompression surgery and to discuss our results with literature.
METHODS: Decompression surgery was carried out in 8 patients including 4 women and 4 men who followed and clinically progressed despite the medical treatment within 1-11 days in Dokuz Eylül University Hospital Neurology Clinic between August 2010 and February 2012. Extensive hemicraniectomy+duraplasty were performed in 6 patients and suboccipital craniectomy was performed in 2 patients.
RESULTS: One patient with middle cerebral artery infarction died because of widespread posterior system infarction and additionally one patient died due to infection following operation. In remaining patients followed for 35 to 95 days postoperatively, mRS was change 2 points in 2 patients, 4 points in 2 patients, 3 points in 1 patient and 5 points in 1 patient.
CONCLUSION: Although sample size was limited, our results were showed that surgical treatment reduces mortality and helps to provide the functional recovery in some patients.

4.
Ratlarda iskemi reperfüzyon sırasında eritropoietinin platelet dağılım genişliği üzerindeki etkisi
The effect of erythropoietin on platelet distribution width during ischemia reperfusion injury in rats
Constantinos Tsompos, Constantinos Panoulis, Konstantinos Toutouzas, George Zografos, Apostolos Papalois
doi: 10.5505/tbdhd.2014.55264  Sayfalar 18 - 23
AMAÇ: Bu deneysel çalışmanın amacı rat modelinde, özellikle de iskemi reperfüzyon protokolünde, eritropoietini (Epo) test etmekti. Ayrıca molekülün platelet dağılım genişiği (PDW) üzerindeki faydası veya etkisi araştırıldı.
YÖNTEMLER: Ortalama 247,7 gram ağırlığında 40 rat kullanıldı. PDW reperfüzyon sonrası 60. Dakikada (grup A ve C) ve 120. Dakikada (grup B ve D) ölçüldü, A ve B gruplarına değil, C ve D gruplarına Epo uygulandı.
BULGULAR: Epo uygulaması eşleştirilmiş t-testi ile uyumlu olarak (P=0.0196), 2), PDW düzeylerini %0.22 oranında anlamlı şekilde arttırdı [0.034374 % - 0.4056259 %] (P= 0.0214), eşleştirilmiş t-testi ile uyumlu olarak (P=0.0012), 3), reperfüzyon süresi PDW düzeylerini anlamlı şekilde %0.27 oranında azalttı, Epo uygulaması ve reperfüzyon süresi arasındaki etkileşim PDW düzeylerini % 0.06 oranında arttırdı (anlamlı değil) [-0.054648 % - 0.1819207 %] (P= 0.0615).
SONUÇ: Epo uygulaması PDW düzeylerinin kısa süreli etkilerinde anlamlı bir artışa neden olur. Ancak, reperfüzyon süresi bu etkiyi anlamlı derecede zayıflatır. Bunların etkileşimi Epo uygulamasının etkisine benzemektedir. PDW düzeylerindeki değişiklikler hastalık sürecinin değişmesinin bir nedeni midir veya sonucu mudur sorusuna yanıt aranmalıdır.
OBJECTIVE: Aim of this experiment study was the erythropoietin (Epo) testing, on rat model and particularly on ischemia reperfusion protocol. The benefit or the non effect of that molecule was studied hematologically on platelet distribution width (PDW).
METHODS: 40 rats were used of mean weight 247,7 gr. PDW was measured on these time points: on 60 min after reperfusion (groups A and C), and on 120 min after reperfusion (groups B and D), A and B without but C and D with Epo administration.
RESULTS: Epo administration increased significantly the PDW levels by 0.22 % [0.034374 % - 0.4056259 %] (P= 0.0214), in accordance also with paired t-test (P= 0.0196), 2) reperfusion time decreased significantly the PDW levels by 0.27 % [-0.4483669 % - 0.0916332 %] (P= 0.0040), in accordance also with paired t-test (P= 0.0012), and 3) interaction of Epo administration and reperfusion time increased non significantly the PDW levels by 0.06 % [-0.054648 % - 0.1819207 %] (P= 0.0615).
CONCLUSION: Epo administration has significant increasing short-term effects on PDW levels. However, reperfusion time attenuates significantly this effect. Their interaction seems to resemble the action of Epo administration. The following question is whether these PDW levels alterations are the cause or the result of diseases process modification.

OLGU BILDIRILERI
5.
Faktör XIII Eksikliğine Bağlı Tekrarlayan Spontan İntraserebral Kanama
Recurrent Spontaneous Intracerebral Haemorrhage Due To Factor XIII Deficiency
Özge Öcek, Rıfat Reha Bilgin, Oktay Bilgir, Muhteşem Gedizlioğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2014.18291  Sayfalar 24 - 27
Primer intraserebral kanama (İSK)’nın en sık nedeni hipertansiyon (HT)dur(1). Bu etkenler içinde hematolojik nedenler oldukça azdır. Hematolojik nedenler içinde de nadir görülen Faktör XIII eksikliğine bağlı İSK geçiren bir olguyu sunmaya değer bulduk. 36 yaşında kadın hasta hastanemize ani gelişen bulantı, kusma, bilinç bozukluğu, sağ hemipleji nedeni ile yatırıldı. Beyin bilgisayarlı tomografisi(BBT)de sol frontoparietal bölgede hematom izlendi. BT-anjio normaldi. Diğer laboratuvar testleri normal iken FXIII erime testi pozitifti. Antiödem ve taze donmuş plazma (TDP) tedavisi uygulandı. Motor afazi ve hafif sağ hemiparezi ile taburcu edildi. Hastanın bir ay sonraki nörolojik muayenesi olağandı. 3 ay sonra şiddetli baş ağrısı nedeniyle yapılan BBTde sol parietal bölgede yeni bir hematom izlendi. Tekrar TDP verildi. Bu kez nominal afaziyle taburcu edildi. Spontan ve tekrarlayan ISK olgularında hematolojik nedenler mutlaka akla getirilmelidir. Hematolojik nedenlerden koagülasyon bozukluklarına bağlı İSKların tedavisi mümkün ve hayat kurtarıcıdır.
While hypertension is the most common cause of primer ıntracerebral hemorrhage, various rare causes can be cited including hematologic diseases. In this report, a case with recurrent intracerebral hemorrhage due to a rare coagulation defect, factor XIII deficiency is presented. Thirty six year old female patient was admitted to the neurology clinic with sudden onset nausea, vomiting, unconsciousness and right hemiplegia. A large hematoma was seen at the left frontoparietal region on computed brain tomography (CT). CT angiography was normal. All the laboratory tests were normal, except factor XIII clot solubility test being positive. Antiedema and fresh frozen plasma therapy (FFP) were given for several days. After stabilization of the clinical picture, the patient was discharged with motor aphasia and slight right hemiparesis. One month later the patient was seen with normal neurological examination. However, three months later she was admitted to the hospital again with severe headache. CT was repeated and in the parietal lobe, a new hematoma was seen. She was treated with FFP in the same way and discharged 2 weeks later with nominal aphasia. In spontaneous and recurrent ICH cases, hematologic causes must be kept in mind albeit very rare, especially in the young. İt is important to identify coagulation disorders among hematologic causes as their therapy is possible and life saving.

6.
3-B BT anjiografi ile tespit edilen anterior kommunikan arter anevrizmaları ve anterior kommunikan arterin nadir görülen anatomik varyasyonları
Anterior communicating artery aneurysms and an unusual variations of anterior comminicating artery detected by 3-D CT angiography
Hasan Emre Aydın, Emre Özkara, Zühtü Özbek, Ali Arslantaş
doi: 10.5505/tbdhd.2014.70288  Sayfalar 28 - 31
Ciddi mortalite ve morbitide oranına sahip anevrizmal subaraknoid kanama insidansı yaklaşık olarak 10/100 000 popülasyon yıldır ve genelde bir serebral arter anevrizmasının rüptürüne bağlı olarak gelişir. Anevrizmalar morfolojik olarak sakküler, füziform ya da dissekan olarak sınıflandırılır. Sakkuler anevrizmalar genelde hemodinamik stresin maksimum olduğu Willis poligonu damar bifürkasyonlarında yer almaktadır. Beyin damarlarının konjenital anomalileri, anomalili damar duvarına olan basınç artışına bağlı olarak sakküler anevrizma oluşumuyla bağlantılıdırlar. Her ne kadar anterior kommunikan arter (ACoA), anevrizma ve konjenital anomali birlikteliğinin en sık görüldüğü damar olsa da anterior kommunikan arter agenezisi çok nadir görülmektedir. Burada, biz subaraknoid kanama sonrası üç boyutlu bilgisayarlı tomografik anjiografi ile tespit ettiğimiz anterior kommunikan arterin anevrizma ile ilişkili nadir görülen anatomik varyasyonlarını sunduk.
Aneurysmal subarachnoid haemorrhage which has a serious mortality and morbitity ratio, occurs approximately 10/100 000 population per year and it is usally caused by rupture of a cerebral artery aneurysm. Aneurysms are classified sacculer, fusiform or dissecan by morphlogical description. Vascular congenital anomalies of the cerebral vessels contribute to saccular aneurysm formation by increasing hemodynamic stress on the vessel wall. Although anterior communicating artery (ACoA) is the most seen site of vascular anomalies associated with aneurysmal formation, the agenesis of the anterior commmunicating artery is very rare. Here, we present unusual anatomical variations of ACoA detected by three-dimensional CT angiography after subarachnoid hemorrhage.

7.
Anevrizmaya bağlı bilateral anterior serebral arter bölge enfarktını takiben gelişen akinetik mutizm: Olgu Sunumu
Akinetic Mutism Following Bilateral Anterior Cerebral Artery Territory Infarction Due to Aneurysm: A Case Report
Zeynep Özözen Ayas, Kıyasettin Asil, Yakup Ersel Aksoy
doi: 10.5505/tbdhd.2014.22931  Sayfalar 32 - 35
İnmede nadir bir lokalizasyon olan bilateral anterior serebral arter (ASA) bölge enfarktında daima anterior kominikan arter (AcoA) anevrizmasını araştırmak için harekete geçilmelidir. En yaygın nörolojik bulgular karşı taraf alt ekstremitede belirgin güç kaybı, davranış bozuklukları, motor eylemsizlik, suskunluk, inkontinans, yakalama refleksi, yaygın rijidite, ve akinetik mutizmdir.
Biz son birkaç gündür sol tarafta güçsüzlük ve konuşmada azalma ile başvuran 38 yaşında kadın hastayı sunduk. Hastanın sigara içiciliği ve morbid obezitesi vardı. Herhangi bir tanı almış hastalığı yoktu. Nörolojik muayenesinde sol ekstremitelerde bacağın koldan daha fazla etkilendiği güçsüzlük, spontan konuşma ve hareketin olmadığı akinetik mutizm tablosu ve yakalama refleksi vardı. Bilgisayarlı beyin tomografisinde sağda sola göre daha fazla olan singulat girusun da etkilendiği bilateral ASA enfaktı ve interhemisferik fissürde subarakniod kanama görüldü. MR anjiografide AcoA anevrizmasına ait görüntü tespit edildi.
Nadir bir lokalizasyon olan bilateral ASA enfarktlı hastayı sunduk ve klinisyenler kanayabilecek olan AcoA anevrizmasının varlığı ile akinetik mutizm, primitif refleks gibi farklı belirti ve bulgular konusunda dikkatli olmalıdır.
BACKGROUND AND PURPOSE: Bilateral anterior cerebral artery (ACA) territory infarction is rare localization in stroke which should always prompt a search for an anterior communicating artery (ACoA) aneurysm. The common neurological manifestations are contralateral weakness predominate in the lower extremite, behavior disturbance, motor inertia, muteness, incontinence, grasp reflex, diffuse rigidity, akinetic mutism.
CASE DESCRIPTION: We describe a 38-year-old woman presented with a left sided hemiparesia and decrease of speech for last days. She was a smoker and morbide obese. She had no any diagnosed disease. Her neurological examination had weakness of left extremites affected leg more than the arm and akinetic mutism like as no spontaneously speech and move and grasp reflex. CT showed bilateral ACA infarction which included cingulate gyrus, the right side more than left and subarachnoid hemorrhage in the interhemispheric fissure. MRI angiography showed the appearance of AcoA aneurysm.
CONCLUSION: We report a patient with bilateral infarction in the ACA which a rare localization and clinicians must be alert to exist AcoA aneurysm which may bleed, different symptoms and signs like as akinetic mutism, primitive reflexes.

8.
Transkranial renkli Doppler ultrasonografide “polis çakar lambası (flaşör) işareti”: Beyin ölümü doğrulaması için az tanınan bir bulgu.
Beacon signal in transcranial color coded ultrasound: A sign for brain death
Mehmet Akif Topçuoğlu, Ethem Murat Arsava
doi: 10.5505/tbdhd.2014.91885  Sayfalar 36 - 37
Bu olgu aracılığıyla beyin ölümü tanısını doğrulayan ancak yeterince iyi bilinmeyen bir transkranial renkli Doppler ultrasonografi bulgusu olan flaşör işaretini tanıtıyoruz. Bu ve benzeri paternlerin bilinmesi yatak başı veya nörolojiye özel amçalara yönelik ultrason kullanımının knobolojik doğasının bir gereğidir.
A widely under-recognized brain-death confirming transcranial ultrasonography pattern resembling the red-blue beacon signal was demonstrated. Familiarity to this distinct and characteristic ultrasonic pattern seems to be important in the perspective of point-of-care neurological ultrasound use and knobology.

9.
Orak hücre anemili hastada kronik otitis media komplikasyonu olarak gelişen lateral sinüs trombozunda pediatrik Foley sonda ile trombektomi yaklaşımı
Thrombectomy approach using pediatric Foley catheter in lateral sinus thrombosis developed as a complication of chronic otitis media in a patient with sickle cell anemia
Ercan Akbay, Cengiz Çevik, Mehmet İhsan Gülmez, Ertap Akoğlu
doi: 10.5505/tbdhd.2014.08108  Sayfalar 38 - 41
Lateral sinüs tromboflebiti (LST) kronik otitis medianın nadir gözlenen intrakraniyal bir komplikasyonudur. Geniş serilerin fazlaca bulunmadığı göz önüne alındığında yapılacak cerrahi yaklaşım konusunda yazılmış tek olgu sunumları bile yol gösterici olabilmektedir. Bu olgu sunumunda LST nedeniyle cerrahi uygulanan 46 yaşındaki orak hücre anemili erkek hastada transvers sinüs içerisindeki enfekte trombüsün foley kateter yardımıyla temizlenmesi tartışılacaktır.
Lateral sinus thrombophlebitis (LST) is a rarely seen intracranial complication of chronic otitis media. Even single case report may guide in this entity given the lack of larger series. In the present manuscript, we will discuss removal of infected thrombus localized in transverse sinus via Foley catheter in a 46-years old man with sickle cell anemia underwent surgery due to LST.

LookUs & Online Makale
w